Muhafazakâr demokratlar (1)

Abone Ol

Referans gazetesinde yazarken bu gazetenin “ekonomi” haberlerine ağırlık veren özelliği gereği ben de hem yazarı hem okuyucusu olarak iş dünyasıyla ilgili çok şey öğrenmiştim. Ekonominin genel gidişatı üstüne yorumlar değildi beni etkileyen, genç ve dinamik gazeteci arkadaşların iş ve işveren çevreleri üstüne yaptıkları titiz habercilikle ekonomik temeldeki değişim ve farklılaşmanın dıştan görünmeyen yüzünü ya da mutfağını görebilmiştim.

Taraf’ta yazmaya başladıktan sonra da Referans’ı ilgiyle izlemeyi sürdürdüm, keşke kapanmayıp devam etseydi diye düşünüyorum, zira önemli bir işlev görüyordu. Ama bizde maalesef misyon gazeteciliği veya haberciliği rağbet görmüyor, yaşayamıyor. Magazin gazeteciliği ve haberciliği ne yazık ki hâlâ çok cazip. Fikir yakalamak yerine laf yarıştırmayı, omlet yapmak yerine yumurta tokuşturmayı daha çok seviyor insanlar.

Son on yıl içinde ülkemizdeki maddi üretimin adım adım gelişme ve farklılaşmasını somut görebilmiştim Referans’ta. Görmekle kalmayıp gördüklerimi, görebildiklerimi kendi analizlerime kattığım gibi yazılarıma da yansıtmıştım.

Bu yıllar içinde Anadolu burjuvazisinin yalnızca niteliksel olarak değil yani sermaye, teknoloji ve pazar açısından büyümesini değil aynı zamanda yapısal değişimini gözleyebilmiştim. Başka deyişle sermayenin organik bileşimi içinde insan faktörünün nasıl yeni bir nitelik kazanmakta olduğunu.

Hemen şimdi ne oluyor, ne olmakta orada?

Bu soru çok sevdiğim bir sorudur. Fakat olan biteni anlayabilmek için olguyla kendim arasına bir mesafe koymaya da çalışıyorum. O nedenle olana, olmakta olana “neden olmasın” yaklaşımıyla bakmaya gayret ediyorum.

Genellemelerden, herşeyi ütüleyip düzleştirmelerden zaten bıkmış biri olarak detay gibi görünen bilgiler benim için peşinde olduğum, aradığım değerli ayrıntılardı. Maddi üretim alanında olan biteni somut bilmeden kriz geliyor, batıyoruz ya da teğet geçti uçuyoruz gibi ya da daha genel olarak kapitalizm çöktü çöküyor ya da tarihin sonu gibi genellemelerle ne bir gelecek tasavvuru yaratılabilir ne de bunlar üstünden ister sağ, ister sol olsun bir sosyoekonomik ve siyasi vizyon ve siyaset yaratılabilirdi. Vizyondan geçtim olan biteni anlamak bile imkânsızdır.


Referans
gazetesinde özellikle genç işadamlarıyla yapılan ufak ufak söyleşilerde her biri hem kendi hikâyelerini anlatıyor hem de aynı zamanda ekonomi anlayışlarını hayatın gayet içinden, altını hiç çizmeden, geçerken ifade ediyorlardı. Eğer dikkatli bir gözlemci iseniz oralardan çok şey öğrenebilirdiniz.

Şunu gözlemlemiştim: Geçmişten farklı olarak bu yeni sermayedar kuşağının neredeyse çoğunluğu dünyayı tanıyan, yurtdışında okumuş, dil bilen, iyi eğitim almış bir kuşaktı. Sırf meramımı anlatmak için bir benzetme yapayım; babalarının bakkal dükkânının geliriyle okumuş ama dönüp dükkânı bir sanayi işletmesine çevirmişler. Yani yeni yatırımlarıyla ticari sermayeyi sanayi sermayesine dönüştürüp büyütmüşler. Bunlar orta ölçekli işletmeler oldukları için kendileri de üretime bilfiil katılmaktalar. Üretime kattıkları şey taşıdıkları “bilgi”dir. Bu bilgi modern üretim hakkındaki genel imajlara ait bilgi değil yalnızca, bilginin bizatihi üretici rolüne ait bilgidir. Bu nedenle de belki henüz çok yetersizdir ama pek çoğunun “AR-GE” yani araştırma geliştirme projelerinin önemini kavrayıp, kendi işletmelerinde hayata geçirmeye çalıştıklarını gördüm.

Bu yeni sermayedar kuşağı elbette yalnızca üretim değil bir hayat görüşüne de sahip. Bir istatistik yok elimde, ama şöyle dersem yanlış olmaz sanırım, bu kuşağın çoğunluğu kişisel tercihleri veya aile gelenekleri içinde muhafazakâr bir itikada sahipler. Fakat bu muhafazakârlığın nasıl bir muhafazakârlık olduğunu bu söylediklerim açıklar sanırım. Dünyaya ve demokrasiye açık bir muhafazakârlık.

Ancak tam bu noktada bir şerh düşmek gerek. Demokrasimizin ekonomik altyapısı için çok önemli gördüğüm bu yeni burjuva sınıfının, ideolojik, kültürel yapılanması ise sorunludur. Burjuva sınıfı olarak görüp Batı’nın burjuva demokratik ideoloji ve kültürünü otomatik olarak taşıdıklarını düşünmek, öyle beklentiler içinde olmak ya da somut bakmayıp, genelleme yapıp onlara bu düşünceleri monte etmek yanlış olur. İyi de olmaz üstelik, yani Batılılığı taklit etmemeleri çok daha iyidir bana göre.

Fakat aynı zamanda muhafazakâr demokrasinin nasıl bir şey olduğunu ne kendileri ne de dışındakiler biliyoruz henüz. Demokrasinin insan hak ve özgürlükleriyle ilgili evrensel ilke ve normlarını bilmek yeterli olmuyor.

Olmadığını görüyoruz.
{ "vars": { "account": "UA-51532466-3" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }