Olaf Scholz: SPD'den daha çok beğenilen başbakan adayı

...

Güncel 26.09.2021 - 22:33 26.09.2021 - 22:44

Sosyal Demokrat Parti'nin (SPD) başbakan adayı Olaf Scholz, Angela Merkel liderliğindeki Hristiyan Birlik (CDU/CSU)-SPD koalisyonunda 2018 yılından beri maliye bakanlığı ve başbakan yardımcılığı görevlerini yürütüyor. 

Scholz, seçim kampanyası sırasında da hükümetteki görevlerine devam etti. Kuzey Ren-Vestfalya ve Rheinland-Pfalz eyaletinde temmuz ayında yaşanan sel felaketi sonrasında bölgeye giden Olaf Scholz, milyarlarca euroluk yardım sözü verdi. Maliye Bakanı Scholz, dördüncü koronavirüs dalgasının başladığı Almanya'da sıkıntı yaşayan şirketlere, pandemi bağlantılı kredi ve mali desteği yıl sonuna kadar uzatmayı vadetti. Maliye Bakanı olarak Washington'da küresel asgari vergi için müzakereler yürüttü, küresel vergi konusunda anlaşmaya varılan G20 zirvesinin düzenlendiği Venedik'in lagünlerinde sürat motoru ile dolaştı. 

SPD, seçim kampanyasında Olaf Scholz'un hükümetteki sorumluluğuna odaklanıyor. Sosyal demokratlar, başbakan adayları için seçmene "İşini yapıyor ve işinin üstesinden gelebiliyor" mesajı veriyor. 

ADAY GÖSTERİLMESİ SÜPRİZ OLDU

SPD eş genel başkanları Saskia Esken ile Norbert Walter Borjans'ın, Maliye Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Olaf Scholz'u Ağustos 2020'de, 26 Eylül 2021'de yapılacak genel seçimlerde başbakan adayı olarak göstermeleri sürpriz olmuştu.
Öncelikle Scholz'un aday olarak gösterilmesinin zamanlaması hayli şaşırtıcı oldu. Scholz'un adaylığı açıklandığında seçimlere daha 13 ay vardı. Bu oldukça uzun sayılabilecek süre içerisinde Scholz'un siyasi açıdan yıpranma riski oldukça büyüktü. Bu süreçte tüm gözler başbakan adayının üzerinde olacak, her adımı izlenecek, sarf ettiği her cümle ölçülüp tartılacaktı. Bu süreçte Scholz'un yapacağı bir hata seçimin SPD için hüsranla sonuçlanmasına yol açabilirdi.

Diğer bir sürpriz ise iki eş başkanın, parti genel başkanlığı seçiminde rakipleri olan Scholz'u başbakan adayı olarak göstermeleri oldu. 2019 yılında yapılan genel başkanlık seçimlerinde, SPD üyeleri daha muhafazakâr sayılabilecek Scholz'u liderleri olarak seçmemiş, genel başkanlık için sol eğilimleri ağır basan Esken ve Borjans'ı tercih etmişlerdi. Ancak SPD parti lideri olarak görmek istemediği Olaf Scholz'u başbakan adayı olarak gösterdi. 

SARSILSA DA YIKILMIYOR

Olaf Scholz başbakanlığa aday olarak gösterilmesi kararını "Çok yakın, çok uyumlu ve duygusal olarak birlikte çalışmanın bir yolunu bulduk" sözleriyle değerlendirmişti. SPD eş genel başkanlarıyla, seçilmelerinden hemen sonra sıkı iş birliği yapmaya başladıklarını ve karşılıklı güven ortamı oluştuğunu ifade eden Scholz, "Bu yüzden kesinlikle beni önereceklerinden emin oldum, onlar da zamanında beni önereceklerini hissettiler" diye konuşmuştu.

Bu sözler, Olaf Scholz'un krizlerle nasıl başa çıktığını göstermek için de güzel bir örnek oluşturuyor. Ayağa kalk, kararlı bir şekilde devam et ve kendinden asla şüphe etme. 63 yaşındaki Scholz, sarsılmaz bir özgüvenle hareket ediyor. On yıllar süren siyasi kariyeri boyunca bazı sarsıntılar geçirmesine rağmen, başarılı bir şekilde bu süreçleri atlattı.

PRAGMATİK BİR SİYASETÇİ

Scholz, Hamburg eyaleti Başbakanı olduğu dönemde ortaya çıkan Almanya'da "Cum-Ex" olarak bilinen vergi ve finansal hizmeti şirketi Wirecard'daki yolsuzluk skandallarını da atlatmayı başardı. Skandallara ilişkin kurulan meclis araştırma komisyonlarında pek olumlu izlenimler bırakmasa da skandallar siyasi kariyerine zarar vermedi. Bunun nedeni de bir yıldan uzun süredir küresel koronavirüs salgınının gündemin diğer konularını gölgede bırakması oldu. Scholz da koronavirüs salgınını iyi kullanmayı bildi.

Maliye Bakanı olarak, krizden kurtulmalarına yardımcı olmak için şirketlere ve vatandaşlara milyarlarca euroluk yardım ve destek sağlanmasının önünü açtı. Borçlar artsa da Almanya'nın mali olarak pandeminin üstesinden geleceği mesajını veren sosyal demokrat politikacı 2020 ilkbaharında "Elimizde mevcut olan bütün araçları kullanacağız ve bütün ekonomik imkânlarımızla bu zor dönemi atlatıp, bu durumdan kurtulmayı sağlayacağız" şeklinde konuşmuştu. Scholz'un bu sözleri vatandaşta karşılık buldu. Kriz dönemlerinde pragmatizm karizmadan daha fazla ilgi görüyor. Scholz'un karizmatik bir siyasetçi olduğu söylenemez. Duygularını dışa vurmak Scholz için yabancı bir durum. En büyük sevinç anlarında bile soğukkanlılığını korumayı başarıyor. 

