Mustafa Akıncı, Kum, Deniz, Güneş ve Asgari Ücret

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde seçim var. Mevcut Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı da yeniden adaydır. O da rakipleri gibi seçilebilmek için propagandalarına malzemeler bulup mitinglerinde ve demeçlerinde kullanmaktadır. Her aday gibi seçim gününe kadar, seçmenlere mesajlar vermeye devam edecektir. Ancak, Akıncı’nın Cumhurbaşkanı sıfatıyla söyledikleri iç politikaya yönelik de olsa, dış politika söylemi olarak görülme ihtimali vardır. Oysa rakipleri ne kadar sıra dışı fikirlerle mesajlar vermeye çalışsalar da pek dikkat çekmeyeceklerdir. Bunun en belirgin örneğini, İngiliz Guardian gazetesine yaptığı açıklamalarda görüyoruz. Akıncı demecinde, 1939 yılında Hatay’ın Türkiye’ye bağlanmasını kastederek, “ikinci bir Tayfur Sökmen olmayacağım” diyor. Devamında, Türkiye’ye bağlanmayı ‘korkunç’ olarak değerlendiriyor.

Türkiye siyasetçileri tarafından istifası istenen ve özür dilemesi gerektiği çokça konuşulunca, Akıncı, sözlerinin arkasında olduğunu şu açıklamayla belirtiyor: “İlk defa söylemediğim bu sözlerimin arkasındayım. Çünkü Kıbrıs Türk halkının gerçek duygu ve düşüncesi budur. ‘ Kıbrıs Türk’tür Türk kalacaktır’ siyaseti 1950’lerin sloganıdır. Gerçek durumla ilişkisi yoktur” diyor.

KKTC’den gelen tepkiler üzerine, ’Kıbrıs Türk halkının çok büyük oranda, ne Rum tarafına azınlık olmayı ne de Türkiye’ye sürekli bağımlı olarak yaşamayı istemediğini, kendine yeten ve kurumlarında gerçek manada söz sahibi olmak istedikleri’ yönünde açıklamalarda bulunuyor.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, “sadece ben değil, KKTC’de de hiçbir Kıbrıs Türkü, bir gün KKTC’den bir siyasetçinin Türkiye’yi seçim malzemesi yapacağını hiçbir zaman düşünmemiştir. Rüyasında da görse inanmaz. Şimdi Sayın Akıncı Türkiye’yi malzeme yapmaya başladı. Biz Kıbrıs Türk halkının eşitliği diyoruz, o başka konuları malzeme ederek, Türkiye’ye saldırmayı tercih ediyor. Biz müzakere sürecinde çok şey yaşadık. Ben böylesine dürüst olmayan bir siyasetçiyle hiçbir yerde çalışmadım. Bunun örneklerini de önümüzdeki günlerde açıklayacağım” dedi (son cümlede, ‘önümüzdeki günlerde açıklayacağım’ dediği, bence karşı propaganda amaçlı olacaktır. Hem de gözdağı gibi görünmektedir). Çavuşoğlu, KKTC’nin içişlerine karışmadıklarını da belirttikten sonra, ”Akıncı durup dururken niye Türkiye’ye saldırıyor. Türkiye terörle mücadele ederken niye Türkiye düşmanlığı yapıyor, teröre destek veriyor? Bunları Kıbrıs Türk halkının çok iyi düşünmesi gerekiyor” diyor.

Kıbrıs sorunu yeni değil. Sorunların kökenine inecek olursak: 1878 yılında Osmanlı Devleti zor durumda iken, İngiltere ile ikili bir anlaşma yapar. Bu anlaşmaya göre, Kıbrıs İngiltere’ye verilecek, karşılığında İngiltere’den destek ve her yıl ödenmek üzere 22.986 kese altın alınacaktı. Bu anlaşma zamanın padişahı Abdülhamit Han tarafından Osmanlı’nın bekası(!) için imzalanmıştı. Ancak sorunun o günden bu güne çok evrimler geçirdiğini kabul ederek, sadece bugünkü soruna hafifçe değinelim.

Öyleyse, sövüp saymadan önce düşünmek gerek: Seçim sürecinde seçmenlerin beklentileri ve kabulleri dile getirilmediğinde, seçimlerin kaybedileceğini en cahil aday bile bilir. Buna rağmen mevcut Cumhurbaşkanı Akıncı, kamuoyu araştırması yapmadan, seçmenlerin nabzını tutmadan söz konusu ‘uç’ sözler söyleyebilir mi? Elbette hayır. Öyleyse Kıbrıs Türk halkı, Türkiye’nin kendilerine karışmasını istemiyor. Bir zorunluluk olduğu Türkiye tarafından kabul edilirse, Kıbrıs Türk halkının Türkiye ye katılmayı ret edeceği anlamı da doğar buradan.

Türkiye dış politikaları, Kıbrıs halkı özelinde bir anlam ifade etmiyor olabilir. Türkiye’nin Kıbrıs politikasının, kendilerinden çok Türkiye’nin uluslararası prestiji için kullanıldığı izlenimi veriyor olabilir mi acaba? Hayat şartlarını daha üst standartlara taşımanın, Türkiye’den bağımsız yürümekle mümkün olacağına inanılıyor olabilir. Halkın gündemiyle politikacıların gündemi her zaman örtüşmeyebilir. Bu örtüşmezliğin geçici olup olmadığını en iyi bilen hiç kuşkusuz, Mustafa Akıncı’dır.

Akıncı’nın son açıklamalarından kendisine gelen eleştirilerin kimlerden geldiği ve eleştirenlerin sayısının ne olduğu bilinmemektedir. Ayrıca Türkiye tarafından getirilen eleştirilerin de içinin boş olduğu görülmektedir. Teröre destek verdiği söyleminin içini doldurmanın ne kadar mümkün olacağını düşünün. Türkiye iç politikalarında da sık kullanılan, terörist, bölücü, hain gibi kelimelerin ülkeyi gerçekten de nasıl bölük pörçük ettiği, bu suçlamaları yapanlar tarafından fark edilmiyor mu? Fark ediliyor, ancak seçmenlerin fark etmemesi politik amaçlar için iyi bir malzemedir. Aynı malzemenin Türkiye tarafından Kıbrıs’ta kullanılmasının mümkün olamayacağını düşünüyorum. Mustafa Akıncı’nın ‘teröre destek verdiği’ yetkili ağızlardan ifade edilmesine rağmen, Akıncı’nın seçimin kazananı olması ne anlama gelecektir?

Cumhurbaşkanı Akıncı’nın arkasında olduğunu söylediği sözlerinden sonra, seçimden % 1’lik bir oy ile çıkması gerekir ki, Türkiye’nin Kıbrıs Politikalarının Kıbrıs Türk halkı tarafından benimsendiği anlaşılsın. Akıncı’nın %49 ile kaybetmesi veya % 50,1 ile kazanması bile halkın tercihinin, Türkiye politikalarıyla ters düştüğü anlamına gelir.

KKTC dış politikalarını ve Türkiye’nin Kıbrıs politikalarını bir yana bırakırsak; Hatay örneği verildiği için, Kıbrıs halkının özgür iradesiyle Türkiye’yi tercih edip etmeyeceğini düşünelim: Olağanüstü hal ile yönetilen; meclisin pasifleştirildiği, hayatın meclis yasalarından çok Cumhurbaşkanı tarafından KHK’lerle düzenlendiği; pahalılığın her gün arttığı, gençlerin batıya göçtüğü, ayrıca beyin göçünün yaşandığı; muhalif siyasilerin ve gazetecilerin tutuklu tutulduğu, hapishanelerin tıklım tıklım dolu olduğu; işsizliğin zirve yaptığı, liyakatin önemsenmediği, yolsuzluğun had safhaya vardığı; kadın cinayetlerinin her geçen gün arttığı, çocuk tecavüzlerinin önünün alınamadığı; Kıbrıs sorunundan daha eski olan Kürt sorununun çözülmediği; dinin devlet yönetimin merkezine çekildiği; komşu ülkelerle sıfır barış politikası yürütüldüğü; ülkenin Suriyeliler tarafından işgal edildiği gibi özelliklerimizin Akıncı’ya ‘korkunç’ görünüyor olabileceği açısından da bakalım, lütfen.

Ya da turistlerin dediği gibi, deniz, kum, güneş, kebap tercih sebebi olur mu? Kıbrıs’ta girilecek bir deniz, güneşlenilecek bir karış kumsal bile yok (!).

KKTC’nde asgari ücret belirlendi: net 3.135 lira. Türkiye’de asgari ücret 2324 lira. Fark 811 lira.

Halkın özgür iradesi her zaman, her şeyden daha önemlidir. Müdahaleli haller istisnası ile: Cehaletin hüküm sürmesine zemin hazırlayan yönetimlerin, cahil insanlar yetiştirmeleri suretiyle; cehaletin ferasetine güvenerek iktidara gelmelerinin hiçbir önemi yoktur, buna ancak cahil halkın iradesi denebilir ve hiçbir zaman da saygı duyulmaz.

YORUM EKLE

Demokrat Haber’e Patreon'dan bağış yapabilirsiniz > > > > >