Kenneth Minogue ve Akif Beki

Abone Ol


İngiltere’ye ve Amerika’ya gitmeye gerek yok. Kendi ülkemizin gerçekliği içinde kadın meselesini tartışabiliriz. Hükümetteki kadın sayısını eleştirmek veya onaylamak için feminist teori üzerinden gitmek şart değil. Türkiye’nin yönetim kademelerindeki kadın azlığını ele almak için iki erkeğin feminizm üzerinden tartışmasını da biraz tuhaf bulduğumu belirtmem gerekiyor.
Akif Beki, hâkim olmadığı kaynakları aktarmak yerine Türkiye’de kız çocuklarının ne kadarının okula gönderilmediğine, ne kadarının ensest dahil tacize uğradığına ilişkin verilere bakmayı tercih etseydi bu tartışmaya gerek kalmayabilirdi.
Biz erkeklere kadınların uğradığı haksızlığı anlatmak ve bunun yarattığı toplumsal sonuçları gösterebilmek o kadar da kolay değil.
Kadın meselesi aslında bir “erkek meselesi”. Toplumun yarısını oluşturan kadınların hakkını hukukunu tanımayan bir erkek toplumunun özlenebilir bir dünya yaratması pek mümkün olmuyor. Taşınmaz mülkiyetin, banka hesaplarının yaklaşık yüzde 90’ını elinde tutan erkeklerin, Meclis’i ve hükümeti de kadınlara mümkün olduğunca kapatmayı istedikleri bir ülkede yaşıyoruz. 

Hükümette kadın neden önemli?
Oralarda kanunlar yapılıyor, toplumsal eşitsizliği aşmaya yönelik kararlar alınıyor. Geçen yıllarda kadınları koruyan kanunlar çıkarıldı. Bunların çoğu Avrupa’ya uyum yasaları içindeydi. Kadın örgütlerinin ve Meclis’teki değişik partilerden kadın milletvekillerinin gayretleri bu kanunların çıkarılmasında etkin bir rol oynadı.
Uygar, insan haklarına saygılı, kadınların baskı altına alınmadığı bir toplum idealini önümüze koymalıyız. Kendine güvenen, ekonomik olarak ayakta durabilen kadınlarla paylaşılan bir dünya daha anlamlı ve daha zengindir.
Yalnız Meclis’te değil, hükümette, devletin ve sivil toplumun üst kademelerinde de kadını minimalize eden anlayış, bizi daha ileri, daha barışçı, daha demokratik bir uygarlığa götüremez.
Toplumun yarısını oluşturan kadınların hayatın ve karar mekanizmalarının dışında tutmayı, hatta şiddeti meşru görebilen erkek psikolojisi, sağlıklı bir toplum oluşturamaz.
Akif Beki’nin her ay erkeklerin saldırısına uğrayarak yaşamını yitiren kadınların sayılarına bakmasını öneririm. “Öldüren bir erkek toplumu”nda yaşadığımızı o rakamlar bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.
Bu tablonun değişmesi için kadınların da söz ve karar sahibi olacak yerlerde bulunması şart. Onların duyarlığına, yılların acılarının biriktirdiği olgunluklarına erkeklerin ihtiyacı var.
Akif Beki, hükümette yer almanın ehliyetle mümkün olacağını söylüyor. Hükümette 25 erkeğe karşılık 1 kadın olduğuna göre, onun “ehliyet” değerlendirmesinden nasıl bir sonuç çıkabilir?
Meclis’te AK Parti sıralarında oturan 45 kadının 44’ü bakan olmayacak kadar ehliyetsiz mi? Bakanların hangi kriterlere göre tercih edildiklerini biraz araştırırsak “ehliyet”in dışındaki birçok kriterin öne geçebildiğini görebiliriz. 

Referans Minogue
Akif Beki’nin feminizmi eleştirirken örnek verdiği akademisyen Kenneth Minogue üzerine Google’da küçük bir araştırma yapmanızı öneriyorum. Minogue, 1930 doğumlu bir erkek akademisyen. Radikal muhafazakâr olarak tanımlanıyor ve eski Başbakan Margareth Thatcher’in üye olduğu Avrupa Birliği karşıtı Bruges Grubu’nun önde gelen üyelerinden. Minogue günümüz İngiliz toplumundaki “feminen” diye tanımladığı davranışların (hoşgörü, nezaket, merhamet, yumuşaklık) anarşiye yol açtığını iddia ediyor. İngiliz polisini (ki sertliğiyle ünlüdür) “aşırı kibarlaşmakla” suçlayan Minogue, Batı’daki İslam düşmanı teorisyenlerden biri olarak da tanınıyor. İngiliz eğitim sisteminin otoriterleştirilmesini de talep ediyor.
Böylesine bir anlayışın referansı da olsa olsa Kenneth Minogue olurmuş. Doğru tercih... 

Not: Beki’nin hedef aldığı feministlerden mesajlar alıyorum. Köşem onlara açık.
{ "vars": { "account": "UA-51532466-3" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }