Deniz Gezmiş’in parkasını aldığı Gültan Kışanak’ın memleketi Elazığ’ın Sün Köyü'nün hikayesi

“Elde Kalanlar” Elazığ’ın yakın tarihine bir bakış sağlıyor

Deniz Gezmiş’in parkasını aldığı Gültan Kışanak’ın memleketi Elazığ’ın Sün Köyü'nün hikayesi

Elif Yıldırım / Demokrat Haber Basel   

Rasim Öztaş’ın anılarından oluşan “Elde Kalanlar” kitabı çıktı. Öztaş’ın üçüncü kitabı olan ve Vivo yayınevinden çıkan Elde Kalanlar’da Elazığ’ın bir dönemine ışık tutuluyor. Öztaş anı kitabında bizleri mahallelerin, hatta evlerin insanların dini inançlarına göre, siyasal görüşlerine göre ayrıldığı yıllara götürüyor. Sadece dönemin Elazığ’ında yaşanan siyasal gelişmelerin konu edilmediği kitapta aynı yıllarda yaşayan çocukların dünyalarına da yolculuk yapılıyor. Harput’an söz ederken Ermenilerden kalan izlere bizi ulaştırıyor. Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan, Sinan Cemgil’in köylerine geldikleri günleri tanıkların anlatımlarından aktarılırken Deniz Gezmiş’in tutsak alındığında üzerinde olan parkasının hikayesi ile karşılaşıyoruz.

Rasim Öztaş’la Elde Kalanlar kitabını, kitapta anlatılan dönemi konuşmaya çalıştık..

Elde Kalanlar bir anı kitabı. Sorularıma önce kitabın hikayesi ile başlamak istiyorum. Elazığ anılarını yazmanıza neden olan neydi?

Uzun tutsaklık günlerinin ardından yine uzun süre insanın memleketinden uzak yaşamak durumunda kalması eskiye ait yaşanmışlıklara özlemi artırıyor olabilir. Bu durumun etkisi olsa da, benim için asıl önemli olan Elazığ’ın bir dönemine hakim olan siyasal atmosferin tarihselliğidir. 12 Eylül öncesi Elazığ’da yaşananları yazan oldu mu bilmiyorum. Ben en azından kendi üzerime düşen sorumluluğu yerine getirmeyi düşünerek böyle bir çalışmanın içine girip, bildiğim ya da aklımda kaldığı kadarıyla yazmaya çalıştım.

Aynı dönemleri yaşayanlar Elde Kalanlar kitabında anlatmaya çalıştığım yılların önemini, Elazığ’ın siyasal atmosferini biliyorlardır. İstanbul ve Ankara bu dönemdeki siyasal mücadelenin motor gücüydü. Siyasal mücadelelerin önderliklerini, ideolojik hattını oluşturan bu iki kent ve bu iki kentin devrimcileriydi. Elazığ’ı o dönemdeki bu iki kentle aynılaştırmak doğru olmasa da, siyasal mücadelenin, sivil faşist teröre karşı dirençli bir tavrın sergilendiği en önemli kentlerden biriydi. Bu nedenle anlatılması gerekiyordu.

Kitapta Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan, Sinan Cemgil’le ilgili pek bilinmeyen bir hikaye karşımıza çıkıyor. Bu konuda ne söylemek istersiniz?

Deniz Gezmiş ve mücadele arkadaşları bizim köye gelip bir süre kalmışlar. Cumhuriyet Gazetesi’nde Miyase İlknur’un dört yıl önce Zeynel Metin ile yaptığı röportaj olmasaydı bu olay köylülerimin anılarında saklı kalan, hatta kayıt altına alınmadığı için bir süre sonra unutulup gidecek bir anıya dönüşecekti. Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan, Sinan Cemgil ile ilgili bugüne kadar anlatılan bir çok anı, yazılan bir çok kitap var. Yine de gizli saklı kalmış bazı anılar bir yerlerden gün yüzüne çıkmaya devam ediyor. Köyümle ilgili olan anılar da bunlardan biri.

THKO önder kadrolarının köyüm olan Sün Köyü’ne gelmelerine, burada yaşadıklarına o dönemin tanıklarının anlatımlarıyla yer vermek istedim. Bu anıların içinde benim için en çok heyecan verici olanı Deniz Gezmiş’in tutsak düştüğünde üzerinde olan, herkesin bildiği parkası ile ilgili olan hikaye. Deniz Gezmiş bu parkayı Sün Köyü’nden Hüseyin Şimşek’ten almış. Nurhak’a gitmek isterken Gemerek’te yakalandığında üzerinde olan parka benim köyümden aldığı parka.

Elde Kalan kitabının sürprizlerinden biri de Gültan Kışanak. Kitabın arka kapağında rastladığım notundan kitap sürecinde ona da ulaşmış olduğunuzu anlayabilir miyiz?

Gültan Kışanak benim için de sürpriz oldu. Aynı köyden olduğumuzu bilmiyordum. Sün Köyü’nün eski yıllarda büyük bir köy olması bir yana, lise yıllarından sonra köyle bir ilişkimin kalmaması nedeniyle Gültan Kışanak’la köylü olduğumuzdan haberim yoktu. Altı yıl önce ölen annesinin Sün Köyü’nde toprağa verilmesi gazetelerde haber olduğunda öğrendim aynı köyden olduğumuzu.

