Türkiye’de kadın sığınma evlerinin durumu

Türkiye’de kadına şiddetle ilgili yasal mevzuatta kadın sığınma evlerinden “kadın konukevleri” olarak bahsediliyor

Türkiye’de kadın sığınma evlerinin durumu

Bugün Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü. Kadına yönelik şiddetin gündemden düşmediği Türkiye'de sadece 144 sığınma evi bulunuyor.

“Şiddet görünce karakola gittim. İfademi alıp sığınma evine yönlendirdiler. Çocuklarım evde kaldı, onları alamadım. Eşim vermedi. Sonra beni başka şehre göndereceklerini söylediler. Okuma yazmam yok. İstemedim, çıktım. Evi bırakıp gitmek kolay mı? Ama yaşadığın zor, gidiyorsun işte.”

DW Türkçe’den Burcu Karakaş’ın haberine göre, güvenlik sebebiyle ismini değiştirilen İrem, erkek şiddetine maruz kalmış binlerce kadından biri. Bir gün canını kurtarmak için okuma yazma bilmemesine rağmen cesaretini toplayıp karakola gitmiş ve bir daha da evine dönmemiş. Bugünlerde boşanma davasının sonucunu bekliyor. İrem, sığınma evine yerleşme imkanı bulmuş. Ancak her kadın İrem kadar şanslı olamıyor.

Belediye Kanunu’nun 14. maddesine göre, büyükşehir belediyeleri ile nüfusu 100 binin üzerindeki belediyeler, kadınlar ve çocuklar için sığınma evleri açmak zorunda. Ancak kadın sığınma evi sayısı, kanunda yer alan maddenin öngördüğüne kıyasla oldukça az ve kadın hakları alanında çalışanlar da sığınma evi sayısını yeterli bulmuyor. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı verilerine göre, Türkiye’de Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü’ne bağlı 110, belediyelere bağlı 32, Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’ne bağlı 1 ve Mor Çatı Sivil Toplum Kuruluşu’na bağlı 1 tane olmak üzere toplam 3 bin 454 kapasiteli 144 kadın sığınma evi bulunuyor.

‘KANUN VAR YAPTIRIM YOK’

Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı gönüllüsü Leyla Soydinç, Türkiye’de kadın sığınma evlerinin 8 bin 81 yatak kapasitesi olması gerektiğini belirterek, mevcut yatak kapasitesinin yüzde 54 oranında eksik kaldığını ifade ediyor. Belediye Kanunu’na göre 237 belediyede sığınma evi olması gerekirken sadece 32 belediyede kadın sığınma evi olduğunu söyleyen Soydinç, “Yaptırım olmadığı için birçok belediye sığınma evi açmaktan kaçınıyor” diyor.

Leyla Soydinç, sığınma evlerinde kapasite yetersizliğinin yanı sıra işleyişte de sorunlar yaşandığına dikkati çekiyor. Şiddete maruz kalan kadınlar çoğunlukla karakola ya da 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kapsamında ilki 2012 yılında Bursa’da açılan “Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi” (ŞÖNİM) adlı kurumlara başvurduktan sonra sığınma evlerine yönlendiriliyorlar.

ŞÖNİM’e ya da karakola başvuran kadınlar, sığınma evlerine gönderilmeden önce geçici barınma merkezi olarak görev yapan “ilk adım merkezleri”nde kalıyorlar. "Bu merkezlerde kaotik ve kalabalık koşullar oluyor. Bazı kadınlar burada ikincil travma yaşıyor. Ciddi bir yıldırma söz konusu olabiliyor” diyen Soydinç, bu merkezlerde kadınların yargılayıcı yaklaşımlarla karşı karşıya kalabildiğini anlatıyor. Soydinç, bazı kadınların burada gördükleri muamelenin caydırıcı etkisi nedeniyle sığınma evine gitmekten vazgeçebildiğini söylüyor.

‘SUÇLUYMUŞLAR DA HAPSE GİRMİŞLER GİBİ…’

İlk adım merkezlerinden sığınma evlerine gidebilen kadınların da oldukça katı kurallarla yaşamak zorunda kaldığını belirten Mor Çatı gönüllüsü, “Kimi ilk adım merkezleri ve sığınma evlerinde sigara saatleri var. Kadınların para ve telefonlarına el konuluyor, binaya giriş çıkış saatleri oluyor. Eşya araması yapılıyor. Suçluymuşlar da hapse giriyorlarmış gibi hissedebiliyorlar. İzole oluyorlar ve denetleme yaşıyorlar” diyor. Mor Çatı’nın bu sene yayınladığı “Kadına Yönelik Şiddet Değerlendirme” raporunda, telefon ve dışarı çıkma yasakları nedeniyle iş başvurularından yanıt bekleyen veya iş başvurusu yapacak kadınların sıkıntı yaşadığı belirtiliyor.

Leyla Soydinç, Mor Çatı’ya başvuran kadınların bakanlık ya da belediyeye bağlı sığınma evlerindeki tecrübelerini, “Kendimi suçlu gibi hissettim”, “Cezaevine giriyor gibi hissettim”, “Gördüğüm yaklaşım bana yaşadığım şiddeti hatırlattı” gibi ifadelerle aktardığını söylüyor.

Soydinç, ilk adım merkezleri ile sığınma evlerindeki kural ve işleyişin insan haklarına uygun ve kadın odaklı bir perspektifle yeniden düzenlenmesi gerektiğini dile getiriyor.

"KONUKEVİ" TARTIŞMASI

Türkiye’de kadına şiddetle ilgili yasal mevzuatta kadın sığınma evlerinden “kadın konukevleri” olarak bahsediliyor. Kadın hakları aktivistlerinin kadınların geri gönderilmek üzere “misafir” edildiği anlamını çağrıştırması sebebiyle itiraz ettiği “konukevi” tanımı, uluslararası sözleşmelere de aykırı… Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’nın, “Kadın Konukevi Yönetmeliği”nin uluslararası sözleşmeler ile uyumlu hale getirilmesi için Danıştay’da Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na açtığı bir dava bulunuyor. Mor Çatı avukatlarından Deniz Bayram, sığınma evlerine “konukevi” denmesinin İstanbul Sözleşmesi uyarınca sığınak (shelter) yükümlülüğünü ihlal ettiğini belirtiyor.

‘KADININ HAYATLA BAĞLANTISI KESİLİYOR’

Adana Kadın Dayanışma Merkezi ve Sığınma evi Derneği (AKDAM) Başkanı avukat Muhal İkikardeş de, Leyla Soydinç gibi sığınma evi koşullarına dikkati çekiyor. “Sığınma evleri yüksek güvenlikli hapishane gibi olabiliyor. Kadının hayatla bağlantısı kesiliyor. Bu durum da bazı kadınların ‘Ne yapacağız burada’ diyerek çıkmalarına neden olabiliyor” diyor.

Adana’da ŞÖNİM’e bağlı bir adet olmak üzere toplam üç sığınma evi olduğunu söyleyen İkikardeş, ŞÖNİM’de personel sıkıntısı yaşandığını ve bu sorunun halen çözülemediğini ifade ediyor. “Kadro eksiğinin yanı sıra, ŞÖNİM’e bağlı sığınma evi 75 yatak kapasiteli. Yetersizlikleri olduğunu dile getiriyoruz ancak diğer yandan da bugüne kadar gelen hiçbir başvuru geri çevrilmedi” diyor.

‘ŞÖNİM NEDEN 24 SAAT AÇIK DEĞİL?’

ŞÖNİM yönetmeliğinde, merkezdeki çalışmaların “7 gün 24 saat esasına göre yürütüldüğü” ifade ediliyor. Ancak uygulama, yönetmelikte belirtilen maddeden farklı olabiliyor. Bodrum Kadın Dayanışma Derneği üyesi Figen Erozan, “Muğla’daki ŞÖNİM, 09.00-17.00 arası çalışıyor. Halbuki 24 saat açık olması gerekir. Biliyoruz ki şiddet çoğunlukla gece yaşanıyor” diyor.

Erozan, Muğla merkezde bir adet ŞÖNİM bulunduğunu belirterek, Fethiye, Bodrum gibi ilçelerden başvurmak isteyen kadınların merkeze erişim konusunda sıkıntı yaşadıklarını dile getiriyor.

‘İMAM ŞÖNİM’DE EĞİTİM VERİYOR’ İDDİASI

Van Barosu avukatlarından Dilan Kunt Ayan, 2016 yılında Van Büyükşehir Belediyesi’ne kayyum atandıktan sonra kapatılan kadın birimlerinin şiddet mağduru kadınları da etkilediğini anlatıyor. “Kadınlar yerel birimlerle ilişkilendiklerinde kendilerini daha güvende hissedebiliyor. Şiddet gördüklerinde bu birimlere başvurmak konusunda daha rahatlardı. Şimdi direkt ŞÖNİM’e gitmekten çekinenler olabiliyor” diyor. Kayyum atandıktan sonra Van Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı sığınma evi kapatılmıştı.

Avukat Kunt Ayan, sığınma evlerinde yaşadıkları tecrübeleri anlatan bazı kadınlardan din eğitimi adı altında bir imam aracılığıyla ailenin önemine ilişkin eğitimler verildiği yönünde duyum aldıklarını ekliyor. “Bu eğitimlerde, ‘Kocandır neticede, aileniz bölünmesin’ gibi ifadeler kullanıldığını duyuyoruz” diyor.

Kaynak: Deutsche Welle Türkçe

Güncelleme Tarihi: 26 Kasım 2018, 09:55

Demokrat Haber’e Destek Olmak İçin Tıklayın >>>

YORUM EKLE