GENEL SEKRETERLİK DÖNEMİ

Scholz, haftalık Die Zeit gazetesi tarafından 2003 yılında kendisine yakıştırılan "Scholzomat" lakabı ile de hatırlanıyor. SPD Genel Sekreteri olduğu dönemde soyadı "Scholz" ile "Otomat" kelimesinin birleştirilmesiyle oluşturulan bu lakabın Scholz'a yakıştırılmasının nedeni, konuşurken kullandığı teknokratik ifadeleri sürekli tekrarlaması ve adeta bir makine gibi davranmasıydı. Bu özelliği Scholz'a sorulduğunda, "Ben verilecek mesajların satıcısıydım. Belli bir sertlik göstermek zorunda kaldım" diyerek kendini savunmuştu.

Scholz'un SPD Genel Sekreteri olduğu 2002-2004 yılları arasında, tartışmalı iş gücü piyasası reformu "Gündem 2010" tartışma yaratıyordu. Toplumun önemli bir kesimi için sosyal sistemde kesinti anlamına gelen bu reformun hayata geçirilmemesi için SPD içinde de önemli bir direniş oluştu. Scholz, bu konuda kendi duygularıyla değil dönemin başbakanı ve SPD Genel Başkanı Gerhard Schröder ile partinin çizgisi dahilinde hareket ettiğini belirterek, kendisini "bir subay gibi" hissettiğini dile getirmişti.

Sonunda reform başarısız oldu, SPD başbakanlığı Hristiyan Demokrat Birlik'e (CDU) kaptırdı. Scholz'un üzerine ise uzun süre silinmeyecek bir imaj yapışıp kaldı. Hukukçu olan Scholz, artık sıkıcı bir bürokrat olarak anılıyordu.

KARİYER BASAMAKLARINI SESSİZCE TIRMANDI

Olaf Scholz'un SPD'de kariyer yapmış olması da kendine özgü çelişkiler içeriyor. Hamburglu içe dönük, pragmatik, her zaman sadece gerekli olduğu kadar konuşan siyasetçi ile SPD'nin işi de hiç kolay olmadı. Parti kongrelerinde çeşitli görevler için aday olduğunda, genellikle en kötü sonuçları aldı. Bununla birlikte Scholz siyasi kariyer basamaklarını tırmanmayı başardı. Üstelik bunu sessizce ve verimli bir şekilde gerçekleştirdi. 2018 yılında Merkel kabinesinde yer almadan önce, SPD Genel Sekreteri, Çalışma Bakanı, İçişleri Senatörü, Hamburg eyaleti Başbakanı olarak görev yaptı.

Olaf Scholz partisinin muhafazakâr kanadında sayılmasına rağmen, sağ ya da sol gibi siyasi kategoriler aslında Scholz'a pek uymuyor. SPD gençlik kolları Jusos'un başkan yardımcısı olarak radikal sosyalizmi destekleyen ve kapitalizmi eleştiren tezleri savunuyordu.

Bununla birlikte, SPD'ye 1975'te öğrenci olarak üye olması ile 1998'de Federal Meclis'e seçilmesi arasında geçen sürede Hamburg'daki kendi hukuk bürosunda iş hukuku konusunda uzman bir avukat olarak çalışması iş ve bağımsız girişimciliğin nasıl işlediği hakk ında oldukça fazla bilgi edinmesine yol açtı. Buradaki donanımı onun siyasi çizgisini de şekillendirdi.

YILLAR İÇİNDE DEĞİŞTİ

Olaf Scholz, siyasetin biraz da kendini iyi satma sanatı olduğunu çok geç öğrendi. 2019 sonbaharında parti başkanlığı için Almanya'yı turlarken insanlar onu tanımakta zorlandı. Scholz, daha duygusal, daha duyarlı ve her şeyden önce daha arkadaş canlısı bir görünüm sergiliyordu, bu arada asla özgüveninden taviz vermiyordu.Scholz, şimdi de başbakan adayı olarak halkın karşısına çıkıyor. Daha esnek ve daha rahat tutumuyla dikkat çeken Scholz, diğer partilerin başbakan adaylarına kıyasla başbakanlık için en uygun kişi olduğunu vurgulamaktan da hiç geri durmuyor.

ANKETLERDE EN BEĞENİLEN BAŞBAKAN ADAYI

Scholz'un bu tavrı seçmeni etkilemiş olmalı ki, genel seçimler öncesinde yapılan kamuoyu yoklamaları, üç başbakan adayı arasında Scholz'un en beğenilen siyasetçi olduğunu gösteriyor. Anketlerde Scholz, CDU/CSU'nun başbakan adayı Armin Laschet ve Yeşiller partisinin başbakan adayı Annalena Baerbock'un önünde yer aldı. 

SPD, anketlerde uzun süre CDU/CSU ve Yeşillerin gerisinde kalmıştı. Olaf Scholz ise "Kim beni başbakan olarak görmek istiyorsa, SPD'ye oy vermeli" diyordu.

Scholz'un bu sözlerinin de seçmende karşılık bulduğu görülüyor. 

Kaynak: DW Türkçe

Yorumlar