Çocuk Vakfı yeni anayasa ile ilgili, anayasa ve çocuk bağlamlı bir rapor hazırlamış. Raporda çocuklara nasıl bir anayasa olmalı sorusu sorulmuş.
Yanıtlar şu şekilde:
Melih Ayhan (13): Çocukların anlayabileceği dille yazılsın.
Alİm Çetinbaş (10): Anayasa resimlerle yazılmalı.
Dilay Ertürk (10): Anayasada “Bu ülkede çocuk çalıştırılmaz” diye yazılsın.
Bahar Kolanç (16): Kızların okutulması zorunlu olsun.
Ali Ersin Akgül (9): Anayasa bizi korusun.
Sena Beyar (13): Herkes dini özgürlüğünü yaşayabilmeli.
Yusuf Muhammet Yılmaz (8): 18 yaşından küçükler de oy versin.
Hakan Köybaşı (13): Çocuk hakları genişletilsin ve saygı duyulsun.
Beyzanur Özkan (10):Düşüncelerimize daha çok önem verilsin.
Esmanur Kuru (13): Her insanın hakkı eşit olsun. (Radikal)
Çocuklara kısa süre anayasanın ne işe yaradığı anlatıldıktan sonra bu düşünceler ortaya çıkabiliyor ve büyükler konuşunca da hemen hemen aynı haklardan bahsediyorsa ya çocuklar çok gelişmiş bu memlekette ya da büyükler akıl bari olsalar da pek bir şey değişmemiş.
Gerçi aklın yolunun bir olduğu sonucu da ortaya çıkar ama daha önce de anayasayı büyüklerin yaptığı ve söz konusu hak ihlaller hep var olduğu için, büyüklerin kaşı gözü düzgün ülkemizde belli bir yaştan sonra gelişiminin durduğunu düşünüyor ister istemez insan.
Çocuk kalsa herkes daha mı iyi olurdu diye de düşünülebilir elbette ama o da iş değil.
Çünkü mesele çocuk ya da büyük olmak değil, çıkarsız olmakla alakalı tam olarak.
Çocuklar saftır denir ya; kızar ve en olması gereken, bazen en ilkel biçimde kızgınlığını belli ederler hani, sevgisi de aynı şekildedir. Düşündüğünü olduğu gibi söyler. Bu nedenle komşunun arkasından çocuğun yanında konuşulanların komşunun kulağına gittiği pek çok kez yaşanmıştır. Çünkü çıkarsızdır çocuk milleti.
Büyüdükçe ve de öğrendikçe çıkar ve beraberinde güç ilişkileri devreye girince kimse düşündüğünü pat diye söylememeye başlar artık. Kızmışsa tam tersi davranabilir, seviyorsa belli etmekten kaçınabilir, sempatisini çıkarları için söylemeyebilir. Artık komşunun yanında evde konuşulanlar söylenmez belki, ama arkadan konuşma artarak devam eder.
Görünüşte her şey süt limandır.
Bu süt liman hava içinde, aslında olması gerektiği gibi büyükler anayasa yapar, birileri uygular, birileri muhalefet eder.
Muhalefet edenlerin eline güç verilince bu kez onlar anayasa yapar, eskiden anayasa yapmışlar muhalefet oluverir.
Bazen iktidar ‘Aklın yolu birdir’ dedirtecek cinsten sözler bile sarf etse, muhalefet ille de muhalefettir. Çünkü söz sahibine aittir ve muhalefet sözün sahibi iktidarı hiçbir zaman sevmemiştir.
Birileri yine uygular.
Zaten bu hikayede uygulayanların yeri hiç değişmez.
Titanlar öfkelenir, uygulayanlara savaşmak düşer.
Sonra birileri çıkar, ya gerçekten hakkı savunduğu ya da bir noktaya dikkat çekmek için bu uygulayan savaşçıların çocuklarına anayasayı sorar.
Çocuklar yanıtlar.
Niye bu yanıtlarla büyüklerinki aynıdır?
Halbuki ne çok şey değişmiştir. Bir kere yaşlar değişmiş, yaşantılardan eser kalmamıştır. Sonra belki zamanında uygulayan konumunda olanlar es kaza uygulatan oluvermiştir, falan filan… Çıkar ilişkileri ve çıkarsızlığın ne şekilde değiştiğini anlatmaya gerek yok tekrardan.
O büyükler gibi yanıt veren çocuklar bir gün büyük olunca, ki uygulayan olmama ihtimalleri çok zayıftır, yıllar yıllar önce bunları keşfettiğini unutur ve papağan misali bir zamanlar söylediklerini tekrarlar.
Aslında asırlardır tekrarlanan doğrulardır. Akıllıca olanıdır yani.
Malum büyükler ‘aklın yolu birdir’ gibi sözleri sarf edip, uzay boşluğuna göndermekten bıkıp usanmazlar ez-cümle.
Ama ne doğruların doğru olduğu ne de uygulanmadığı için sonuçlar değişir.
Ademoğlu ve ademkızı da ‘aklın yolu birdir’ sözünü yer çekimi bulmuş Newton gibi söyler de söyler.
Bir nevi ‘laf-ı güzaf’ eder işte.
Bir müzik gurubu ne demişti:
“Laf-ı güzaf
Hepsi fasarya…”
Uygulanmadıktan sonra en güzel anayasa yazılsa ne ola?
Tez cevap: Laf-ı güzaf yani fasarya.