Nüfus ve güç arzusu

Abone Ol

Geleneksel güç tasarımında kalabalık olmak önemlidir. Bu güçlü olma arzusu devlet, ülke boyutunda tasarlandığında nüfus büyüklüğü başlı başına bir hedef haline gelir. Aslında gerçekten güçlü ülkelerde nüfus pek övünme konusu olmaz ama güçlü olmaya, dünya gücü, bölge gücü olmaya öykünenlerde “Şu kadar milyon nüfuslu bir ülkeyiz” diye övünmek yaygındır. Büyük nüfus, sadece büyük ordu demek değildir. İktisadi büyüklüklerin de hacim olarak büyük olması demektir. Büyük gayri safi yurtiçi hasıla, büyük pazar, büyük ihracat veya ithalat hacmi... Örneğin Türkiye’nin son on yılda G20 grubuna girmesini, iktisadi büyüme hızı kadar, nüfusun büyümesi de sağlamıştır. Kişi başına gelir seviyesinde ise dünyada ilk yirmi içinde değil altmışıncılıkla yetmişincilik arasındayız.
Nüfus üzerinden güç tasarımı, aynı zamanda nüfus üzerinden tehdit algısı da demektir. Bugün Avrupa’da yükselen aşırı sağ hareketlerin önemli bir besin kaynağı, Avrupa’da Müslüman nüfusun artışı korkusu. Amerikalı gazeteci Christopher Caldwell’in ‘Avrupa’daki Devrim Üzerine Düşünceler: Göç, İslam ve Batı’ başlığıyla 2009’da yayımlanan kitabı, Avrupa aşırı sağlarının elkitabı oldu. Caldwell’in tezi, Avrupalılarda doğum oranları düşerken yüksek doğum oranları sayesinde Müslümanların Avrupa’yı işgal edecekleri. Demografik öngörüleri işine geldiği gibi çarpıtarak, 2050’de Hollanda nüfusunun % 20’sinin Müslüman olacağını, bazı Avrupa ülkelerinin önümüzdeki otuz-kırk yılda ‘yerli’ nüfusunun yarısını kaybedeceğini, genel olarak Avrupa’da 2050 civarında nüfusun dörtte birinin ‘yabancılar’dan oluşacağını iddia ediyor.
Somut verilere dayanan ve orta-uzun vadeli öngörüleri pek yanılmayan güçlü bir bilim dalıdır demografi. Demograflara bakarsanız, bu iddiaların bilimsel bir tabanı yok. Bugün ebeveynleri Müslüman olan Avrupa’da yaşayan nüfusun toplam nüfusa oranı % 6. 2030’da bu oranın en fazla % 8’e çıkması bekleniyor. Diğer taraftan, Avrupa çevresindeki Müslüman çoğunluklu ülkelerde de nüfus artışı hızla yavaşlıyor. Fas’ta kadın başına çocuk sayısı 2,2’ye, Tunus’ta 2,1’e, Cezayir’de 2,4’e düşmüş durumda. Avrupa’daki Müslüman kadınlarda da ikinci ve üçüncü kuşakta doğum oranları, yaşadıkları ülkenin doğum oranlarına hızla yaklaşıyor. Ama Yunanistan’dan Norveç’e, bütün aşırı sağ hareketler için Müslüman nüfus tehdidi diye, elle tutulur, gözle görünür olduğuna inandıkları bir ‘medeniyet tehdidi’ var.
Avrupa’da Müslüman nüfusu hızla artıyor olmuş olsa bile, bunun neden radikal bir medeniyet tehdidi oluşturacağı sorusu ayrı bir konu. Onu bir kenara bırakalım. Ama bu nüfus üzerinden güç ve tehdit tasarımı, Türkiye’de de ırkçı Türkler arasında yaygın. Bu kez tehdit elbette Kürtler. Türk Solu dergisi sitesinde yer alan bir hareketli harita, doğudan batıya nasıl ‘Kürt nüfus istilası’nın gerçekleştiğini gösteriyordu. Kürtlerin çok çocuk doğurarak, birkaç on yılda Türk nüfusu azınlıkta bırakacaklarına, uluslararası güçlerin Türkleri boyunduruk altına almak için hazırladıkları yeni büyük komplonun bu olduğuna inanan Türk sayısının çok az olmama ihtimali yüksek.
Bunun yanında bir de Türkiye’nin 130-140 milyon nüfusa ulaşıp dünya gücü olmasını hayal edenler var. AKP içinde epey var. Tayyip Erdoğan da bunlardan biri. “Bu milleti dünya sahnesinden silmek için sinsice bir plan olduğunu biliyoruz” dediği plan, nüfus planlaması ve kürtaj. “Bu milletin çoğalması için asla bu oyunlara prim vermemeliyiz” diyor ardından Başbakan. Bunu ilk kez söylemiyor ama böyle bir ‘sinsi planın’ varlığını galiba ilk kez deşifre ediyor. Bu planın kimler tarafından tasarlandığını ve uygulandığını da -planın varlığını bildiğine göre- biliyor olması lazım. Açıklamasını bekliyoruz.
Tayyip Erdoğan’ın bu komplo tasarımı, Avrupa aşırı sağlarının komplo tasarımının tam tersi gibi gözükse de aynı düzlemde yer alıyor. Dikkat çekici olan, bu düzlem ortaklığı. Aynı zihniyetin zıt uçları olmaları. Bir yanda Müslümanların çok çocuk yaparak nüfus çoğunluğunu elde etmeleri paranoyasını kullananlar, diğer yanda Müslümanların (ya da Türklerin) giderek daha az çocuk yapmalarını sinsi bir yok etme planının uygulanması olarak algılayan zihniyet var. Her ikisi de nüfusu bir davanın ya da bir devletin ordusu, her çocuğu devletin, toplumun, cemaatin güç arzusunun bir neferi olarak algılıyor.

{ "vars": { "account": "UA-51532466-3" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }