‘Kimlik’ değil ‘kimliksizlik’ siyaseti ve sol

Solun geçmiş günahlarını konuşmanın solun geleceğini konuşmaktan çok daha önemli olduğunun düşünüldüğü bir dönemde eksik olan muhalefet alanını sol doldurabilir mi diye bir soru sormak ve tartışmak abes görünebilir kimilerine. Ama yine de mevcut siyasi partilerin ve bu arada iktidarın “tüm toplumu” değil de kendi yaslandıkları “kesimleri” düşünerek siyaset ürettiği bir ülkede neden olmasın diye sormak da doğrusu bana o kadar da anlamsız gelmiyor.


Türkiye’de sınıfların değil içlerinde doğup büyüdükleri “kimliklerin” taleplerine odaklanmış bir siyasi iklim var. CHP’nin “laik”, AKP’nin “İslamcı”, MHP’nin “milliyetçi”, BDP’nin de “Kürt” kimliği etrafında siyaset yapıyor oluşları Türkiye siyasetinin çıplak yüzü değil mi? Doğrusu bir ülkede“kimliklerin” “kimlikler” olarak karşılanmayan talepleri varsa o ülkede siyasetin de “kimlikler”üzerinden oluşuyor olması anlaşılabilir ve meşru bir durumdur.


Ama ulus-devlet çatısı altında “kimlikler” üzerinden yapılan siyasetin kaçınılmaz olarak“çatışmacı” bir siyaset olacağı da açıktır. Açıktır çünkü her “kimlik” diğerini “ötekileştirerek “kimlik” olur. O nedenle de farklı kimliklerin olduğu bir toplumda “ulus-devleti yönetmek”kimlikleri aşan bir siyaset ihtiyacını gösterir. Ama ne var ki bugünün “temsili demokrasisi” ve zihniyet dünyası böyle bir siyaset ihtiyacını karşılayamadığından siyaset de “çatışmacı” bir siyaset olarak varolmaya devam ediyor.



Dolayısıyla siyasetteki “çatışmacı” iklim “kimliklerin” varlığından değil, “kimliklerin” “kimlikçi” siyasetlere yönelmeleriyle oluşuyor.
 (Aslında bu sözlerimi “cemaat” ve “cemaatçilik” terimleriyle okumak da mümkün.)


Türkiye’de sol siyasetler, bu ülkenin kendi gençlerini “deli” “kanlı” olarak görmesinin nedenleri her neyse öyle bir insan ve zihniyet malzemesinin üzerine oturur. Burada bu siyasetlerin içindeki insanların ne yaşta oldukları da farketmez. Bugünün sol siyaseti olarak adlandırılan dernekler, siyasi partiler ve platformlar, yaşları bugün altmışları geçmiş 1970’ler ve 1980’lerin gençlerinin düşünce ve duygularının izlerini taşır ve onlar üzerinden yükselir.


Bu nedenle de hâlâ “uzlaşmazlık”, “tavizsizlik”, “bağımsızlık” gibi sözler onlar için çok önemlidir. O yüzden de hayat onları ne kadar birbirlerine yaklaştırsa da onlar kendi farklılıklarını sürdürmek isterler. İşte soldaki “birlik” lafının bıktırıcı bitmez tükenmezliği bu nedenledir.


Kimlikler üzerinden oluşan bir siyasi iklimde aslında herkesin ihtiyaç duyduğu siyaset bir tür“kimliksizlik” siyasetidir. Tersten söylersem bir “çok kimliklilik” siyasetidir. Yani böyle bir siyaset kimliklerin talepleri üzerinde yükselen ama onları aşarak “herkes” için anlamlı olan bir siyasettir. Böyle bir siyasetin de “sol” değerlere daha yakın düşecek bir siyaset olacağı açıktır.


Çünkü sol mevcut düzenlere hayır diyen bir tutumdur. Yani sol, mevcut düzenin şu ya da bu biçimde mağduru olan herkesin içinde yer alabileceği ahlaki ve vicdani bir duruştur. Bu nedenle de “kimliksizliği” ima eder (kişiliksizliği değil!) ve “kimliksizliği” ima ettikçe de “herkesi” kapsar. Herkesi kapsadıkça da “temsili demokrasi”yi değil “katılımcı demokrasiyi”çağırır.


Bu nedenle de kendi “cemaat” yapısını kırabilmeye en yakın olan siyaset aslında “sol”dur ama bu durum solun bunu hemen yapacağına değil yalnızca yapması gerektiğine işaret eder. Bu da solun ne derece basiretli davranacağına bağlı bir konudur.

 

Kaynak: Taraf
YORUM EKLE

Tıkla, Demokrat Haber’e Şimdi Destek Ol >>>