"Onun Adı Petrunya"

Biraz önce harika bir film seyrettim. Bir daha emin oldum ki kadınlar tekrar, yeniden dünyayı ele geçirecek. Yavaş yavaş bir örümceğin ağını örmesi, doğanın durmadan hayata yürümesi gibi, erkeklerin savaşarak, katliam yaparak, yaraladıkları dünyayı yeniden iyileştirecek ve dünyayı yeniden yaşanabilir bir hale getirecekler.

Seyrettiğim filmin adı Onun Adı Petrunya. Bir kaç ülkenin katıldığı ortak yapım. Hikaye Makedonya’da geçiyor. Adından anlaşılacağı gibi bir kadın hikayesi.

Yönetmen Teona Strugar Mitevska aynı zamanda yapımcısı olan ablasının sayesinde filminin hikayesi olan gerçek konudan haberdar olmuş.

Makedonya’da Ortodoks geleneğine göre Ocak ayının 19’unda gerçekleşen Teofanya Bayramı sırasında yörenin gölüne hatta havuzuna yörenin papazı bir haç atar, yörenin erkekleri de suya dalıp bu haçı çıkarmak için birbirleri ile yarışırlarmış. Haçı ilk önce bulup çıkaranın o seneyi mutlu ve bereketli geçireceğine inanılırmış. Film 2019 yılında çekilmiş. Ondan birkaç sene önce bu törende bir kadın suya atlayıp haçı çıkarmış. Makedonya’da bu olay büyük infial yaratmış. Geri vermesini istemişler kadından haçı. Kadın itiraz etmiş. Mutluluk benim de hakkım, demiş. Ben onlardan daha iyi yüzüyorum. Haçı ben çıkardım. Benim, demiş. Kimseye onu geri vermeyeceğim.

Bizim seyrettiğimiz hikayede Petrunya dindar baskıcı bir annenin kızı. 32 yaşında tarih bölümünden mezun, işsiz bir kadın. Annesi onun işe girmesini istiyor. Onun şişman olmasından, hala evlenmemiş olmasından utanıyor. Petrunya diyor ki ben senin kızınım, senin vajinandan çıktım. Şişman olduğum için mi benden utanıyorsun? Ben çıplak özgür hissediyorum kendimi. Elimden gelse bütün gün çıplak gezmek isterdim.

Annesi onu teyzesinin komşusunun iş yerine gönderiyor. Torpille işe girmesi için iki kadın ricacı olmuş. Petrunya, annesinin baskısı ile gidiyor iş görüşmesine.

Kadın güzel giyinmesini, yaşını olduğundan küçük söylemesini tembihliyor.

Patron diyor ki, güzel değilsin, berbat görünüyorsun. İşi de bilmiyorsun. Üstelik seninle yatma ihtimalim de yok. Seni işe alamam.

Eve giderken bu törene rast geliyor Petrunya. Hiç düşünmeden suya atlayıp erkeklerden önce haçı buluyor ama başka bir erkek onun elinden alıp, ben buldum diye sevinç gösterisinde bulunuyor. Suyun içinde sadece Petrunya kalıyor. Bağırıyor, itiraz ediyor. Suyun kenarındaki bir sürü erkek var. Hepsi uzun süre onu görmezden geliyor. Petrunya da haçı alıp kaçıyor. Sonunda onu buluyor ve polis gücüyle haçı elinden almak istiyorlar.

Polis komiseri, papaza diyor ki onu tutuklayabilmem için çaldığını söylemeniz lazım. Ben kanunu temsil ediyorum. Başka türlü işlem yapamam.

Olaya şahit olan bir gazeteci kadın, kadın haklarının erkekler tarafından ihlal edildiğine güzel bir örnek teşkil ettiği için, konuyla ilgileniyor ve Petrunya’nın yanında ona yardım etmek istiyor.

Petrunya başlangıçta mevzuyu anlayamıyor. Haçı kazandığı için insanların bu kadar gürültü koparmasına kafası basmıyor. Onu korkutmak istiyor polisler. İçlerindeki en haydut kılıklı gözü pek polis, onunla tek başına konuşuyor. Sen diyor, kurtla kuzunun hikayesini biliyor musun? Biliyorum diyor, Petrunya. İşte diyor, sen kuzusun. Bir kuzu ortalığı karıştıramaz. Hayır diyor Petrunya ben kuzu değilim. Belki de kurt kuzu kılığına girmiştir. Polis ona sözlü şiddet uygulayınca, baskıyı arttırınca, diğer polisler gelip adamı odadan çıkarıyorlar. O zaman Petrunya farklı, kendinden emin bir yüzle kameraya bakıyor. O zaman diyorsunuz ki bu kız değişti. Artık o bir kurt.

Kendisi de zaman ilerleyince kendisinin cesur olduğunu söyleyen bir polise ben hayvani bir hisle atladım suya diyor. Başka bir polise de diyor ki artık kendimi bir kurt gibi hissediyorum.

Karakolun dışında törene katılan genç erkekler çıldırmış gibi Petrunya’ya hakaretler yağdırıp onun dışarı çıkmasını bekliyorlar. Fahişe diyorlar, evde kalmış diyorlar.

Onlar için güçlerini, erkekliklerini aşağılayan bir durum Petrunya’nın suya dalması ve kazanması. Zaten durumu kabul etmiyorlar. Çaldı diyorlar.

Filmin sonunda Hristiyanlığa laf sokan metafor bir hal var izlemenizi hararetle öneririm.

Kadının toplumda bir adım geri bırakılmasında Hristiyanlığın büyük katkısı olmuş. Müslümanlık zaten iki kadını şahit göstermeyi şart koşmuş. 9 yaşındaki çocuğu kendine eş görmüş.

Erkeklerin kadınlardan korkmasının temel sebebi cinsellik bana göre. Önceleri kendi kendine çocuk doğurduğuna inandıkları kadının bu gücünde kendi katkılarının da olduğunu öğrenince şaşkınlıklarını üzerinden atan erkekler bereket tanrıları olarak bol memeli koca kalçalı heykellerin yanına kocaman fallusları olan heykeller yapmaya başlamışlar. Sonrası savaşlar katliamlar olmaya devam etmiş. Halimiz ortada işte.

Güzel günlerde görüşelim ve görüşmelerimiz iyiliklere vesile olsun.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Sevda CORA
Sevda CORA - 6 ay Önce

Muhteşem

Demokrat Haber’e Patreon'dan bağış yapabilirsiniz > > > > >