Gültan Kışanak’ın siyasal mücadelesi, 12 Eylül yıllarındaki tutsaklığında Diyarbakır Hapishanesi’nde yaşadığı işkenceler, bugün de hukuksuz bir şekilde tutsak edilip ağır cezalar verilmesi, kısaca onun siyasal mücadelelerle geçen yaşamı benim için önemli olmasının yanında, köyümüzün, hatta Türkiye’nin önemli değerlerinden biri olmasını sağladı. Bu nedenle köyümü anlattığım bölümde Gültan Kışanak’a ayrı bir başlık açmak istedim. Kitapta yer vermek için bir yazı istediğimde hemen bir anlatısını gönderdi. Bu duyarlılığı için buradan kendisine teşekkür etmek istiyorum.

Elde Kalanlar kitabınızda sadece Elazığ’ın bir dönemindeki siyasal atmosferine yer verilmiyor, çocukların dünyasına da yolculuk yapılıyor. Buna neden gerek gördünüz?

Benim doğup büyüdüğüm yıllardaki çocukların dünyası ile bugünün çocuklarının dünyası çok farklı. Bugün çocuklar çok daha büyük olanaklara sahip. İletişim çağının önlerine serdiği imkanlardan faydalanabiliyorlar. Bu nedenle daha geniş düşünebiliyorlar. Benim çocukluğumdaki çocukların böyle bir şansları yoktu. Sinema, tiyatro görmeyen çocuklar çoğunluktaydı. Televizyon bile çoğu kentlere yetmişli yılların ortalarında girdi. Bugünün çocuklarının sahip oldukları oyuncaklara sahip değillerdi. Bu nedenle oyuncaklarını çoğunlukla kendileri yapmak zorundaydılar. Gazoz kapakları, telden arabalar, kibrit kutuları gibi birçok oyuncak kendi el emekleri ile ortaya çıkan oyuncaklardı. Bunları bugünün çocukları bilmezler. Hatta bir iki kuşak geçtiğinde büyükler arasında da bilen kalmayacak. Bu nedenle eski dönemlerdeki çocukların dünyasının bir süre sonra unutulup gitme riski var. Kitapta anlatmaya çalıştığım yıllardaki çocukların dünyasından söz etme ihtiyacı hissetmemin nedeni buydu.

Aynı yıllarda Elazığ’ın kültürel yapısından, geleneklerinden, tarihinden de söz etmeye çalıştım. Örneğin Harput’un Ermeni nüfusundan, Amerikan Koleji’nden söz etmeden geçmek olmazdı.

Kitapta başka ne tür anılara yer verdiniz?

Her insanın bir hikayesi vardır. Bu hikayeler bir dönemin, bir tarihin küçük parçalarıdır. Her anı, her anlatı bir zenginliktir. Bu nedenle daha çok anıya yer vermek isterdim. Bu bir kitabın kapasitesini aşan bir istek olduğu için çoğu zaman başarmak kolay olmuyor. Yine de elimden geldiği kadar başka anılara yer vermeye çalıştım.          

Kitabın adına uygun şekilde bir döneme ayna tutacak Elde Kalanlar’dan biri olması dileği ile çalışmalarınızda başarılar…

Demokrat Haber’e Destek Olun >>>

YORUM EKLE
YORUMLAR
ANADOLU'da Bir Zamanlar Çocuk Olmak
ANADOLU'da Bir Zamanlar Çocuk Olmak - 4 ay Önce

"... o dönemin çocukları oyuncaklarını çoğunlukla kendileri yapmak zorundaydılar. Gazoz kapakları, telden arabalar, kibrit kutuları gibi birçok oyuncak kendi el emekleri ile ortaya çıkan oyuncaklardı."
-->> Yaşım 55, yıllardır yurtdışında yurt hasreti çeken bir gurbetçiyim ... Bu gerçekten degerli röportajda anlatılanlar beni Nemrut Dağı (kahta/adiyaman) eteklerinde kurulu olan içi acı ve tatlı çocukluk hatıralarımla dolu güzel köyüme geri götürdü ...
DEMOKRATHABER ekibine hem siyasi, hem de manevi, ve sosyo-kültürel değeri yüksek, böylesine degerli röportaj ve makaleler sunduğu için çok teşekkürler !

Mehmet Ali Demirkesen
Mehmet Ali Demirkesen @ANADOLU'da Bir Zamanlar Çocuk Olmak - 4 ay Önce

Bu guzel kitabi okumak icin sabirsizlaniyorum

Hasan Huseyin
Hasan Huseyin - 4 ay Önce

Nuh'a beşikler, salıncaklar veren;
Haçlı mezalimini Selahaddinlerle tarihe gömen Anadolu;
içerde, dışarda, derste, sırada, yürüyecek üstüne – üstüne, tükürup yüzüne celladların, zalim Tayyiplerin ve hırsızların,
tırnak ile, diş ile, umut ile, sevda ile, düş ile bogacaktır yakinda zulmün ve yoksullugun sesini Rahman ve Rahim olanın izniyle

Hasta la siempre
Hasta la siempre - 3 ay Önce

ELDE KALANLAR:
Tarihe derinlemeine etki ve taniklik eden olaylari aktaran bir anı kitabına verilebilecek belkide en anlamli ve çağrıştıran isim

SIRADAKİ HABER