Karamsarlığa hapsolma!

Abone Ol

Bugünkü AKP hükûmeti 80 yıllık ezilen bir tabandan geliyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi ideolojisi Kürtler, Aleviler, Komünistler kadar olmasa da muhafazakârların da tepesine balyozu indirmiştir. Bu balyozun en son örneğini her ne kadar ters tepse de 28 Şubat ve 27 Nisan süreçlerinde gördük.

 

Türkiye Cumhuriyeti kurucu ideolojisi Türk, laik, batıcı, kapitalist kimlikleri üzerinde oturtulmuştu. İslamiyet’in Sünni yorumuna ise ev ile cami arasında olduğu sürece izin verilebilirdi. Bunların dışında kalan tüm kimlikler ezilerek, ötekileştirilerek, asimile edilerek, Türkiye Cumhuriyeti resmi ideolojisi içerisinde eritilmeliydi.

 

Kemalistler Osmanlının parçalanmasının temel nedenini diğer kimliklerde buluyorlardı. Eğer kurucu ideolojinin rehber aldığı kimlikler dışındaki kimliklere müsamaha gösterilirse Türkiye Cumhuriyeti’nin sonunun da Osmanlının sonu gibi olacağının kaçınılmaz olduğunu düşünüyorlardı. Bunun için resmi ideoloji dışında kalan tüm kimliklerin örgütlü yapılarını zor kullanarak dağıtmaya yok etmeye çalıştılar. Kader tayin edici onlardı. Başka kimsenin söz hakkı yoktu.

 

Mustafa Kemalli, İsmet Paşalı CHP nasıl muhafazakârlığı evle cami arasına sıkıştırıp farklı yasam tercihlerine müdahale ettiyse Tayip Erdoğan da bugün aynısını kendisi gibi düşünmeyenlere ve kendileri gibi yaşamayanlara yapmakta. Bu bağlamdaki en bariz örnek Kürtçe’nin seçmeli ders olarak okullarda okutulma projesi.

 

Erdoğan Kürt halkının kaderini tayin hakkını kendisinde görmekte. Tersi olsaydı bunu Kürtlerle müzakere etmesi gerekirdi. Bu da Başbakan için demokrasi değil iktidarın paylaşılması demek. Şarkı 1923’ten beri aynı şarkı. Söyleyen sanatçılar değişmiş sadece.

 

NE YAPMALI?

AKP iktidarı kendisi gibi düşünmeyen kimliklere müsamaha göstermemeye devam edecektir. 2023’e tüm örgütlü muhalefet odaklarını tasfiye ederek girmek için iktidarının tüm olanaklarını kullanacaktır. Muhalefete yönelik siyasi operasyonlar, Başkanlık tartışmaları, Partili cumhurbaşkanı tartışmalarının hepsi bu amaç doğrultusunda gündeme getirilmektedir.

 

AKP iktidarını dizginleyecek ve iktidarı demokrasiye bağlanmaya zorlayacak bir sokak muhalefetine ihtiyaç var. Bunun için önce ezilenlerin birbirini anlaması duygudaşlık kurması gerekmekte.

 

Kürtler, Aleviler, Sosyalistler, İşçiler, Eşcinseller, yasam alanına müdahale edilen laikler, demokrasiye inanan Müslümanlar üzerindeki baskıların son bulması için ortak bir platform oluşturmak zorundalar.

 

Bugün Balyoz ve Ergenekon’daki hukuksuzluktan şikâyet edenler KCK davasındaki hukuksuzluğun karşısında durmazlarsa etkili olamazlar. KCK operasyonlarının son bulması için meydanlara inenler aynı duyarlılığı işçi hakları için de göstermek zorundalar. Emeğin kurtuluşunu savunanların aynı duyarlılığı Uludere için de göstermeleri gerekiyor. İktidarın ideolojisinin dışında kalan kesimler demokrasi hedefinde ortaklaşmak zorundalar.

 

Toplumda gerçek hesaplaşmalar alttakilerin inisiyatif ve seferberliğine dayanır-dayanmalı. Son dönem Türkiye’sinde de görüldüğü gibi üsttekilerin idari-hukuksal süreçlere sıkıştırılmış hesaplarından alttakiler lehine pek bir şey çıkmaz-çıkmıyor. Kemal`in siyah-beyaz Türkiye’sinden baskı görenler Tayyip`in beyaz-yeşil Türkiye’sine karşı daha güzel bir ülke için birleşmeli.

 

Yakın bir zamanda bir sosyal paylaşım sitesinde izlemiştim. Yunanistan'da 1974'te cuntanın düşüşünün hemen ardından ilk Theodorakis konseri. Ahali "cuntayı halka verin" ya da "cuntayı halk yargılasın" mealinde sloganlar atıyor. Pankartlarda "Özgürlük halkın yumruğuyla gelecek" yazıyor. İnsanların yüzlerindeki öfke, heyecan, coşku onları zafere götürdü. 1975 yılında cuntayı yapanlar cezalandırıldı. 1990 yılında da halktan özür dilediler. Bugün de Yunan halkı direniyor. Ve sosyalistleri iktidara taşımaya hazırlanıyor. Sanırım bizim de acilen böyle konserlere ihtiyacımız var. Bizde neden olmasın?

 

SELÂM YARATANA!

1970 yılında Adalet Partisi örgütlü isçi muhalefetini bastırıp onları iktidara bağlı tek sendikaya ( Türk İs) mahkûm etmek için bugün AKP’nin Türk Hava Yolu isçilerine reva gördüğünü; CHP’nin de desteğini alarak DİSK’li isçilere reva görmüştü. Amaç Türk-İs ten DİSK’e işçi akışını önlemek ve işçi muhalefetinin önünü kesmekti. Yasa TBMM ve Cumhuriyet Senatosu’ndan geçip Sunay da imzalayınca yürürlüğe girmiş oldu. DİSK’li isçilerin bu yasaya karşı sokağa dökülmeleri çok sayıda  Türk-İş işçisinin de toplu olarak protestolara destek vermesi sonucu Türkiye tarihinin en uzun iki gününe ve en büyük işçi direnişine tanık oldu. Protestolar sonucu üzücü olaylar yaşansa da; başta yasaya destek veren CHP panikleyip yasayı alelacele Anayasa Mahkemesine götürmek zorunda kaldı. Ve anayasa mahkemesi yasayı iptal etti. Böylelikle direniş amacına ulaşmış oldu.

 

Bugün 15-16 Haziran işçi direnişinin başlamasının 42. yıl dönümü. İşçiler yine direnişte. İşten atılan THY İsçileri, BEDAŞ isçileri, HEY TEKSTİL İsçileri, ÇAPA İsçileri, KAMPANA İsçileri ve BORUSAN İsçileri öncülüğünde DİRENİŞ GELENEĞİ SÜRÜYOR.

 

YASASIN 15-16 HAZİRAN DİRENİŞİ şiarıyla Galatasaray Lisesi önünde buluşma kararı alınmış. Bunu bir Theodorakis Konserine dönüştürmek mümkün müdür acaba?

 

“Umuda bin kurşun sıksa da ölüm; Unutma umuda kurşun işlemez gülüm” diyor büyük şair Nazım Hikmet...

 

Umutla kalın…

{ "vars": { "account": "UA-51532466-3" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }