Kılıçdaroğlu'na 'İsrail İşbirlikçisi' Suçlaması!

Abone Ol

Bu dönemde popüler ve kışkırtıcı ifadeler içeren bir dil tercihi anlaşılabilir. Siyaset bir anlamda da sokaktaki insanın diliyle konuşabilme, onun tepkilerini rakibe karşı yönlendirebilme sanatıdır.
Ancak işin şirazesinden çıkmakta olduğu açık. Kemal Kılıçdaroğlu’na TRT’deki program sırasında “Bu kadar sert ifadeler kullanmayın. Yarın Türkiye’nin temel meselelerini çözmek amacıyla birbirinize ihtiyacınız olacak. Siyaset bir uzlaşma sanatıdır” dediğimizde, CHP Genel Başkanı, (belki biraz da yorgunluk ve gerginliğin etkisiyle), “Bana karşı çok ağır ifadeler kullandı, gelir özür dilerse olur...” şeklinde bir cevap verdi. “Peki özür dilemezse konuşmayacak mısınız?” sorumuza verdiği cevap pek ikna edici değildi. 

Bayrak siyaseti
Başbakan Erdoğan, CHP’yi ve MHP’yi BDP ile işbirliği yapmakla suçluyor. Seçim propagandası içinde elbette böyle bir değerlendirme yapılabilir, bu değerlendirmenin sosyolojik bir temeli de olabilir. 3.kez tek başına iktidar olacağı varsayılan AK Parti iktidarının karşısındaki muhaliflerin, doğrudan ya da dolaylı bazı “yakınlaşma”lar içine girmeleri çok tuhaf karşılanmamalı.
Başbakan’ın CHP’nin Hakkâri mitinginde, BDP-CHP işbirliği teması üzerinden “Alanda Türk bayrağı yoktu” şeklinde bir propagandaya girişmesi ise sınırın aşılması anlamına geliyor. Kendisi, milliyetçi, devletçi müdahalelerin mağduru olmuş bir politikacının klasik ‘bayrak’ siyasetine sıkışması ve eleştiri oklarını esas olarak bu noktaya yoğunlaştırması, “yeni bir vizyon üretme” söylemiyle çelişiyor.
Ergenekon davası sanığı ve bir dönemin İstanbul Birinci Ordu Komutanı Hurşit Tolon, AK Parti’ye yönelik Cumhuriyet mitingleri günlerinde İstanbul’un dört bir yanına “dünyanın en büyük Türk bayraklarını dikmeyi” bir “tavır” olarak geliştirmişti. Bu “eylem”in AK Parti’ye karşı “Cumhuriyeti koruma kollama” faaliyetinin bir parçası olarak yapıldığı özellikle hissettirilmek istenmişti.
“Bayrak” müdahalelerinin muhatabı olmuş bir Başbakanın, muhalefet liderini “mitinginde Türk bayrağı yok” diye suçlamaya kalkışması (bayrağa yüklediği anlam belki farklı olabilse bile) gerçekten de ironi içeriyor. 

Mavi Marmara konusu
Hükümeti Mavi Marmara gemisinin saldırıya uğraması sırasında izlenen siyaset nedeniyle eleştiren Kılıçdaroğlu, eleştirilerini bir İsrail TV kanalında da dile getirdi. Başbakan Erdoğan, Kılıçdaroğlu’nu öylesine bir dille eleştiriyor ki, adeta, Kılıçdaroğlu’nun “fanatik bir İsrail işbirlikçisi” olduğu tezi üzerinden bir polemik zemini gelişiyor.
Türkiye’de anti-semitizm çok ciddi bir geleneksel temele sahip. Mavi Marmara saldırısı sırasında 9 yurttaşımızın öldürülmesi ve Gazze dramı da bu duyguları körükledi. Başbakan, bu yöndeki vurguları özel bir “kasıt”la yapıyor olmasa bile, geleneksel düşmanlığı körükleyebileceği olasılığını hesaba katmak zorunda. Siyasetin bu kadar sertleşmesinin ve başka mecralara sıçramasının arka plandaki sebeplerini analiz etmek kolay değil. Görünen o ki AK Parti seçimi kazanacak. CHP, geçmişe göre biraz yükselmiş bir oy yüzdesiyle Meclis’e girecek. BDP’nin desteklediği bağımsızlar da başarılı olacak. Yani panikleyecek bir durum yok… Siyaset dilindeki sertlik ve tırmanış çoğu kesimde huzursuzluk yaratmaya başladı. Milliyetçiliği ve “çatışma”yı körükleyen, toplumun klişeleşmiş “hassas nokta”larına dokunmayı seçen bir dil yaygınlık kazanıyor. Siyaset popülerleşiyor. Toplumun siyasi gündemin enerjisini algılamakta olması bir bakıma da sevindirici.
Ne olursa olsun, Kürt sorunu gibi devasa bir sorun, seçimin hemen ardından siyasetçilerin önüne çözüm için gelecek. Siyasetçilerin,uzlaşma kavramının öneminin en az bizim kadar farkında olduklarını umuyorum.
{ "vars": { "account": "UA-51532466-3" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }