Küstümçiçeği

Abone Ol

Bu işte bir gariplik olduğunu Avrupa Birliği ile müzakerelerin başlama kararı alındığında anlamalıydık. AB’den müzakere sözünü kapan Sayın Başbakan ne kadar mutluydu.
Tarih 18 Aralık 2004, Ankara bilinen tarihinin en fantastik kutlamasını yaşıyor. Havai fişek kullanımında dünyadaki trendler altüst ediliyor.
Gündüz vakti yüzlerce havai fişek patlatılıyor. Sadece siyah bir bulut ve patlama sesiyle sonuçlanan bu deneysel çalışma, kutlamanın coşkusuna gölge düşüremiyor.
Havai fişek gümbürtüsünden fırsat bulduğu bir anda Erdoğan müjdeliyor: “Bayramınız kutlu olsun. Her şey Türkiye için.”
Böylesine büyük bir kutlamanın haklı gururuyla biraz da iktidarını övüyor elbette Başbakan: “Bizimle bu konuda kimse aşık atmaya kalkmasın. Laf üretenlerle iş üretenlerin farkı ortada. Bir tarafta 39 yıl, diğer tarafta iki yıl.”
Doğru, 2002’den 2004’e iki yılda iyi başarı. Peki, 2004’ten 2011’e geçen yedi yıl?
Avrupa Birliği için kim laf, kim iş üretti bu süre zarfında? 

Peynir gemisi
İş kısmı biraz belirsiz. Müzakerelerde pek bir ilerleme sağlanamadı. Avrupa Birliği ilerleme raporları, artık neredeyse gündeme bile gelmiyor.
AB ile ilişkileri yürüten AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, işi icabı konu hakkında üç-beş kelam ediyor haliyle.
Bağış, AB’nin son ilerleme raporu konusunda çok açık: “Bu rapor, ayet-i kerime değildir.” Bu değerli değerlendirme çok isabetli.
İlerleme raporuna kızmış Sayın Başmüzakereci. Sebep? Raporun Türkiye’deki basın özgürlüğü konusunda, uzun tutukluluk halleriyle ilgili eleştiriler barındırması. Nedir buna Sayın Bakan’ın cevabı? Her zamanki gibi çok açık, akıl dolu ve yukarıda Allah var bir o kadar da sert: “Türkiye’nin karnesini vermek, sadece büyük milletimizin görevidir. Başka kimsenin bize karne verme haddi dahi yoktur. Türk milletinin karnesi de 12 Haziran’da verildi.”
Sayın Bağış, aynı açıklamasında tarihimizin en önemli bir aşamasında olduğumuza da işaret ediyor. Bakanımıza göre Türkiye’nin devlet-millet kaynaşmasının en üst düzeye çıktığı günler yaşanıyor, ‘mahalle muhtarından Cumhurbaşkanı’na kadar fikir birliği ve dayanışma’ içindeyiz. 

Sınıfsız, kaynaşmış kitle
Yani böylesine kaynaşmışken, muhtarından Cumhurbaşkanı’na aynı şeyleri düşünüp, aynı bedenin uyumlu organları gibi intizam ve disiplin içerisinde senkronize olmuşken, kim takar affedersiniz AB’nin ilerleme raporlarındaki eleştirileri?
Neticede 12 Haziran’daki seçimlerde Avrupa Birliği yüzde kaç oy aldı? Milletten karnesini alabildi mi? Avrupa Birliği’nde mahalle muhtarından cumhurbaşkanına bir fikir birliği var mı her şeyden önce?
Yok! Bütün bunlar yok. Ne var? Rapor var, hep bir mızmızlanma hali, hep bir iktidara kara çalma, muhalefet partilerine alet olma ibişlikleri.
Sayın Başbakanımız da bunlara gereken cevabı yapıştırdı geçen gün: “Zaten ne halde oldukları da ortada. Dökülüyorlar, her şeyleri dökülüyor, üyeleri dökülüyor, parada pulda ne olduğu belli.”
Sayın Erdoğan haklı bir şekilde Avrupa Birliği’nin ‘statükocu bir yaklaşım beslediğini’ de söyledi.
Bu milletin içine çöreklenmiş statükocular ve onlarla işbirliği yapan dış mihraklar Türkiye’nin bu güzel uyumunu bozamaz. Ekonomisi giderek büyüyen, muhtarından Cumhurbaşkanı’na herkesin aynı şeyi düşündüğü bu uyanan dev, bir Avrupa cücesinin raporlarına bakacak değil herhalde.
Sarkozy ve Merkel rahat olsun. Artık işi yokuşa sürmelerine gerek kalmadı. Gündüz havai fişek atacak kadar kendine güvenli bu iktidarın Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne üye yapmamak için size ihtiyacı yok.
Bunu kendi kendimize de başarabiliriz. Neticede milletten alınan karne, muhtardan Cumhurbaşkanı’na fikir birliği.
Gereken her şey var.
Sarkozy, Merkel ve diğerleri müsterih olun. İmtiyazlı üyeliğe çoktan fit olduk da zevahiri ancak böyle kurtarıyoruz.

{ "vars": { "account": "UA-51532466-3" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }