Ötekileştirilen Kadınlar

Yeryüzünün şekillenmesinden günümüze, kadının Dünya’daki yeri ve duruşu, birçok efsaneye ve hikâyelere konu olmuş, tartışmaların odağında tutulmuştur. Kadının ilk yaratılış öykülerinden tutun, yeni Dünya hikâyelerine kadar, cezalandırılan anlayışların merkezinde hep kadınlar tutulmuştur.

Âdem ile Havva’nın, ‘yasak elma’nın neden olarak gösterildiği cennetten kovulmaları mevzusunu bilmeyen yok sanırım.

Havva ile Âdem’in yaradılışı, cennetin en güzel bahçesindeki yaşamları, her şeyin sınırsız bahşedildiği, sadece yasak elmanın yenmemesi gerektiği, aksi halde… Geldiğimiz son nokta ve biz…

Havva’nın, ‘Âdem’den yaratıldığı, hatta kaburgasından türetildiği kutsal kitap olan Kuran’da belirtilse de, Âdem’in Allah tarafından dolaysız bir anlatımla topraktan yaratıldığı da yazıyor.

‘BİR KABURGA PARÇASI’

Allah’ın Havva’yı Âdem’in kaburga kemiğinden yaratması aslında, Âdem’in çocuklarından olan erkeğin, kadını kendinden bir parça olarak görüp, koruyup, kollaması için olduğu vurgulansa da, erkek hegemonyasının hüküm sürdüğü bir dünyada kadın, ikinci sınıf insan muamelesi görmekten kurtulamamış, erkekler tarafından ‘bir kaburga parçası’ olarak görülmüş ve aşağılanmıştır.

Ötekileştirilen kadın, sadece Havva ile sınırlandırılmamış, birçok efsane, kitap ve öyküde de, kadının ilk yaradılışından itibaren dışlanmaktan kurtulamadığı görülür.

ÂDEM’İN İLK KARISI LİLİTH VE EŞİTLİK MÜCADELESİ

Havva’dan önce Âdem’in ilk karısı olan Lilith de bu dışlanmadan, ötekileştirilen anlayıştan nasibini almıştır. Birçoğumuzun tanımadığı, belki de ismini ilk defa duyduğu Lilith, Âdem’in ilk karısıdır ve Âdem’in kaburgasından falan da yaratılmamış. Âdem ile aynı şartlarda, aynı maddeden, yani çamurdan yaratılmıştır.

Musevilik ve Hıristiyanlıkta önemli bir yeri olan ve efsanelere konu olan Lilith’in, Âdem’in ilk eşi olarak Tanrı tarafından, Âdem ile aynı anda çamurdan yaratıldığı belirtiliyor. Lilith’nin İslam inancında yeri yok. Sadece Tevrat’ta adından bahsediliyor. Eşitlik iddiasında bulunan ilk insan, ilk kadın olan Lilith’in tek isteği ise, erkekle yani Âdemle aynı şartlarda eşit olmak. Çünkü yaradılış şekillerinin bile aynı olması, (Âdem’in bir parçası olan kaburgasından değil, aynı çamurdan yaratılması) onunla eşit olma arzusunu haklı kılmıştır.

PEKİ, LİLİTH KİMDİR VE HİKÂYESİ NEDİR?

Efsaneye göre; “Tanrı insanı başlangıçta Âdem ve Lilith olarak çift yaratır. Tanrının bir lütfu olarak Lilith ve Âdem cennet bahçesinde birlikte yaşamaya başlar. Ancak bu birliktelik mutlu bir beraberlik değildir. Anlaşmazlık sebepleri, günümüzde boşanma davalarında ileri sürülen gerekçelerden pek farklı değildir. Âdem, Lilith’in olaylara neden kendisinden farklı yaklaştığını anlayamaz. Onu kendisine hizmet etme, bahçeyi bakımlı ve düzenli tutma konusunda tembel ve isteksiz olmakla suçlar. Kısacası anlaşmazlık sebebi, Âdem’in sürekli olarak kadına üstünlük taslaması, ona hükmetmeye çalışmasıdır.”

Lilith ise Âdem ile de aynı topraktan yaratıldığı için eşit olduklarını savunur ve Âdem’in kendisine üstünlük taslamasına bir anlam veremez.

Lilith, sonunda birlikte yaşamalarının imkânsız hale geldiğine karar verir ve gider. Gider gitmesine fakat milyon yıllar boyunca kötü kadın imajından kurtulamaz.

Tarih kitaplarında haksızlığa ilk başkaldıran, eşitlik noktasında ilk isyan eden kadının isminin dahi anılması, kötülüğün simgesi sıfatıyla eşdeğer tutulur.

Öyle ki insanlığın ilk yüzkarası sıfatını taşıyan, Habil’i öldüren Kabil’in annesi, Lilith olarak anılır.

Efsaneye göre, Havva ise Lilith’den sonra Lilith’in yerini dolduran ve ona tıpa tıp benzeyen kadındır.

Aslında, ister Lilith, ister Havva, ya da başka bir efsanenin başkaldıran başka bir kadını, kimin ne şekilde yaşadığı, hangisinin gerçekdışı, hangisinin gerçeği yansıttığının bir önemi yok. Nedeni; verilmek istenen mesajın, kadının yaradılışından günümüze kadar, öteki sıfatı ile dışlandığı gerçeğidir.

Kadına olan bu bakış açısı sadece yukarıda belirtilenlerden ibaret değil.

İnsanın Dünya’ya ilk var olduğu günden bu güne, anne olma vasfının verdiği kutsal duruşu hiçe sayılmıştır.

Kimi “yaradılış hatası” dedi, kimi “cehennemin kapısı”, kimine göre “Cennetteki Huri”dir kadın. “Kadınlara mı gidiyorsun? O halde kırbacını elinden eksik etme” diyenler de oldu.

Sonuç itibari ile eşitliği ve adil yaşam hakkını isteyen kadınların sonu hep hazin olmuştur. Lilith gibi.

Bunun en önemli ve somut örneği ise, 8 Mart 1857’de ABD’nin New York kentinde, iyi çalışma koşulları için başkaldıran 129 kadının diri diri yakılmasıdır.

Kadına yapılan zülüm sadece 8 Mart’la sınırlı değil. Dünya savaşlarında, Mezopotamya'da, Irak'ta, Suriye’de, Kore’de, Doğu ve Batı’da, Avrupa’da, Asya’da fatura en çok kadınlara kesilmiştir. Son elli yılda öldürülen kadın sayısının, yirminci yüzyılın bütün savaşlarında ölen erkeklerden daha fazla olduğu gerçeği yaşananların hazin ve barbar boyutudur.

Trajikomik olan ise, kadınları doğduğuna pişman eden biz erkeklerin, bu kadar çok 8 Mart mesajları paylaştığı dünyada, hala kadın sorunun olmasıdır.

Din, dil, ırk, mezhep ve cinsiyet ayrımının yaşanmadığı, daha insani bir dünya dileğiyle.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun.

YORUM EKLE

Tıkla, Demokrat Haber’e Şimdi Destek Ol >>>