Zygmunt Bauman, sosyolojinin tanımını yaparken; "bir kütüphane düşünün, sosyoloji ile ilgili bilgi edinmek için sadece sosyoloji kitaplarının olduğu raflara değil, tüm diğer raflara bakmanız gerekir" der.
Bazı kavramları ve olayları, kendi başlıklarından öğrenmek, analiz etmek sağlıklı değildir. Özellikle kitleleri ve kitlelerin tepkilerini konuşacaksak kitlelerin tarihsel süreci, çevre etkisi, arka planı gibi "yan raflarına" bakmak gerekir.
Jung ve Freud tezlerinde işlenmiş bir başlık olarak "kolektif bilinçaltı" kesinlikle bireysel davranışlara etki etmektedir. Yaşadığımız toplumda verdiğimiz tepkiler -sözel yahut fiziksel olsun- toplumsal tarihi sürecimizin izini taşır.
Kolektif olarak bugüne taşıdığımız her şeyi bir anda söküp atmak, bir kenara koymak elbet mümkün değildir. Bunu yapabilmenin bir yolu önce bahsi dinlemek sonra ise mevcut bağlardan kurtulmayı istemektir.
Mesela ilk inen sureler, yani Mekki sureler ile sonra inen Medeni sureler ihtiva ve üslup açısından birbirinden farklıdır. Bununla birlikte İslam'a itiraz eden dönem müşriklerinin ürettiği cevaplar da değişkenlik gösterir. Örneğin, " bir olan Allah'a inanmayı" tebliğ eden Peygamber'e "sen şimdi bize atalarımızdan kalma bir şeyi yok saymamızı mı istiyorsun?" diye hayretle sorar. Bu adımdan sonra yani dinlemekten sonra, ikinci adımı atan muhatap kenara koymaya, atalarından kalan bağlarından kurtulmaya başlar. Bir nevi devrim yapar.
Hayatın tıkandığı durumlarda bu türden bir "devrim" sürü psikolojisi ve kolektif bilinçaltı etkisinden kurtulmak için evladır, hayırlıdır.
Ben hiç Newroz kutlamadım, ne ailemde ne de çevremde böyle bir geleneğe ne şahit oldum ne de katıldım. Newroz bir bayram olsa dahi hayatıma "biber gazları, devlet eliyle şiddet, yasaklanmalar" ile girdi. O zamanda anlamamıştım şimdi de anlamıyorum, bir bayramda neden kanın aktığını?
Anlamadığım başka şeyler de var; her bayram, gaz, tazyikli su yiyen bir kadın milletvekilinin, kendisini seçen halkına tazyikli su ve gaz sıkıldıktan sonra, insani bir tepkiyle, üstelik çok daha insani bir dil ile "yetmedi mi bu halka yaptığınız?" diye inleyerek bir polise tokat atmasından sonra "küstahlıktan başlayıp, hakarete varan" yorumlar, başlıklar düşülmesi… Bunu gerçekten anlamıyorum?
Erkek egemen ahlakın baskın olduğu bir coğrafyada, modernizmin zehrini içmiş ve aşırı bireyselleşmiş insanların olduğu bir dünyada bastırılan ve unutulan ve hatta afyonlaştırılan bir tutumdur anaçlık... İnce bilekleri olan bir kadınsındır belki ama bir gün babanı, bir gün erkek kardeşini, bir gün evladını, bir gün halkını korumak için gazların, silahların, koskoca adamların önüne düşünmeden atlarsın. Ben bir kez yaşadım; trafikte bariz hata yapan bir araca ikaz kornası çaldığı için erkek kardeşimi dövmek üzere aracından inen adamın üzerine atladım, aynen filmlerdeki gibi, uçarak... Büyük ninem ise (rahmetli 1.45 cm boyundaydı) dedemi dövmek isteyen üç adama elindeki çapayla saldırmış ve hatta 1 ay hapis yatmış, böyle işte...
Kolektif algılarımız nedeniyle BDP'li vekilin polis memuruna attığı tokadı, şiddet olarak yorumlayabiliriz. Ancak bu anlamda algılarımızda bir devrime ihtiyacımız olduğumuz bir gerçek, ben şiddeti meşru görmesem de, bu tokadı, anaçlık olarak yorumluyorum.
Her tokat şiddet içermez, bazı tokatlar acıtmak için, aşağılamak için atılmaz, kendini kaybeden insana da kendine gelsin diye bir tokat atarız. Tarihsel afyonlara kapılmadan, öfke ve nefret tazelemeden Sebahat Tuncel'in bu tokadını bir "kendine getirme" olarak anlamamız hepimiz için hayırlı olur kanaatindeyim. Çünkü o tokat bireysel, kitlesel bir öfke, şiddet değil, kolektif acılardan kaynaklı, bireysel bir taşmaydı ve anlaşılmayı hak ediyordu.
Yeri gelmişken olayda soğukkanlılığını koruyan polis memurunu bir itiş kakışa girmediği için tebrik ederim, Allah ondan razı olsun. Zaten hoşgörü de çoğunluktan, azınlığa değil midir?
Bitirirken, BDP çok önceden yapması gerekeni geçte olsa yapıyor; sivil itaatsizlik.
BDP, sivil itaatsizliğe başlayacağını açıkladı. Hatta Ahmet Türk; "panzerler ezse ses çıkartmayacağız" dedi. Ben bu devrimsel, kolektif acıları durdurmak üzere alınmış kararı destekliyorum. Bu kararın haklı öfkesi, tarihsel algısı olan insanların bir kısım Kürtleri temsil eden BDP'nin dinlenmesi, anlaşılması üzerine olumlu yönde etki edeceğine de inanıyorum. Bu kararları için tebrik ediyorum, devamının gelmesini diliyorum.
Son olarak; Kürt meselesinin hakkıyla anlaşılması için, yazıdan sonra beni eleştirecek okurlarım için, başta da belirttiğim gibi bu meseleyi Kürt eylemleriyle anlamayacağımızı, Türk meselelerine, yan raflara da bakmak gereğine inanıyorum.