Kemal Burkay ya da saf belirleyememenin dayanılmaz ağırlığı

Abone Ol


Bir tarafta temellerini Kürtlerin inkarı üzerine kurmuş, Kürtlere her türlü katliamı, baskıyı, işkenceyi metot bilmiş, zaman içinde isim ve sistem değiştirmiş bir devlet aklı; diğer tarafta ise yıllarca bu inkar ve zulüm çarkından geçerek bedel ödemiş ve bugünlere gelmiş bir Kürt hareketi var.

Kürt Sorununda gönül daha çok alternatifin olmasını isterdi elbet. Lakin devlet bu konuda hamlesini her zaman sadece iki kutup oluşturacak şekilde oynamıştır. Bunun kaçınılmaz sonucunda da akla kara gibi birbirinin tamamen zıddı iki saf ortaya çıkmıştır.

Kürt Sorununu, kökenini, tarihsel dönemeçlerini, neden–sonuç ilişkilerini iyi kavramış ve tabi ki iktidarın her türlü kaymağından da uzak durmayı tercih etmiş herkes bu saftaki yerini, hak arayış mücadelesinde olan Kürtlerin yanında olmaktan yana belirlemiştir.

Diğer taraftan devlet safına baktığımızda çok zengin bir yelpaze görürüz. Cumhuriyetin ilk temellerinin atılmasından bu yana Kürtleri inkar eden zihniyet, bu yelpazenin en görünür kısmıdır. Her ne kadar geldiğimiz noktada Kürtleri inkardan vazgeçmiş olsalar da, temel olarak Kürtlerin bu ülkede kültürel hiçbir haktan yararlanmalarına tahammülleri yoktur bunların.

Kardeşliğin devlet literatüründeki anlamını özümseyen güruh gelir onların ardından. Onlara göre Kürtlerle Türkler tarih boyunca kardeş yaşamışlardır. Cumhuriyet dönemindeki Kürt isyanlarından tutun da günümüzdeki hak arayışlarına kadar Kürtlerin tüm taleplerini, ülkeyi parçalamak isteyen dış güçlere bağlayan bu gruba kalırsa, Kürtlerin ülkede yoksun oldukları hiçbir hak yoktur. Onlara göre aynı okullarda okumak, aynı hastanelerde tedavi olmak Kürtlerin bu ülkede her türlü haktan ziyadesiyle faydalanması anlamına gelmektedir.

‘Geçmişte ne olmuşsa olmuş, geçmişe takılıp kalmayalım, önümüzdeki maçlara bakalım’ güruhu vardır sonra. Onlara göre Kürtlerin varlığı tartışmasızdır. Hatta devletin Kürtlere yapıkları da ortadadır. Fakat Kürtlerin geçmişe takılıp kalması anlamsızdır. Dönemsel karşılaştırmalara göre Kürtler kültürel haklarını ziyadesiyle elde etmişlerdir. Ve eğer uslu bir halk olurlarsa, belki Kürtler de Şirinleri görebilecektir.

Ve bu yelpazedeki en ılımlılar… Onlara göre Kürtler devletin her türlü inkarından ve baskısından bugünlere geldi. Lakin devlet artık eski devlet değil. Hükümetiyle ordusuyla polisiyle yargısıyla yeni şekillenen bu devlet, Kürtlere ve Cumhuriyet’in diğer küskün gruplarına şefkat dolu kucağını sonuna kadar açmıştır. Çekilen acılar, verilen bedeller geçmişte kalmıştır, artık yeni devletle barışmanın zamanıdır. Lakin onlara göre mızıkçılık yapan yine Kürtlerdir. ‘Devlet çözüm istiyor’ söylemi dillerinden düşmez. Devletin bu dönemdeki tüm hatalarının hoşgörüyle karşılanması iyimserliğindedirler.

Bu safın en belirgin özelliği, yıllarca devletle karşı saflarda bulunmuş olmalarına ve hatta hesapta halen muhalif olmalarına rağmen devletle can ciğer görünmeleridir. İşlenen cinayetlerin üzerine gidilmemesini Kürtlere bağlayanını mı istersiniz, yoksa yıllarca bu devletten ayrılmak için mücadele ettikten sonra gelip devletin şefkatli kollarında huzur arayanları mı istersiniz, hepsi burada.

31 yıllık sürgünden döndükten sonra, bir anda gündemin değişmeyen isimlerinden biri olan Kemal Burkay, şu sıralar bu akımın öncülüğünü üstlenmiş bulunmakta. Ülkenin hızla bir demokratikleşme sürecine girdiği düşüne kapılarak yıllar sonra ülkesine dönen Burkay, maalesef bizleri yeterince hayal kırıklığına uğrattı. Hiç kimse Burkay’ın ülkeye döndükten sonra alternatif bir mücadelenin başını çekeceğini beklemiyordu elbette. Lakin kimse de Burkay’dan bu denli yıkıcı bir üslup da beklemiyordu kuşkusuz.

Kendisine uzatılan her mikrofona ‘PKK’yi devlet kurdu’ demecini vermeyi artık alışkanlık haline getiren Burkay, sorunun çözümüne yönelik hiçbir katkı sunamayacağını bu şekilde kanıtlamıştır aslında. Bu Burkay’ın kişisel görüşüdür, bu ülkede buna inanan birçok insan vardır, saygı duyulur. Lakin bu söylemin sorunun çözümüne hiçbir katkısının olmadığını bilmek için 31 yıl sürgünde yaşamaya gerek yoktur. Kürtler, yıllarını Kürt siyasetine adamış, bir zamanlar Türkiye’de kitlesel hareketlere imza atmış, Kürt siyasetinde önemli bir geleneği temsil etmiş bu şahıstan, daha yapıcı fikirler duymak isterdi.

Birçok forumda karşılaştığım gibi, havaalanında polis eskortuyla değil, halkının evlatlarıyla görmek isterdi Kürtler Burkay’ı. Bakanlarla, hükümet yetkilileriyle otel lobilerinde değil, halkının içerisinde, onların bir evladı olarak görmek isterlerdi. Uludere’de yaslarını paylaşırken görmek isterlerdi. Kemal Burkay ne yazık ki Kürtleri bu anlamda büyük hayal kırıklığına uğratmış ve iki kutuplu bu sorunun içerisinde, hak arayış mücadelesi veren Kürtlerin karşı safına yakın durmuştur.

Şimdilerde kendisine yönelik tehdit iddialarıyla gündeme gelmektedir. Elinde silahı olmayan birine, nereden ve kimden gelirse gelsin, tehdit içeren açıklamalar kabul edilemez. Kendisinin de sıkça söylediği gibi onun söyleyecek sözünden başka bir şeyi yoktur. Lakin sözleri de maalesef Kürt sorununa katkı sunacak sözler değildir. Geldiği günden bugüne kadar, henüz kendisinden sorunun çözümüne yönelik bir öneri veya talep gelmediği gibi, kendisine bu kadar düşman yaratmış olması üzüntü verici olmuştur.

Şimdi bu noktada tekrar durup düşünmesi gerekir Burkay’ın. Türkiye’de Kürt Sorununda çok net iki saftan hangisinde mücadele etmek istediğine karar vermelidir. Belki de vereceği bu karar hayal kırıklığına uğrattığı Kürtlerden bir iade-i itibar görmesini de beraberinde getirecektir.
{ "vars": { "account": "UA-51532466-3" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }