Yayıncı Alaattin Topçu’dan hakkında açılan davalara sitem etti

“İki Kitap, İki Hayat ve Bir Yolcu…”

Yayıncı Alaattin Topçu’dan hakkında açılan davalara sitem etti

Yayıncı Alaattin Topçu, hakkında açılan davalara ve dava süreçlerinde yalnız bırakılmasına Facebook hesabından yayımladığı uzun bir yazıyla sitem etti: “İki Kitap, İki Hayat ve Bir Yolcu”

Topçu, yayıncısı olduğu pedofili içerikli olduğu iddiasıyla geçen yıl hakkında dava açılan Zümrüt Apartmanı kitabından hemen sonra 2012’de yayımladığı İlahi Adalet Komünizm adlı kitabına da Suriyeli bir vatandaşın CİMER’e yaptığı şikâyet başvurusu üzerine “Halkın bir kesimini sosyal sınıf, din, mezhep, cinsiyet ve bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılamak” ve “halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılamak” suçlamalarıyla dava açılması üzerine yaşadıklarını sitem dolu bir yazıyla dile getirdi. Yayıncısı olduğu İlahi Adalet Komünizm kitabının yarın Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek duruşması öncesi resmi Facebook hesabından yayımladığı ve Enis Batur’un “Estetik Ütopya” kitabıyla Osman Akyol’un “İlahi Adalet Komünizm” kitaplarını ve ülkenin içinden geçtiği karanlık dönemi ve dava süreçlerinde yaşadığı yalnızlığı anlattığı “İki Kitap, İki Hayat ve Bir Yolcu” adlı yazısında Topçu, sitemlerini şöyle sıraladı:

“Enis Batur, Estetik Ütopya adlı eserinin “geç” yayımlanmasını (1979-1981 tarihlerinde yazmış, ancak 1986’da kitaplaştırabilmiş), ironik bir dille, “araya hayatın girmesi” olarak ifade etmiş. 81 ve sonrası 12 Eylül (Mart değil! 12 Mart babasının da ailesine armağan ettiği müthiş bir Batur tarihi müzesidir; eğer bir temizlik yapılmamışsa, o müze her yönüyle gezilip görülesidir) güzellemesi olarak da yorumlanabilir (örneğin bugün iktidarda olan kesim tarafından “bayram” ilan edilebilir).

Enis Batur’un beş yıl gibi bir süre araya sıkıştırdığı hayat oyunu gerçekten düşündürücüdür. Batur’un araya reklam unsuru olarak sıkıştırdığı dönemi, büyük olasılıkla “entelektüel kapanışın doruk yılları” olarak değerlendirmek gerekir. Evet, 86’dan sonrası her yönüyle yeniden hareketlenen bir süreç olarak kabul edilebilir. “Sözde” radikal, muhalif siyasetin sahneye “edebiyat dergileri”yle giriş yaptığı da malumun ilanı olur. Demek ki Enis Batur da Estetik Ütopya’nın artık yayımlanabileceğine, böylece “entelektüel açılış provası”nda yer alması gerektiğine kanaat getirmiş. İyi de etmiş çünkü bu eser, sanat/edebiyat estetiği alanındaki birçok tartışmayı özetler nitelikte, kendi deyimiyle, “küçük” bir kitapçıktır. Küçük ama işlevsel…

İkinci babda söylenmesi gereken ise… Benim gibi beynini “hayat oyununa” el mecbur harcayan biri açısından edebiyatın bizatihi kendisi bir reklam sıkıştırmasıdır, “gizli reklam” olarak da takdire şayandır. Bu kadar ağır hayat koşullarının baskınlığı (80-86, ki 91’e kadar, bendeniz 12 Eylül zindanlarında idim, doğal olarak zihinsel önceliğim, hayalimi, imgelemimi hırpalayan şey duvarların dışına yürüyebilmekti; sonrası da “ayakta dimdik ölmek” için mücadeleyle geçti/geçiyor) karşısında edebiyat, zorlama reklam gibi araya girmeye çalışır; beni de hayatının bir parçası haline getirir ki hiç değilse kendi girdabımda daha artistik ve erotik poz verebileyim!

Peki de nasıl? Neyse yahu, yakınmanın anlamı yok! Benim hikâyemin altmışından sonra yeniden doruğa çıkıp finali öyle yapacağına kanaatim tam! Buradan nasıl bir “edebiyat” doğacak, doğrusu ben de merakla bu süreci zihnimde/imgelemimde harf harf, Enis Batur’un demesiyle, “meaculpa üslubu”yla işliyorum. Evet, “benim hatalarım” çok olabilir ama bu boktan “hayatın hataları” da az değil hani! Örneğin, bir yayıncı olarak İlahi Adalet Komünizm adlı bir kitap yayımlamış olmak niye suç unsuru olsun, niye yargılama nesnesi yapılsın? Yarın adliye koridorlarında, mahkeme salonlarında “marangoz hatası” bir düzenlemenin önünde niçin “hesap” vermek zorunda kalayım? Düşünce ve inanç özgürlüğüne sonuna kadar sahip çıktığım için mi? Bilim-teknik, sanat-edebiyat alanında “sansür”ün varmak istediği “gri dünya”ya, ”tek dünya”ya itiraz niteliğinde yayımlar yaptığım için mi?

Her neyse, şova gerek yok! Alaattin Topçu yalnızdır, yalnız kalacaktır! Dostum/Avukatım Hüsniye Şimşek bu son cümleyi okumasa veya üstüne alınmasa iyi olur!…”

Haber: Osman Akyol / İstanbul

Güncelleme Tarihi: 27 Ekim 2020, 17:05

YORUM EKLE
YORUMLAR
Osman Akyol
Osman Akyol - 1 ay Önce

Alaattin Topçu yalnız değildir! Kendisi düşünce ve inanç özgürlüğünün edebiyatını değil bizzat sahada canıyla kanıyla savaşını veren cesur bir şövalyedir. Konjonktürel olarak yalnız kalmış olabilir ama asla unutulacak biri değildir. Demokrasi tarihi yeniden yazılırken adı altın harflerle yazılacaktır. Vesselam...

SIRADAKİ HABER