“Nere Gidem…”

Abone Ol

61 yaşındaki bir insanın 29 yıl önce yitirdiği babasından söz etmesi belki tuhaf gelebilir sizlere. Ne yapayım, hangi konuyu yazmaya kalkışsam “Neye yarar yazacakların” diyen beynim ellerimi tutuyor.

Babamdan bizlere manevi bir yığın miras kaldı, bunlar onun bizi “İnsanlaştırmaya” yönelik, yaşam boyu yararlandığım, ilke edindiğim sözleri ve yine onun severek söylediği uzun havalardı. O türkülerden biri şöyleydi.

“Nere gidem gardaş, kimim var kime gidem

Bu derdi senden aldım, ilaca kime gidem!”

 

Derdin ilacını “Kaynağında” aramak, o derdi tanımakla başlar. O zaman da başka bir türkü çıkar önünüze:

“Dert bir değil, elvan elvan!”

 

Bıkar insan dertlerden, çekip gidesi gelir, çıkar yücesine dağların, atar eli kulağına:

“Bölemedim felek ile kozumu

 Güldürmedi şu cihanda yüzümü

Düşman peşimizde sürer izimi

Kalk gidelim Leylam, bu il bize yaramaz…”

 

Leyla her zaman anlamaz sözden, sevgiden elbette, bazen düşürür kapı önlerine yalvartır da:

“Sen bağ ol ki ben bahçanda gül olam

Layık mıdır yanıp yanıp kül olam

Sen efendi ben kapında kul olam

Koy desinler bu da bunun kuludur..”

 

Türküleri sevdiğim kadar severim hicivleri. Şair Eşref, Neyzen Tevfik, Ömer Hayyam sevdiklerimin başında gelirler. Bir zamanlar çalıştığım bir günlük gazetede “Yazar kıtlığından” birçok isimle aynı hafta içinde köşe yazıları yazarken boyuma, enime bakmadan, üstelik bir de kendime “Nigar Haşlamacı” ismini alarak “Taşlamalar” da yazmaya kalkıştım.

Taşlamaların bir özelliği her devirde yapışacak birilerini bulabilmeleridir. Sanıyorum aşağıya alacağım taşlama karalaması da yakasına yapışacak birilerini bulur ya da birilerini. “Bu acaba bana mı söyledi” diye kaygılandırır.

Ama söyledim yukarıda, yazmak istediğim konuları “Aman sen de, senin çıngırağını kim dinler” diye düşünerek güncel olayları yazamadığımdan…

 “Bağlasalar taşları salsalar develeri

Böyle toz edemezdi fincancı katırları

Bir çıktılar ortaya politika güm diye

Birlikte yüklediler “Sermayeyi kediye!”

 

İki ölç üç kez düşün, sonra kes derdi usta

Biçiyorlar hep verev makaslar ellerinde

Sayıyorlar bir sanat hatayı çoğaltmayı

Narsist midirler nedir, anlayan beri gele

 

Ayağın biri ayda öteki ta güneşte

Terslik mi doğruluk mu oynanıyor bu işte

Bu gün doğru olana yarın yalan diyorlar

Tam yenge diyecekken bakıyorsun enişte

 

Hepsi binmiş “Höthöte gidiyor kıyamete”

Yan gelmiş yatıyorlar emeklerin üstüne

Sivil oluyor derken bakıyorsun mareşal

Akıl ermiyor artık oynanan keramete

 

Siyasetler çarıklı, politika derbeder

Kimi türban ardında, kimi aç aç derdinde

“Pireler bir fil” olmuş, develer hasbel kader

“Hoptirinam” oynanır memleketin birinde.”

 

Efendim, “Sen taşı kalabalığın içine at, o kanatacak bir kafa mutlaka bulur” demişler. Günümüzde nedense insanlar yaşadıkları dünyayı değil de “Gidecekleri” dünyayı daha çok düşünüyor, birbirlerine de o dünyayı anlatıyorlar. Merak bu ya, sorular diziliyor insanın beyninde.

“Gidenlerin hiçbiri dönmedi bir kez geri

Hiç değil bir sorsaydık, Münkir nedir, Nekir ne

Bir yerde mi oturur İsa ile Muhammed

Müslüman ne, kafir ne, İsevi, Musevi ne

 

Yenir mi orda yemek, aşçıları nereli

Garsonları var mıdır, nasıldır edaları

Derler ki herkes üryan, terziler ne iş yapar

Var mıdır bir ibadet, nerde durur imamlar

 

Zebaniler melekse cennetteki de melek

Var mı kıdem farkları, alırlar mı bir ücret

Ne yapar onca insan sıkışıp daralınca

Cennet denilen yerde var mıdır bir tuvalet

 

Oturur mu melekler sağ, sol omuz üstüne

Orda da yazılır mı günahlarla sevaplar

Tahliyesi yok mudur ol mekana girenin

Eşit midir gerçekten söğütlerle kavaklar

 

Billahi kastım yoktur benim dine imana

Yaklaştım biliyorum o bilinmez limana

Bugünlerde tersliğim tamamıyla üstümde

Bakmayın kusuruma, Azrail’e küstüm de.

 

Söze babamla başlamıştım onun bir sözüyle bitireyim en iyisi:

“Kaldığı yeri anlamayanın gideceği yeri anlaması mümkün değildir!”

{ "vars": { "account": "UA-51532466-3" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }