...

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, gündeme dair açıklamalarda bulundu. Muhalefetin sıkıştığı anda iktidarın çizdiği oyun sahasına geri dönmesinin bir zayıflık olduğunu söyleyen Sancar, 50+1 kuralı ile ilgili de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın zorlandığını ancak iktidarın Anayasa'yı değiştirecek çoğunluğa sahip olmadığını belirtti.

Mezopotamya Ajansı’nın sorularını yanıtlayan Sancar, HDP’nin yeni dönem yol haritası, kapatma davası ve Kürt sorununa yönelik muhalefetin politikalarına dair konuştu. Sancar'ın konuşmasında öne çıkanlar şöyle:

MEVCUT İKTİDAR ELİNİN UZANDIĞI HER YERE SAVAŞI DAYATIYOR

Türkiye’de bu iktidarı ayakta tutan temel unsur savaş politikasıdır. Kürt sorununda militarist ve güvenlikçi yaklaşım savaş politikalarının zeminini oluşturuyor. Fakat 2015’ten bu yana, yani çözüm süreci AKP tarafından bitirildikten sonra sadece Kürt sorununda güvenlikçi politikalara dönülmekle ya da Kürt sorununda militarist anlayışı derinleştirilmekle yetinilmedi, aynı zamanda bölgesel savaş politikaları da devreye sokuldu. Mevcut iktidar bölgede elinin uzandığı her yere savaşı dayatıyor ve kendini buradan var etmeye çalışıyor. Çünkü toplumsal rızası ve desteği azalıyor, altındaki zemin kayıyor. Bunu korumak ya da konsolide etmek için bildikleri tek yol var; kutuplaştırma, düşmanlaştırma ve gerilim politikası. Bu yolla toplumu ayrıştırıp milliyetçi hamaset ve soyut bir “vatan, millet” söylemiyle ayakta kalabileceklerini düşünüyorlar. O nedenle de savaş politikalarını derinleştirmek istiyorlar.

TÜRKİYE TOPLUMUNUN SAVAŞ KARŞITI OLDUĞUNA İNANIYORUM

Böylesi bir zihniyete karşı gerçek bir muhalefetin öncelikle iktidarın temel varoluş politikasına karşı bir tavır geliştirmesi gerekiyor. Bu da savaş karşıtlığıdır. Bir ara bizim savaş karşıtı çağrılarımızın havada kaldığı, karşılık bulmadığı yönünde iddialar vardı. Ancak böyle olmadığını şimdi daha iyi görebiliyoruz. Biz ısrarla, inatla ve sabırla savaş politikalarına karşı çıktık, bu politikalara karşı mücadele yürüttük ve şimdi bunun toplumda geniş bir karşılık bulduğunu görüyoruz. Bu toplumsal karşılığın siyasi yansımaları da oldu. Son tezkereyle ilgili gelişmeleri bu gelişmelerden bağımsız ele almak yanlış olur. Ben Türkiye toplumunun geniş bir kesiminin savaş karşıtı olduğuna inanıyorum. Yeter ki bunu anlatabilecek yolları açalım.

DEMOKRATİK SİYASETİN SABIRLI OLMASI GEREKİR

Toplumsal olayları karmaşık bir dünya olarak görmekte fayda var. Siyaset, bir meselenin o an dile getirilmesi ve bu dile getirilenin hemen gerçekleşmesi beklentisiyle yürütülebilecek bir faaliyet değildir. Bir anda sonuç alınabileceğini var saymak, gerçekçi bir siyaset tarzı değildir. Demokratik siyasetin ve aktörlerinin sabırlı olması ve çok geniş bir perspektiften bakması gerekiyor. Şüphesiz, on yılların derinleşmiş zihniyetinin birkaç olumlu adımla ya da umut veren olayla kökten değişeceğini beklemiyoruz. Ancak bir sıkıntıya dikkat çekmekte fayda var. Bir yandan müzakereye yakın, daha uzlaşmacı bir dil kurulurken, diğer yandan bunun çok gerisine düşen güvenlikçi bir dille açıklama yapmak inandırıcılığı ve toplumun güvenini zedeler. Biz tutarlılık önemlidir diyoruz. Aktörlerden elbette ansızın bir değişim, dönüşüm ve farklılaşma beklemiyoruz ama belli bir tutarlılık beklemeye de hakkımız var. Bu beklentinin sadece siyasi partilerde değil, toplumda da olduğunu söylemek gerek. Bir yandan savaşa, tezkereye karşı çıkacaksınız; sonra da çok daha büyük bir tezkere gerektiren bir başka olayı gündeme getireceksiniz. Yanlış buluyorum.

SIKIŞTIĞI ANDA İKTİDARIN ÇİZDİĞİ SAHAYA DÖNMEK ZAYIFLIKTIR

Gözden kaçırmayın

Babacan, ortak adayda uzlaşılmazsa DEVA Partisi'nin adayının kendisi olacağını açıkladı Babacan, ortak adayda uzlaşılmazsa DEVA Partisi'nin adayının kendisi olacağını açıkladı

Aynı şey diğer muhalefet partisinin genel başkanının bize dair sözleri için de geçerlidir. Sıkıştığı anda iktidarın çizdiği oyun sahasına geri dönmek bir zayıflıktır. İktidar bir oyun sahası çiziyor ve aktörleri çizdiği güvenlikçi ve militarist sahaya çekmeye çalışıyor. Yıllardır bu oyunu oynadığı için de çok tecrübeli. Siz eğer iktidarla onun oyun sahasına girerek mücadele etmeyi kabul ederseniz, oradan hırpalanarak çıkmanız neredeyse imkansızdır. O nedenle bu sorun sadece bizim sorunumuz değildir; bu, genel bir toplumsal sorundur. Türkiye’de muhalefetin sorumluluğu, demokratik geleceği ve toplumsal barışı kurma konusunda geniş halk kesimlerine güven verme meselesidir. Bu yalpalamalar, inandırıcılık ve güven konusunda maalesef önemli sıkıntılar yaratıyor.

SİYASAL MUHALEFET İNKAR ZİHNİYETİ İLE YÜZLEŞMELİ

Bizim kendi programımız, politika önerilerimiz, yıllar içerisinde oluşan bir birikimimiz var. Biz bunların hepsinin muhalefet partileri tarafından olduğu gibi kabul edilmesi gerektiğini söylemiyoruz. Bizim böyle bir ön şart koşma yöntemimiz yok. Fakat bazı konularda belli eşiklerin aşılması gerektiği de ortada. Bunların başında, inkâr zihniyetinden ve politikasından vazgeçilmesi geliyor. Muhalefetin gerçekten farklı bir siyaset izleme niyetinde olduğunu gösterme isteği varsa, inkâr zihniyetinin ve politikasının her türlü yansımasından arınmayı, en azından bir çaba olarak göstermesi gerekiyor. Dolayısıyla siyasal muhalefetin ilk olarak inkâr anlayışının nerelere kadar uzandığına ilişkin bir yüzleşmeye ihtiyacı var. On yılların inkâr zihniyetiyle vedalaşmadan ya da en azından vedalaşma niyetini samimi bir şekilde ortaya koymadan, Kürt sorununun gerçekliğini kavramak da mümkün değildir.

YÖNTEM TERCİHİ SON DERECE ÖNEMLİ

İkincisi; yöntem konusudur, yani Kürt sorununun nasıl çözüleceği meselesidir. Burada da bir eşiğin atlanması gerekiyor. Kürt sorunu müzakere, diyalog ve siyasetle mi çözülecek? Yoksa bu sorun on yıllardır sürdürüle geldiği gibi militarist bir anlayışa ve güvenlikçi politikalara mı teslim edilecek? Bu konuda bir tercih yapmak lazım. Yöntem tercihi son derece önemlidir. Bizim siyasal muhalefetten de genel olarak diğer aktörlerden de beklediğimiz budur. İnkâr zihniyetinin tuzaklarına karşı bir yüzleşme gerçekleştirmeleri gerektiğini söylüyoruz ve çözüm konusunda yönteme dair bir netleşmeye ihtiyaçları olduğunu belirtiyoruz. Yani ilk olarak inkâr zihniyetinden vazgeçilecek; ki böylece sorunun gerçekliği daha iyi kavranabilecek. İkinci olarak da bu sorunun demokratik yollarla çözümü konusunda bir mutabakat oluşacak. Diğer konuların hepsi konuşulur, tartışılır, müzakere edilir; ki bu tartışmalar da bir siyasi rekabet konusudur.

HDP'Yİ DAVET ETMEMELERİ KAÇAMAK DAVRANMAKTIR

Çeşitli partilerin bir araya gelerek belli konularda görüşmeler yapması normaldir. Buna karşı herhangi bir itirazımız, bu konuda bir rahatsızlığımız olamaz. Ancak HDP’yi davet etmeme gerekçesi olarak ileri sürdükleri şeyin doğru olmadığını düşünüyorum. HDP’yi çağırmamalarına “HDP zaten kendisi ittifakta yer almayacağını söyledi” şeklinde bir gerekçe sunuyorlar. Eğer bu altı partinin bir araya gelmesi özel bir ittifak arayışı ise bu gerekçeyi anlayışla karşılarım. Ama burada millet ittifakı, artı ittifaka dahil olmayan iki parti var. Hatta Saadet Partisi’nin (SP) ittifakta yer alıp almama konusunda henüz netleşmediğine dair açıklamaları mevcut. HDP’yi çağırmamayı “zaten HDP ittifakta yer almayacağını açıkladı” gibi bir gerekçeye bağlamak bir nebze kaçamak davranmaktır. Biz şunu açık söylüyoruz; böyle bir tartışma tabii ki daha geniş bir çerçevede de yürütülebilir ama kimsenin bir gerçeği de görmezden gelmemesi lazım.

HDP'YLE BİR ARADA GÖRÜNMEME KAYGISI VARSA YÜZLEŞMELİLER

Bu sadece belli bir konuyu oturup tartışma meselesinden ibaret değildir. Anayasa’yı gelecek dönemde değiştirmeyi öngören bir hazırlık çalışmasıdır. Anayasa’nın değiştirilmesi için de güçlü bir toplumsal mutabakata ve güçlü bir siyasal çoğunluğa ihtiyaç var. Bu gerçeği hesaba katmadan sadece kâğıt üzerinde çalışmalar yürütmek belli bir noktaya kadar fayda sağlayabilir ama sonuç alma konusunda soru işaretlerini büyütür. O nedenle bu partilerin, yaptıkları çalışmalarla ilgili bize bilgi vermeleri ya da bizimle özel görüşme yapmak istemeleri halinde memnun oluruz. Ama gerekçeleri ortaya koyarken daha samimi davranmak lazım. Eğer HDP’yle bir arada görünmeme kaygısı varsa şayet, o altılı masada bununla yüzleşmek ve hesaplaşmak gerekir. Çünkü HDP hem temsil ettiği toplumsal güç hem de siyasal aktör rolü itibariyle geleceğin inşasında vazgeçilmez konumdadır. Kimse buradan bizim kibirli davrandığımız ya da birilerine şantaj yaptığımız gibi bir sonuç çıkarmasın. Biz yeni bir başlangıçla geleceğin demokratik bir şekilde inşa edilmesini istiyoruz.
 
“Devletçi yenilenme değil halkçı yönetim” dediğimiz tam da budur. Eğer devletçi yenilenmeye yönelik bir senaryo varsa, bunun Türkiye’yi yeni bir yola sokması imkansızdır. Eski devlet anlayışını bazı rötuşlarla yenileyerek devam ettirme niyetinin zaman kaybı olacağını, ileride daha fazla maliyetler doğuracağını hatırlatmak isteriz. Biz diyoruz ki devlet eksenli bir restorasyon değil halka dayanan ve halk için bir yönetim inşasının yolunu açalım. Bunu da parlamento seçimleri için kurmayı hedeflediğimiz geniş demokrasi ittifakıyla büyük ölçüde başaracağımızı düşünüyoruz. Yani halkçı yönetime giden yolu parlamento seçimlerinde hedeflediğimiz geniş demokrasi ittifakıyla açacağımıza inancımız tamdır.

İKTİDARDA KALMAK İÇİN FORMÜL ARAYIŞINA GİRDİLER

Cumhurbaşkanlığı seçiminde 50+1, iktidarı ve Erdoğan’ı zorluyor. Bu çok açık ortada. Son zamanlarda Erdoğan’ın 50+1’i bulduğunu ortaya koyan bir kamuoyu araştırması da yayınlanmadı. Üstelik iktidara yakın olan kamuoyu araştırma şirketlerinden bile böyle bir veri paylaşılmadı. Dolayısıyla kendilerini iktidarda tutmaya devam edecek formül arayışlarına girdikleri söylenebilir. Anayasa hukuku açısından da böyle bir arayışa girmeleri şaşırtıcı olmayacaktır. Ancak buna muhalefetten herhangi bir desteğin gelmesini beklemek gerçekçi değil.

MUHALEFETTEN DESTEK GELMEZSE DEĞİŞİKLİK MÜMKÜN DEĞİL

50+1 anayasal bir kuraldır. Cumhurbaşkanlığı seçimini ilk turda kazanabilmek için yüzde 50+1 oy gerekiyor. Eğer bu oyu hiçbir aday alamazsa en çok oy alan iki aday ikinci tura kalıyor. Bu kuralı değiştirebilmek içinse Anayasa’yı değiştirmeleri lazım. Anayasa’yı değiştirebilmek için Meclis’te 360 oy + referandum gerekiyor. Referandumsuz değişiklik için ise 400 oy lazım. Cumhur İttifakı’nın şu an 360 oyu bulunmuyor. Muhalefetten bir destek gelmezse böyle bir değişiklik mümkün değil. Ben buna destek verebilecek bir muhalefet partisi olduğunu da düşünmüyorum. Bizim tavrımız zaten açık, böyle bir destek vermemiz asla söz konusu olamaz.

İKTİDARIN NİYETİNİ OCAK AYINDA GÖRECEĞİZ

Erken seçimin olabilmesi için önemli işaretlerden biri şu olacaktır: Eğer bu iktidar mevcut seçim hukukuyla seçime girmeyi göze alırsa erken seçim önümüzdeki yıl da yapılabilir. Yok eğer seçim kanunlarında değişiklik yapmaya kararlıysa o zaman bu değişikliklerin yapılmasından itibaren bir yılın geçmesi gerekecek. Şu anda bütçe maratonu sürüyor ve bittiğinde Genel Kurul’a gelecek. Bütçe görüşmeleri devam ederken başka hiçbir konu ve kanun görüşülemiyor. Bütçeden sonra da Meclis çalışmalarına belli bir süre ara verilecek. Meclis, ancak ocak ayından itibaren normal yasama faaliyetine devam edebilecek. Dolayısıyla iktidar blokunun, seçim kanunlarında değişiklik yapma niyetinin ve hazırlığının olup olmadığını o zaman göreceğiz.