Köyden Şehre, Şehirden Nereye?

Kendi yaşadığımız yıllarda Kürt sorununa bakalım mı? Gerilere gittikçe analizler çoğalır aynı acıların çoğalacağı gibi… O yüzden benim kuşağım yani 1986 ve sonrasında doğan Kürt gençliğine mi bakalım? Bakalım ama bugünü anlamak için değil yaşadığımız acıların aynılığına bakmak için… Artık bakmanın da bir anlamı yok artık bugüne bakıp, bugünden yarına bakıp güzel yurdumuzun özgür olması için mücadele vermekten başka çare var mı?

Bizi en iyi biz anlatırız. 90’lı yıllarda devlet hemen hemen tüm köylerimizi yaktı, yıktı ve bizi sürdü. Kalan köylerde ya korucu köyü olduğu için ya da direnişleri sayesinde ayakta kalabilenlerdi. Faili meçhuller demek istemiyorum faili belli binlerce insan bu dönemde katledildi. Ezber cümlelerimiz değil mi bunlar… Şimdi birçok yazar ve aydın bunları peş peşe sıralıyor hatta sıraladı. Onlar yazdı ama biz yaşadık. Kiminin annesi, babası kiminin ise amcası, kardeşi, oğlu, kızı… Katledilenler arasında yeni doğmuş bebekte vardı yetmişinde ihtiyar bir dede veya nine de…

İnsanlar, dün “Kürtler neden dağa çıktı”, “PKK neden ortaya çıktı” sorusunu sorarken şimdi de “hendekler sadece bir sonuçtur” demeye başladı. Dün bizleri köylerimizden ettiler daha bunun sebebi anlaşılamadan şimdi de köyden şehre gelmiş insanlar tekrar yurtlarından oluyor ama bu sefer gidilecek bir yer de kalmadı!

90’larda devletin zulmünden kaçarak şehirlere taşınan on binlerce insan vardı. Yıllar geçtikçe kendi yurdunda yurtsuzluğu yoksul bir şekilde yaşadı/yaşadık. Binlerce insan gittikleri şehirlere köy yaşantılarını taşıdı. Ve bunu keyfiyetten değil yoksulluktan yaptı. Diyarbakır’ın Sur mahalleri, Batman’ın mahalleri ya da Türkiye şehirlerinin herhangi bir mahallesi… İstanbul, Bursa, İzmir, Ankara, Adana, Mersin ve diğerleri… Köylerinden, yurtlarından olan binlerce insan sürgün yaşadı.

Köylerden bizi kovdular şimdi de şehirlerimizden bizi kovuyorlar. Evet, kovuyorlar. Yani televizyonlarda gösterildiği gibi, gazetelerde yazıldığı gibi çatışmalardan kaçmıyor halk veya iki taraf olarak lanse edilen güçlerden de kaçmıyorlar. Halk devlet tarafından buralardan kovuluyor. 90’lı yıllarda köylerde yaşayanlara askerler yani devlet baskı uyguluyordu. Asker açık açık gidin buradan diyordu. Böyle demekle kalmıyor köyler ateşe veriliyordu. Devletin köylerdeki tek amacı gerilla ile halk arasında ki bağı koparmak ve halkın gerillaya olan desteğini keserek gerillayı yalnızlaştırmak istiyordu. Başarılı oldular mı? Hayır, çünkü devlet politikası karşısında direnişi içselleştirmiş binlerce yıldır tutsak yaşadığı topraklarda ki halk artık özgürce yaşamak istiyordu. Köylerden şehre göç etmek zorunda kalan halk direnişlerini zaman içinde şehirlere taşıdı.

Bugün öz yönetim ilanlarının yapıldığı yerlerde de devlet 90’lı yıllarda yaptığı politikayı olduğu gibi uyguluyor. Hendekleri kapatma adı altında –aslında katliam yapmak isteyen devlet- (ki katliamları yapıyor da!)operasyonlar düzenleyerek direnişin başında bekleyen Kürt Gençliğini sindirmek istiyor. Onları halk desteğinden yoksun bırakmak için evleri bombalıyor, rastgele sağa sola ateş ediyor. Aylar önce bilinçli olarak halkın evlerinden çıkması için 35 günlük bebekten 70 yaşındaki insana rastgele keskin nişancılar ile katliam yaptı. Çatışmalara dayanamayan halkın büyük çoğunluğu evlerini terk etmek zorunda kaldı. Ki bu gayet normal bir durum… Halkın oturacak evi kalmamış, yiyecek ekmeği kalmamış her savaşta olduğu gibi bu savaşta da göç yolları, sürgün yollarına geçilmiştir.

Sokağa çıkma yasakları birkaç sokak veya birkaç mahalle değil birçok çok mahalle, ilçe, şehir hatta tüm Kürdistan bir ablukanın içinde… Devlet top yekûn savaşı daha hiç bitmeden tekrar yükseltti. Saray savaşı diye adlandırılıyor evet “Sarayın savaşıdır” bu lakin o Saray artık devletin ta kendisidir. O yüzden şimdi gördüklerimiz devletin Kürt ulusuna bakışıdır.

Dargeçit, Derik, Nusaybin, Silopi, Sur ve diğerleri insansızlaştırma politikasının maruz kaldığı ilçeler… Gazeteler artık duruma sadece seyirci kalıyor işin deyim yerinde ise magazinsel boyutunu haberleştiriyor. Örneğin öğretmenlerin şehri terk ettiğini söylüyor gazeteler oysaki MEB yani devlet öğretmenleri zorla yerlerinden ediyor. MEB’in attığı mesajda şu yazıyor: “Tüm öğretmen ve idarecilerimiz bakanlığımız tarafından 14.12. 2015 tarihinden itibaren hizmet içi eğitim seminerine alınmıştır. Öğretmenlerimiz seminerlerini memleketlerinde alabilirler”(abç) MEB suç işlemiş ve öğretim olduğu dönem içinde öğretmenleri zorla “hizmet içi eğitim seminerine” almıştır. Gazetelerin iddia ettiği gibi bir terk etme durumu söz konusu değildir.

Kürdistan şehirleri adım adım yok ediliyor. Halk 90’larda olduğu gibi sürgün ediliyor. Aynı 90’larda olduğu gibi katlediliyor. 90’larda olduğu gibi top yekûn savaş konsepti devreye sokuldu devlet tarafından bir kez daha… Dünden farklı olan bugün köylerden kopartılan halk öz yönetimlerini ilan etmiş ve hendek başlarında Kürt Gençliği mücadele ederek bu savaşa karşı öz bir savunma gücüyle karşılık veriyor. Ellerin tetikten derhal çekilmesi ve müzakere sürecinin başlaması gereklidir. Lakin devlet bu kadar pervasızca saldırırken Kürt ulusunun yaptığı ise zulme karşı en meşru hakkını kullanarak silahlı mücadelesini yükseltmesidir. O yüzden mücadelesi haklı ve meşrudur. Kürt ulusunun talepleri derhal yerine getirilmeli ve müzakere süreci başlamalıdır.

YORUM EKLE

Demokrat Haber’e destek olmak isterseniz tıklayın >>>