Ölü Canlar, Saraylar, Yoksullar

Abone Ol

Ölü canların üzerine bina edilen çılgınlık ve şatafat mekanları olarak tanımlıyorum ''sarayları.'' Tarihte izlerini araştırdığımızda karşımıza mutlu mesut nağmeler çıkmıyor, çığlık, ağıt ve haykırış çıkıyor.

Bu saraylar zenginliği, fanteziyi, tutkuyu, aç gözlülüğü, öfkeyi ve cinayeti simgeliyordu.

Nefsin en berbat hallerini bir araya toplayan, imparatorları kana susamışlığa ve zalimliğe sürükleyen şey neydi?

Sebep politik güvensizlik miydi?

Bu öfkeli tiranlar dünyanın merkezine oturacak gücü nereden bulmuşlardı?

Aşırılığın göstergesi olan bu saraylar her türlü suçu işleyebilecek ve cezalandırılmadan hayatlarına devam edebilecek bir kudrete sahip olduklarını bilen imparatorların egolarını tatmin edebilecek ölçüde muhteşemdi.

Halkın nezdinde bu inanç sarsılmazdı...

*****************

İmparator Tiberius...

Dış dünyadan kendisini soyutlayan karanlık, münzevi ve kasvetli yönetici Tiberius, kendine rakip gördüğü hemen herkesi uçurumdan aşağı atardı.

İmparatora karşı gelenler "sahte ihanet suçlamalarından" yargılanıp ölüme mahkûm edilirdi. Sürgün edilenler göç yollarında öldürülürdü.

''Sahte ihanet suçlaması'' ilk adımda bana Tayyip Erdoğan'ı anımsattı. İktidarının bütün kabahatlerini bir ihanetçinin arkasında gizleme sanatında pek mahir zira.

Bir senato üyesi üzerinde Tiberius'un resmi bulunan parayla tuvalete girdiği için cezalandırılmış, akla hayale gelmeyen işkencelerle can vermiştir.

Saraylardan taşan muazzam bir kan tutkusu, ve bu tutkuyu inanç gibi benimsemiş yüz binlerce insan vardı.

Bir tek kuş sütünün eksik olduğu saray ziyafetlerinde Tavus kuşu etinden, Flamingo diline, içkiye kadar her türlü gıda mevcuttu.

Akla hayale gelmeyecek her türlü cinsel fantezileri bu saraylar da görmek mümkündür.

Hatta bazı sarayların bahçesinde bir genelev bile bulunurdu. Saraylarında su gibi para harcayarak kaynakları kurutan tiranlar için bunlar kimi zaman geçim kaynağıydı.

******************

İmparator Caligula...

İmparatorluğun ilk günlerinde halk tarafından çok seviliyordu. Önceki tiran halkı bıktırmış, insanlarda dayanacak hal kalmamıştı.

Ancak onda da zorbalık eğilimi vardı. Ülkeyi yönetme işinde başarılı oldukça içindeki bu potansiyel yavaş yavaş açığa çıktı.

At yarışlarına meraklı olan Caligula, devletin bütün imkanlarını bunun için seferber ediyordu. Vahşi aslanların beslenmesi için yeterli et kalmadığını öğrenince mahkumların aslanların önüne yem olarak atılmasını emrederdi.

Aşırı savurganlığı, tuhaflığı, ahlaksızlığı ve acımasızlığıyla tanınan Caligula, despotluğuyla hatırlanacaktı nitekim.

Bunu da o zamanlar Roma'da yeni bir din olan Hristiyanlar'a ödetti. Yüzlerce insan Hristiyan olmanın cezasını çarmıha gerilerek, yırtıcı hayvanların önüne atılarak ya da diri diri yakılarak ödedi.

******************

İmparator Neron...

Sonu hüsran olsa da, Neron'un gelişi de coşkuyla karşılanmıştı. Belki de bilinmeze yakılan bir ağıttı bu, ya da iyi günlere adanmış bir adak...

En büyük tutkunlarından biri müzikti. Halkına saatler süren konserler verirdi. Konser sırasında seyircilerin kalkması yasaktı. Hamile kadınların doğum yapması ve ölüm dışında hiçbir mazeret kabul edilmezdi.

Halkın sebepsiz coşkusu kısa sürede yerini yaşanmakta olan vahşete ve zorbalığa bırakacaktı.

Neron'un kendisinden önce gelen tiranlardan hiçbir farkı yoktu. Aynı düşkünlük, aynı sapkınlık, aynı kan dondurucu acımasızlık...

Tek fark hastalık boyutundaki müzik tutkusuydu, gel gör ki bu tutku tarihin en büyük felaketlerinden birine sebep olacak, Roma büyük yangınla günlerce yanıp kül olacaktı.

Ve en büyük müzik performansını imparatorluk sarayını da kapsayan büyük yangın sırasında sergilediği söylenir. Roma halkının büyük çoğunluğu bu yangını Neron'nun çıkardığını düşünüyordu. Yangın sırasındaki rahat tavırları da bu algıyı tetiklemiştir.

Yangını Neron'nun çıkarmasını gerektirecek durumlarda söz konusuydu. Yangının sebep olduğu tahribat Neron'a halkına yardım edip ününü artırma şansı verebilirdi.

Ancak beklentilerinin tersine büyük yangından sonra kendisini uğursuzlukla suçlayan halkın tepkilerini yatıştırmak için korkunç bir trajediyle sonuçlanacak katliamlara girişti.

Neron'nun ünü yavaş yavaş sarsılmaya başladı. Bir gece yarısı uyandığında sarayda tek başına olduğunu fark etti. Herkes onu terk etmişti. Dışarı çıkıp artık dostum ve arkadaşım kalmadı mı diyerek bağırıp sonra da çıplak ayakla kaçmaya başladı.

Bir süre sonra senatonun kendisine ölüm cezası verdiğini öğrendi.

Askerler kendisine yaklaşırken " dünya ne büyük bir sanatçıyı kaybediyor" diyerek kendisini boynundan bıçaklayarak öldürdü.

******************

''Haybeden saygınlık beklentisi tiranlık hastalığı olarak kayıtlara geçmelidir.''

"Ateş etmeyin! Ateş etmeyin! Ben Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin! Ateş etmeyin!"

Saddam Hüseyin'in yakalandığı andaki ilk sözleri bunlar olmuştu. İktidarı devrilmişken bile kendisini iktidar sahibi olarak görmesi "diktatör hastalığı" olsa gerek!

Roma İmparatorluğunda tiranların ve kiliselerin gölgesinde bilimsel kuramlar yargılanıp ateşte yakılırken, bir başka imparatorluk şaşırtıcı bir biçimde dini özgürlük mekanı haline geliyordu.

Müslüman Hindistan'da yüz milyondan fazla insana hükmeden ve dünya kıralı olarak tanınan Şah Cihan, özgür düşünceye önem veriyordu, bütün inançlara açıktı...

Aşk, bereket ve özgürlük Şah'ın hükmettiği imparatorluğun parametreleriydi. İnsanlar mutluydu, özgür ruhlarıyla huzurluydu.

Ancak iyi kalpli Şah'ın mutluluk düzeni yıkılacaktı. Akli dengesini kaybettiği gerekçesi ile oğlu Avrangazab tarafından tahtan indirilerek Agra Kalesi'nde oda hapsine mahkûm edilmiştir.

Hoşgörüsüz bir Müslüman olan Avrangazab, İslami kanunların sert yönlerini tüm Hindistan'a zorla kabul ettirmek istiyordu. Avrangazab'in düşünce özgürlüğüne tahammülü yoktu. Ona göre düşünce özgürlüğü, gücü açısından tehlike demekti.

Bilimsel olan her şeyi yasakladı. Yoluna çıkan herkesi yok etti. Hindu tapınakları, resim, astroloji, tarih araştırmaları yasaklandı.

Müziği bile yasakladı. Resmi törenle müzik aletlerini toprağa gömdü. Avrangazab şöyle diyecekti; müziği toprağın o kadar altına gömün ki bir daha duyulmasın o günahkar ses.

Şah Cihan, düşünce ve inanç özgürlüğü için tüm gücünü kullanmıştı, aynı güç oğlunun elinde zulme, yasağa, ölüme ve trajediye dönüşmüştü. Yok edici ve baskıcı bambaşka bir düzen oluşmuştu.

*******************

Bir kişinin iradesine bağlı olan bir sistemde hürriyet ve düşünce özgürlüğünün güvencesi asla olmaz. Bunun için kişilerin insafı değil yeni ve özgür bir yönetim şekli gerekiyor.

Zalim tiranlar ve despot yönetimler kölelik dışında hiçbir hakkı olmayan kalabalıklardan korkuyorlar. Güvensizlik duygusunu yenmek için insanlara güven içinde olduğunu gösterme ihtiyacı duyarlar. Bunu hissettirmek için halkıma her türlü ahlaksızlığı, ve baskıyı yaparım çünkü ben yöneticiyim, her şeyi yapma hakkına sahibim ve insanların ne düşündüğü benim umurumda değil diye düşünürler.

Sanırım kişilerin yönetimlere ilham olamayacağının en iyi örneği; Şah Cihan ile oğlu Avrangazab'ın diyalektiğidir. Yönetim mekanizması demokratik esaslara dayanmadığı zaman, birinin yönetimindeki mutluluk bir başkasının eliyle zulme ve yok edici sertliğe dönüşebiliyor.

Dünyada her yıl 2.6 milyon çocuğun gıda yetersizliğinden öldüğü, bir milyar insanın evsiz olduğu trajik bir modern çağı yaşıyoruz. Bolluk ve bereketin hala saray heveslisi ''diktatörler'' tarafından yağma edildiğini ise hüzünle izliyoruz.

''İtibarda israf olmaz'' diyerek bin odalı sarayında zenginliği, fanteziyi, tutkuyu, aç gözlülüğü ve öfkeyi matahmış gibi yoksullara pazarlayan modern çağın muktedirlerine ne demeli..?

Onu da siz söyleyin!

{ "vars": { "account": "UA-51532466-3" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }