Övünmek gibi olmasın her zaman ‘delikanlılığım’la ve ‘cesaretim’le övünen biriydim. Şimdi değilim. Çünkü korkuyorum.
Batıda bir Kürt olarak yaşayabilmek her gün biraz daha zor hale geldi. Hiçbir sorunla karşılaşmadan hayatınıza devam edebiliyor olabilirsiniz. İşçisi olduğunuz fabrikada, ticaret hayatınızda, okulda ya da herhangi bir yaşam alanında kimseyle bir ağız dalaşına girmeden. İş çevrenizde, komşularınız tarafından sevilen birisisiniz, bulunduğunuz toplumda saygı görüyor olabilirsiniz ve hiçbir sorunla karşılamıyorsanız bile yine de Kürt olduğunuz aklınıza geldiği zaman tedirginlik içine girersiniz, gerilirsiniz ve hatta korkuya kapılırsınız.
Yolda yürürken, alışveriş yaparken, kahvehanede çay içerken, ya da herhangi bir toplumun içinde otururken yanı başınızda duran kendini bilmez birinin hakaretine maruz kalabilirsiniz. Küfürle karşılaşabilir ve hatta saldırıya uğrayabilir korkuya kapılırsınız. Yan tarafınızdan bir ses duyarsınız “şu Kürtler fazla olmaya başladı, daha ne istiyorlar o.. çocukları” der aidiyetinize hakaret eder ve utanmadan suratınıza bakarak sırıtır. Belki sükunet içinde bir an sabreder yanıt vermeden hakareti sahiplenmezsiniz. Fakat esmer simanızla, konuşma aksanınızla herkes tarafından anlaşılıyor ki siz bir Kürtsünüz. Aidiyetinize küfür edildiği halde karşılık vermeden sinmişsiniz.
Bu örnek olaylar yaşanmadığı halde yaşanabilir ihtimalini düşünerek sürekli kendi kendinizi mikro faşizmin altında işkenceye bırakırsınız.
Hiçbir partiye kayıtlı değilsiniz, herhangi bir örgüt faaliyetinde bulunmuyorsunuz, hiçbir yerde Kürt’ten ve Kürtçülükten konuşmuyorsunuz, ana diliniz olduğu halde bir Kürt akrabanızla karşılaştığınızda Kürtçe konuşmaktan imtina etmişsiniz, kendi halinizde dikkatli ve dilinize hakim birisisiniz, sabah işe gitmişsiniz, akşam eve döndüğünüzde içinize yine bir korku siner ne yaparsanız yapın korkuyu bir türlü atamazsınız. Aklınız vesveseyle dolar, “terör örgütüne yardım ve yataklık”, “terör örgütünün şehir yapılanması KCK’ya üyelik”ten sabaha karşı evinizden alınıp götürülme ihtimalinin endişesiyle yatağınızda uykunuz kaçar yine mikro faşizmi yaşarsınız.
Feodal yapının ağalık zulmünden kaçmışsınız, toprağınız olmadığı için çaresizlik içinde geçiminizi sağlayamamışsınız, köyünüz yakılmış yıkılmış göç’e mecbur kalmışsınız, köy koruculuğunu kabul etmemişsiniz, örgüte katılmayı ret etmişsiniz, bu nedenlerin birinden ya da birkaçından göç edip batının büyükşehirlerinden birinin varoşlarına sığınmışsınız. Çalışıp çabalamışsınız, yememiş içmemiş bir ev yapmışsınız ve bir de bakıyorsunuz ki TV’lerde gazetelerde ülkenin bölünmesinden söz ediliyor. Bu defa nereye göç edebileceğinizi kara kara düşünerek kendinizi mikro faşizmin altına alarak işkenceye çekiyorsunuz.
Ülkenin batısında hal ve ahval böyleyken, ülkenin doğusunda ölüm, yıkım, kan, kin ve her gün çoğalan şiddet ve nefret devam ediyor. Seksen yıldan bu yana bir türlü Kürt sorununu çözemediler. Çünkü politikacılar, ülkede yaşayan halkların kardeşçe eşit ve özgür bir şekilde doğal özellikleriyle yaşamalarını tehlike olarak göstererek iktidarlarını korudular.
Politikacılarımız hiçbir zaman iktidar gücünü yitirmek istemediler. Bu nedenle iktidar gücünü muhafaza etmek için ne gerekiyorsa iktidar aşkıyla çekinmeden yaptılar. Toplumun çoğunluk kitlesinin hassasiyetlerine, inançlarına ve çıkarlarına uygun davrandılar. Çoğunluğun sempatisini kazanmak için şirin göründüler. Politikacılarımızın özel becerileri vardı. Halkın yararlarına olduğuna inandıracak şeylerin neler olduğunu önceden tahmin edebildiler. Azınlıkları, ezilenleri görmezlikten geldiler. Ülke menfaatleri için neyin yararlı olduğu değil, neyin popüler olduğunu önemsediler. Çünkü iktidarı sağlayacak olanın popülarite olduğunu bildiler.
En güçlü malzemeleri, halkın din, vatanseverlik duygusu ve milli hassasiyetleriydi. Bu üç temel duyguyu istismar etme marifetiyle kendi lehlerinde ustalıkla kullandılar. Bunda başarılı oldular.
İktidar arzusu ve liderlik tutkusu akıllarını başlarından alınca, gerçeği göremeyecek kadar kör, çılgınlıklar yapabilecek kadar acımasız oldular. İnsan öldürmenin kutsallığına fetva verecek kadar günahkâr olabildiler.
Ve nihayet ülkeyi bu hale getirdiler.