Meclis Neden Kilitlendi?

Abone Ol

Yasama faaliyetlerini sürdürecek sayıda milletvekili var. Mesele alınacak kararların yasalaşması sürecinde geniş katılımın olmamasının doğuracağı meşruiyet tartışmaları. Zaten uzlaşmasını sağlayıp bunu bir ana kontrata (anayasaya) bağlayamamış bir toplumuz, bir de sisteme olan itirazlar ve bunu engelleme yöntemi olarak benimsenen şiddet, toplum dokularını harap etmeye devam ediyor. O zaman hiç olmazsa Parlamento'da bir ortak mesai ortamı oluşturmak gerekmez mi? Bunu BDP ve CHP şimdilik engellediler.

Neden yüksek düzeyde katılım ve temsil kabiliyeti açısından oldukça geniş tabanlı bir Meclis oluşmasına rağmen Parlamento çalışmaları zora girdi? İşin özeti şu: Her ikisi de kendi silahlı güçlerine hayran ve onların siyasetin merkezinde olmasına razı iki parti Parlamento çalışmalarını bloke etti. İşte bu kadar!

BDP'nin gerekçesi rejimin ana karakteriyle ilintili. Şimdiye kadar Kürtler'in kimlik ve eşitlik talepleri hep bir güvenlik sorunu olarak görülüp bastırıldığı için şiddete ve haksızlığa uğramışlar. Buna karşı çıktıkları her seferinde sistem esneyip itirazlar yapısal ve yasal düzeltmelerle giderileceğine rejim daha da katılaşmış, zaten otoriter olan yönetim, sıkıyönetime dönüşmüş; sorun müzminleşmiş. Kürt itirazları da silahlı bir kalkışmaya dönüşmüş. Toplum psikolojik yarılmanın travmasını derinden hisseder olmuş. Buna rağmen Türkiye, halkıyla ve yönetimiyle bu soruna hâlâ ciddi ve kalıcı bir çözüm üretebilmiş değil. Eski bakış açısında ve araçlarında ısrar etmek çözümü kolaylaştırmıyor.

Bunu gören Kürt silahlı güçleri, denklemdeki belirleyici konumunu kullanarak siyaseti yönlendirebiliyor. Kürt sivil siyaseti de onların yönlendiriciliğine uyuyor. Her iki tarafın silahlı güçleri kendi çözümlerini parlamento zeminine taşınamadan gerçekleştirmek istiyor. Beklenen şu: Anlaşmayı silahlılar yapacak, siviller onu hayata geçirip sürdürecek. Bu durum, sivil inisiyatifi de uzlaşarak sağlanacak siyasal bir çözümü de engelliyor. BDP Meclis'e girmiyor.

Parlamento çalışmalarını bloke eden Türk tarafına gelince, silahlı kuvvetler personelinin bir bölümünün merkezinde olduğu vesayetçi siyaset (medya dilinde Ergenekon) CHP ile temsil ediliyor görülüyor. Eski CHP başkanı Deniz Baykal, "Ergenekon'un avukatıyım" demişti. Yeni başkan Kemal Kılıçdaroğlu da "Bulun o örgütü, üye olacağım" diye aynı tavrı sürdürmüştü. Başkanlarının Ergenekon yakınlığı açısından "eski" ve "yeni" CHP arasında pek fark yok.

Ya CHP örgütü? Bu düzeyde iki bağ olduğu anlaşılıyor. Bunlardan ilki, devrilen eski başkan yerine CHP'nin başına geçirilen yenisinin, bu operasyonu yapan güce olan borcunun nasıl ödendiği. İkincisi, otoriter sekülerliğin (CHP bunu hep "sol" zannetti) partiyi %19-20 bandına hapsettiğini gören parti yönetimi, CHP'yi %6-7 oy getireceğine inandığı merkez (kentli, seküler eğilimli olduğu için AK Parti dışında kalan) sağla ittifakta hayır görmesi. Bunun için başta S. Demirel ile yapılan pazarlıklarla bir dizi merkez sağ aday parti listelerine alındı. Bu grubun Ergenekon ve AK Parti karşıtlığı konusunda partinin ana damarıyla hiçbir ihtilafı yoktu.

Hem Kılıçdaroğlu'nu parti başına getiren güce verildiği anlaşılan söz hem de yeni merkez sağ adayların icazetiyle tutuklu Ergenekon sanıklarının aday gösterilip seçtirilmesi partinin siyasal çizgisini belirginleştirdi. Bu yapıdan demokratik bir uzlaşma, sivil anayasa çıkması hayli zor. Kolay olsaydı Meclis çalışmalarına katılırlar ve sorunlara o çatı altında çözüm ararlardı.
{ "vars": { "account": "UA-51532466-3" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }