Kürtaj

Abone Ol

Berlin Duvarı yıkılıp Sovyetler Birliği dağılınca Jivkov rejimi de çöktü.
Bulgaristan bugün AB üyesi.
Türkiye’nin nüfusu ise 70 milyonu aştı.
Geçen çeyrek asırda iki ülke arasındaki sorunlar “diplomatik” yoldan çözüldü.
Ve Körfez Savaşı gibi 1990 ve 2003’te Irak’ı parçalayan krizlere taraf olmanın ülke nüfusunu aşan güç dengeleriyle ilişkisi daha iyi anlaşıldı.
Özal’dan yirmi yıl sonra Türkiye yeniden bir nüfus tartışması içerisinde.
Başbakan Erdoğan, son dönemde “üç çocuk” sloganını benimsemişti. Bunu Türkiye’nin genç nüfusunun büyüme dinamikleri üzerindeki etkisini gözeterek söylüyordu. Nüfus artış hızının yavaşlamaya başlaması; 2020-30’ların Türkiye’sini bugünkü Avrupa’nın “yaşlı” görünümüne çevirebilirdi. Bu ise durgun bir ekonomi, genç işgücüne ihtiyaç duyan bir toplumsal yapı demekti.
Türkiye gibi işsizlik oranları yüzde 10’ların üzerinde seyreden, üniversite mezunu nitelikli istihdamda ise bu oranın yüzde 20’leri aştığı bir ülkede, büyük çoğunluk düşük ücretle çalışırken gelir adaletsizliği bu denli bozukken çocuk sayısını teşvik daha fazla işsizlik ve yoksulluk anlamına da gelmektedir.
Üç çocuk tartışması bu bağlamda sürerken Başbakan Erdoğan doğurganlık konusunda hayli radikal bir çıkış yaptı.
Erdoğan’a göre sezaryen ve kürtaj “cinayet” demekti.
Nüfusu azaltmaya yönelik politikaları savunanlar “Bu milleti dünya sahnesinden silmek için sinsice bir plan”a alet oluyorlardı.
Cumhuriyet’in ilanından bu yana Türkiye nüfusu azalmıyor. Artıyor.
Doğurganlık oranı hala 2’nin üzerinde.
2025’lerde 90 milyonu bulacağız.
Dünya sahnesinden silinmek o adar da kolay değil.
Öyle olsa Osmanlı’nın yıkıntıları üzerine inşa edilmiş Cumhuriyet, “10 yılda 15 milyon genç insan yetiştirirken” 1923-33 arasında herhalde daha fazla risk altındaydı. Türklerin Anadolu’daki bin yıllık varlığı salt nüfustan kaynaklanmıyor olsa gerek. Bu çağda kalabalıklardan daha değerli olan eğitim, teknoloji ve kültürel değerleri yüksek bir “insan kaynağı”na sahip olmak değil midir?
Aslında Türkiye 1960’lardan bu yana uyguladığı sağlık politikalarının sonucu anne ve çocuk sağlığı konusunda hayli başarılı oldu. Bebek ölüm oranlarını düşürdü. Doğumdan kaynaklanan ölüm risklerini azalttı.
Şimdi bir muhafazakârlık göstergesi olarak sezaryen ve kürtaja karşı çıkarken bu tartışmayı siyasi olmaktan çıkarıp tamamen bilimsel alana bırakmak gerekiyor.
Sorunu hekimler tartışmalıdır.
Kürtaj cinayetse eğer okullara “cinsel eğitim” dersleri konulmalıdır.
“Her kürtaj bir Uludere’dir” söylemi ise talihsizliktir! “Tasma” örneği gibi...  
{ "vars": { "account": "UA-51532466-3" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }