Kardeşim Hrant Seni Nasıl Yazayım?

Abone Ol

Dokunamadığım insanca satırlar kayıyor avuçlarımdan. Yerde yatışına bakıyor; konuşamıyorum.

Ah be kardeşim, kopuyor fotoğraflarında yokluğundan kıyamet. Yokluğuna bakıyor; inan yazamıyorum.

Sırtımızda dinmeyen kızıl, ağır bir ses; Issız, sessiz emanetin utangaç.

Hangi yalancı söylemiş zamanın acıya merhem olduğunu? Yahut hangi düzenbaz uydurmuş gözden ırak olanın, gönülden düştüğünü?

4 yıl oldu, ne bir merhem bulundu yaramıza, ne gönlümüzden silindi acısı ve özlemi.

Hrant Dink tam 4 yıldır yok, katilleri aramızda serbestçe dolaşıyorken üstelik.

Hrant Dink tam 4 yıldır yok, katilleri aramızda serbestçe dolaşıyorken üstelik.

Hayır, unutup iki kez yazmadım yukarıdaki cümleyi, bir yazım hatası da değil. Görün istiyorum ve duyun; Hrant Dink tam 4 yıldır bizimle değil, katilleri aramızda serbestçe dolaşıyor üstelik.

Ne dehşet verici, ne acı bir cümle kurduğumun farkında mısınız? Nasıl bir kabusu tasvir ettiğimi anlayabiliyor musunuz?

Bitmeyen kabusun neresinden başlasam, bitmedikçe başlanmıyor bile.

Söyleyin neresinden başlayayım?

Toprağının yetimine önce Tuzla Yetimhanesinde göründü toprağının gölgesi; hiç nedensiz aldılar elinden yatağını, oyunlarını, arkadaşlarını ve yuvasını.

Bununla kalmadı, kılıfı hazır yasalar da gölge etmekten geri durmadı; bu kez ismine göz dinktiler. Bir davanın mağduru, bu kez adını bıraktı bu toprağa, bu toprak için, Hrant iken, Fırat oldu. O da sevmedi bu ismi, biz de sevmedik zaten.

Kabus burada da bitmedi; Türkiyeliyim dedi, yetmedi, geldi davalar, gitti tehditler…

Kabus bu, öyle uyanmıyor insan ha deyince. Şimdi konforun hüküm sürdüğü köşelerde yaşayanlardan azmettirenler de oldu. O “yüreğim bir güvercin tedirginliğinde“ derken, onu ürkütenler, tetiği çeken(ler)i kışkırttı… O hâlâ insanca anlatmaya çalışırken oldu tüm bunlar.

Bu kabus, sizi korumaya çalışması gerekenlerin, kan ter içinde çığlıklarla bağırdığınızda sesinizi duymayanların olduğu bir kabus, ürküyorum, beni öldürecekler dediğinizde, sizi görmeyen, duymayanların olduğu bir kabus…

 ********

Ah be kardeşim, çok koyuyor şimdi, vatanın yetimi diyerek özlüyoruz seni, kardeşim, kardeşim, kardeşim… Kurşunlar mı suçlu, tetiğe basanlar mı yoksa emri verenler mi; yoksa, yoksa bile isteye susanlar mı? Seni bu soruların cevapsızlığında özlüyoruz.

Boynumuz bükük be kardeşim, sevdiğine, evlatlarına, İstanbul’una bakarken bükülmüş ve buruğuz.

En kuytu ölümün, en kör sokağın, en kahpe kaldırımın üzerine düşüyor bize emanet bıraktıklarının sesleri, ürkerek özlüyoruz seni.

Ah be kardeşim, görüyor musun yabanın bize ettiğini, duyuyor musun, kırılırken ince kanatlarımız?

Biliyor musun kardeşim? Senin acından sonra bir menekşenin tüm yapraklarından olduk, acıyorduk ama o senden kalan menekşenin yapraklarından tuttuk, nefret yoktu seni anarken ve özlerken; bir Kürt, bir solcu, bir dindar, bir Alevi birlikte özledik seni… Agos önünde, birlikte bağırdık “Hepimiz Hrant’ız” diye…

Ah be kardeşim, seni “bölecek” diye öldürenlerden sonra biz daha bir bağlandık. Senin acın bile, yaktığın yer bile bir merhem, bir su oldu bize, bir sükut oldu.

Ah be kardeşim, senden sonra yan yanayız şimdi, sen başardın kardeşim, sen bu toprağın her rengini bir arada tutabileceğine inancınla, ölümüne mal olsa da, başardın. Katillerin bunu görüyor, bizi bir arada görüyor. Kimse tetiği çekmiyor ama şimdi sana haram edilen bu topraklarda cinayetler sonsuza dek ölüyor.

Biliyor musun, yılda bir gittiğim İstanbul’unda yetimhaneden arkadaşın Garabet ile tanıştım. Ben dindar bir Müslümanım, o Hristiyan bir Ermeni… Asırlardır bize şahit İstanbul’da oturup çay içtik, seni andık. O anlattı, ben ağladım, ağlanmayacak gibi değil ki, nasıl tutaydım kendimi, ağlama bacım dediğini duymalıydın, duymalıydılar; Ah be kardeşim, bu topraklarda haramdır Ermeni’ye kardeşlik ya, bak öyle değildi, bana kimse o Ermeni arkadaşım gibi “ağlama bacım” demedi. Ben şimdi hala…

Ah be kardeşim, kahpelere inat, zalimlere inat anıyoruz seni, senin yokluğunda 4 yıldır yine aynı yerdeyiz. Biliyorum, biliyoruz dönmeyeceksin ama orada Ocak’ın 19’unda adını binlerce ağızdan zulme inat bağırıyoruz…

Ah be kardeşim, emanetin emanetimizdir; toprağın, sevdiğin, evlatların, gazeten, hepsi emanetimizdir, hepsi. Sana bir de vatan borcumuz var ya, hadi o da… Emanetlerine de adalet borcumuz var ya, hadi o da…

Hesap var, hesap var; hesabın çok üstünde bir de insan var, vicdan var; 19 Ocak günü Hrant’ın arkadaşları olarak, kardeşleri olarak, o noktadayız, sıfır noktasında, Agos’un önünde, katillerin bulunup, cezalandırılması için oradayız.

{ "vars": { "account": "UA-51532466-3" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }