'Kudursunlar Ayol!'

Ortadoğu’da hemen hemen bütün çatışma, savaş ve şiddetin ekseninde farklı etnik aidiyetler, başka inançlar ve başka kimlik ve kültürlere ait olmak yatmaktadır. Toplumsal bir hayatın olmazsa olmazları olan bu farklılar çatışmanın, savaşların değil bir arada eşit ve özgür yaşamanın, birlikte üretmenin ve ortak bir gelecek kurmanın nedeni olabilir ancak. Ancak erkek egemen/militer siyasetler kendilerini bu farklı etnik aidiyetler, inançsal ve kültürel farklar üzerinden kurdular. "Öl/öldür" hallerinin "kutsal kitaplar"dan indirilen ayetler ile kutsandığı bu coğrafyada hayatlarımız kadar binlerce yıllık kentler kültürler de bir harabeye çevrildi.

Bütün bu karmaşa ve harabeler içinde Rojava Kadın Devrimi bizlere; "bütün farklılıklarımız ile bir arada barış içinde yaşayabiliriz" fikrinin hayat bulduğu bir alan açtı. Bir arada bütün farklılıklar ile barış içinde yaşamak bir slogan olmaktan çıkıp hayat içinde karşılığını buldu. Bu durum bir kez daha bu coğrafyanın tekçi, ırkçı, militer erkek egemen sistemini harekete geçirdi. Bölge devletleri, dini cemaatleri, terör örgütleri bu fikri ve hayatı boğmak için harekete Eylül 2014 tarihinde Kobane’ye saldırı ile hareket geçti. Üç yıldır bu saldırılara karşı amansız bir direniş yaşanıyor. İki gün önce YPJ;” Rakka’nın özgürleşmesini tüm dünya kadınlarına armağan ediyoruz” diyerek bütün ırkçı/militer sistem ve gruplara karşı direnişin devam ettiğini bir kez daha ilan etti.

Gelişmeleri yakından izliyor ve konuşuyoruz. Bu sabah da genç yazar yoldaşım Ali Can’ın son gelişmeler üzerine kendi sayfasında paylaştığı metnini okudum. Tamamına katıldığım için izni ile metni olduğu gibi köşeme alıyorum.

"IŞİD’in Rakka'dan tamamen temizlenmesi, tahmin edilmesi kolay ki HDP'nin 7 Haziran seçimlerinde barajı aşıp bizleri temsil edecek ve sesimiz olacak insanların meclise girdiğini görmek kadar gülümsetici, halay çekilesi, zılgıtlar atılası, şarkılar söylenesi, umudu biraz daha büyüterek güzel yarınlara daha da yaklaşılası bir durum. Fakat ya gözümüzden bilerek kaçırdığımız ya da gerçekten gözümüzden bilmeyerek kaçırdığımız bir nokta var. O da şu: Rakka'dan temizlenen İŞİD sadece Rakka'dan temizlendi. Henüz bütün dünyadan değil! Hala birçok ülke de (buna Türkiye'de dahil) insanları öldürmeye yönelik eylemlerini devam ettiren, özellikle çocuklara, kadınlara ve lgbti+lara işkencelerin en ağırını işleyen bu katil, sapık, işkenceci, ruhsuz, akıldan yoksun, gerçek inançsız olan örgüt ÖSO adıyla henüz Rakka'dan Türkiye'ye geçiş sağladı. Onların Türkiye'ye geçmiş olması demek, henüz dünyanın hiçbir yerinde sağlayamadıkları egemenliklerini burada henüz sessiz kalan İŞİD mensupları ve sempatizanları ile, kendilerini bütün gün camilere kapatıp ruhlarını temizlediklerine hep inanmak istediğim ama yanıldığım içi nefret ve şiddet dolu cemaatle, neredeyse artık sadece şehrin belli noktalarında değil de semt semt şubeleri bulunan tecavüzcü tarikatlarla devlet eliyle yardım edilerek bir araya gelip burada bir hüküm sürmek istemesidir. Tehlikede olan yine biz çocuklar, kadınlar ve lgbti+lardır.

Biraz gerçekçi yaklaşıp, var olan savaşın bilincine vararak ''nereye göç etsek?'', ''vize istemeyen ülkeler hangileriydi?'', ''Yunanistan’a kaç parayla kaçıp mülteci olabilirim?'' gibi özellikle maddi durumu buna hiçbir koşulda el vermeyecek olan birçoğumuzun bu sözleri artık kenara bırakması lazımdır.

Yapılması gereken ise belki de sosyal hayatlarımızı, arkadaşlıklarımızı, dostluklarımızı, aşklarımızı, hayvanlarımızı, insani ilişkilerimizi, şarkılarımızı, şiirlerimizi, hikâyelerimizi elimizden kaybetmeden, şehir şehir, semt semt halk meclisleri kurulup kadın ve lgbti+ savunma grupları oluşturularak savaşın kızışan en hafif noktasında bir araya gelerek asla istemeyeceğimiz şeylerin olmasına izin vermeden gerçek bir mücadele vermek hakikidir. Umudu çokça yükseltmektir. Buna karşı kendimizi hazırlamalıyız. Çünkü aksi takdirde birçoğunuzun sesini asla çıkartmadığı ama bizim sokaklarda haykırmaktan sesimizin kısıldığı yine de susmadığımız, sizin gözlerinizin görmediği ama bizim de acı çeke çeke izlediğimiz, hala yer yer devam eden sokağa çıkma yasakları bulunan şehirler gibi de olmayacak sonumuz. Daha ağır bedeller ödeyebiliriz. Daha çok yakınımızı kaybedebiliriz. Sonra payımızda ne umut ne de yaşam kalacak. Bakmışız, bitmişiz. Bu gerçeğe varmadan, kendi gücümüzü keşfederek savunmalar oluşturmalı ve onları yer edinmeden yok etmeliyiz. Bunu da kadınlar ve lgbti+lar yapacaktır.

Kudursunlar ayol."

YORUM EKLE