Meral abla gitti ve yalnızlaştık hep beraber

Abone Ol

“Halimizi görsen gülersin. Sezen, Melek cümbür cemaat Paris’e geldik. Burada bir doktor var, ona görünüyorum. Gündüz tetkikler yapılıyor, akşam otelde kahkah kihkih… Baksan bana, bu kadın ölüyor demezsin yani. Fakat doktor kötü konuştu” demişti Meral abla. 3 ay kadar önceydi.
Benden nasıl bir ses çıktıysa artık, nasıl bir kelime fukaralığına düşmüş, yarı inleme yarı dinleme bir tepki verdiysem…
“Aman be kızım, titretme hemen. Ben hayatta kaç taş sektirdim, bunu da sektiririm” diye beni teskin etmişti.
Fakat canı sıkkındı. Tedavinin Türkiye’de başlayan kısmının pek de olması gerektiği gibi ilerlemediğini, akciğerlerindeki tümörün yayılma hızını belirleyen tipinin doğru teşhis edilmediğini öğrenmişti.
Yaptırdığı tüm tetkiklerin sil baştan başlaması da cabası… Halbuki o can dostlarıyla Paris’te güzel gezintiler yapmak, hayatın ciddiye alınması gerektiğiyle ilgili gayri ciddi sohbetler etmek isterdi.
Neyse ki, Paris’teki doktor Meral Okay’ın hastalığıyla yakından ilgilenmişti. “Benim kanseri kendisine bir meydan okuma olarak gördü herhalde doktorcağız. Anlamaya çalışıyor. Tabii ya, benim kanserim bile anormal olur.” Kahkahalar…

** 

Ona son derece atipik saatlerde mesajlar attığımdan olacak, “Hayatım beni her gün rüyanda filan mı görüyorsun…” diye dalga geçiyordu. Ona söyleyememiştim de, görüyordum. Rüyalarımın kraliçesi… Bir takım dağlara tırmanıyoruz birlikte, otomobille hiç bulamayacağımız adresler arıyoruz, tuhaf bir gölde bata çıka yürüyoruz. Böyle rüyalar…
Bunları anlatsam, “Git biraz serinde koş, iyi gelir, açılırsın” derdi herhalde. Belki yine kahkahayı basardı. Keşke anlatsa mıydım, o müthiş kahkahadan duymak için…
En son 1 ay önceydi, 4-5 günlüğüne hastaneye yatmıştı. Yorgundu, tatsızdı. Yine de, “Yakında toparlanırım, bana gelirsin, Boğaz’a ve keyfimize bakarız” demişti.
Olmadı. Olamayacağını da biliyordum. Kendimi de hazırlamıştım. Daha doğrusu öyle sanmıştım. Ben bazen öyle sanarım.
Temeli yufkadan savunma mekanizmaları gibi çöktüm tabii dün sabah. Titretme dediği kadar titredim.
Onun sesini bir daha duyamayacak olmak, karakterinden güç alamayacak olmak bir yana…
Başka bir sürü şeye ağladım diyebilirim.
Çünkü bence… Meral Okay gibi altın kalpler, kelime üstatları, neşe ve zeka sığınakları gittiğinde oksijeni azalıyor, tadı gidiyor sanki bu dünyanın.
İşte öyle, Meral abla gitti ve biraz daha yalnızlaştık hep beraber…

{ "vars": { "account": "UA-51532466-3" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }