Cevabım şöyle: Türkiye’de olsun, dünyada olsun; okuduğum köşe yazarının benim düşünce ufkumu genişletmesini, olaylara başka bir açıdan bakmamı sağlamasını, yeni düşünceler sergilemesini, beni zenginleştirmesini istiyorum.
Sayıları az da olsa bunu başaran, okurunu yüksek düşünce ufuklarında gezdiren yazarlar var. Unutmayalım ki 20. Yüzyıl’ın ünlü filozofu İspanyol Ortega y Gasset de bir gazete yazarıydı. Bu işe “düşüncelerini pazar yerine çıkarmak” olarak bakıyordu.
Evet; iyi ki böyle birkaç yazar var ama acaba okuyucu çoğunluğu köşe yazarından böyle bir işlev üstlenmesini bekliyor mu? Bir köşe yazısı okurken, yeni fikirler edinmek, öğrenmek, bakış açısını geliştirmek amacını güdüyor mu?
Bence hayır; nitelikli okurlar az değil ama ne yazık ki okurun önemli bir çoğunluğu bunu talep etmiyor.
Hani bir mesel vardır: Akıllar pazarda satışa çıkmış, herkes gidip yine kendi aklını almış.
Bizim ülkemizde de durum böyle. Çoğunluk kendi aklını, kendi fikrini çok beğeniyor. Ne kadar birikimsiz, ne kadar dünyadan habersiz olursa olsun; kendisini her konuda söz söylemeye yetkili buluyor. Başka fikre hiçbir biçimde gereksinimi yok. Hatta bilgi düzeyi düştükçe kendine güveni artıyor.
Düşünmenin bir metot, bilgi birikimi ve terminoloji sorunu olduğunu bilmeyen çok kişi var ortalıkta.
Böyleleri; Naim Süleymanoğlu gibi halter kaldıramayacağını biliyor, çünkü adamın kasları ortada. Ama düşünce ve kültür alanında aynı çabayı harcamış ve gelişmiş kişilerin beyin kaslarını göremediği için, onları yok sayıyor.
Bu insanlar, okuduğu köşe yazarlarından yeni bir fikir ya da bilgi değil, kendi duygularını yüksek sesle ifade etmesini, hatta karşı kampa saldırmasını, sövmesini, onlarla dalga geçmesini bekliyor.
Bunları okuyup rahatlamak istiyorlar.
O yüzden de günümüzde bir kısım köşe yazarları; düşünce ifade etmekten çok, basit cümleler, kelime benzetmeleri ve hınzırca “geçirmeler”le, yarı mizahi yazılar yazıyorlar.
Yazan da rahat okuyan da. Çünkü yazının içinde insanı düşündürecek, “acaba?” sorusunu sorduracak, “bu işe hiç bu açıdan bakmamıştım” dedirtecek, referansları gözden geçirmesini gerektirecek en ufak bir pırlıtı yok.
Bu “langırt, köy sandığı” tarzı tekerleme yazılarına her kampta, her ideolojide, her parti yandaşında rastlamak mümkün.
Genellikle böyle bir yazıyı çok beğendiğini söyleyen arkadaşlarıma soruyorum: “Peki bu yazıdan ne öğrendin, nasıl bir yeni fikirle karşılaştın, hangi bakış açısına rastladın?”
Bunun cevabı yok elbette. Çünkü o yazıları beğenen arkadaşım yeni bir şey öğrenmek derdinde değil; sadece kendisini biraz daha beğenmek istiyor. Kendi düşüncelerinin, biraz da hakaret içeren bir biçimde dışa vurulmuş olması, kızdığı kesime “geçirilmesi” hoşuna gidiyor.
Eeee, bu işin pazarı olunca, her kesimde satıcısı da eksik olmuyor elbette.
Ben kendi payıma okur mesajlarını ve sevdiğim yazarları, bir şey öğrenmek, yeni bir bakış açısı yakalamak amacıyla okuyorum ve inanın bana müthiş öğreniyorum, ufkum açılıyor.
Çünkü her zaman söylediğim gibi; her şeyi bilemem ama her gün bir şey öğrenirim.