IŞİD Eyüp Sultan Türbesi’ni bombalarsa

IŞİD bir gün İstanbul’daki Eyüp Sultan Türbesi’ni bombalarsa ne yapacağız?

Ya onun gibi başka dini türbeler de bombalanırsa?

IŞİD 3 yıl önce Irak'ın Kerbala şehri yakınlarında patlattığı bombalarla en az 45 sivil Şii’nin ölümüne yol açmıştı. Saldırı Kerbala şehrindeki kutsal Arbayin mahallesine giden Şii hacıları hedef almıştı.

2 yıl önce de Bağdat'ta, Şiilerin 12 İmam'ından biri olan Musa El Kazım'ın ölüm yıldönümü nedeniyle kentte bir araya gelen Şii hacıların anma töreni düzenlediği bölgelerde dört ayrı patlama gerçekleştirmişti. Eylemler sonucunda bölgede bulunan en az 30 kişi yaşamını yitirmişti.

Irak’ta yıllardır buna benzer yüzlerce katliam yapıldı. Hepsinde hedef sivil Şiilerdi. Fail ise IŞİD başta olmak üzere tekfirci-selefi Sünni radikal İslamcı örgütlerdi.

NEDEN?

Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) adlı örgüt kendinden olmayanlara yaşam hakkı tanımıyor. Onlara göre özellikle Şii olanların katli vacip.

Selef 'öncekiler' demek. Selefiler, Sahabe dönemini yaşamayı önceliyor. Sahabe de, Peygamber Muhammed'i görmüş, onunla konuşmuş, arkadaşlık etmiş ve ona inanmış Müslümanlara verilen isim.

Selefiler, sünnet ve hadise aşırı bağımlılar. Sünnet ve hadise dayanarak birçok kişiyi kafir kabul edebiliyorlar.

Bu tür radikal İslamcı grupların yaptıkları ‘tekfircilik’ olarak adlandırılıyor. Tekfir, bir grubu kafir ilan etmek anlamına geliyor. İslami jargondaki anlamı bir insana dinden çıkma suçlamasında bulunma.

IŞİD gibi örgütlere göre bir ateistin, ya da hristiyanın yaşama ihtimali az da olsa var ancak bir Şii’nin, Alevi’nin kesinlikle yok. Çünkü onlara göre Şiiler dinden çıkmış kabul ediliyor, kafir görülüyor ve öldürülmeleri gerektiği düşünülüyor.

Kadınların zorunlu olmadıkça sokağa çıkmasını yasaklıyorlar.

Ölüler anısına yapılan tüm türbe, anıt ve mozoleleri yıkıyorlar.

Yani IŞİD’in bir gün İstanbul’daki Eyüp Sultan Türbesi’ni bombalama ihtimali de var.

Tartışmak, ikna etmek, müzakere etmek yok. IŞİD ne derse o oluyor. İtiraz eden, karşı çıkan, biat etmeyen öldürülüyor.

FAŞİZM VE İSLAMO FAŞİZM

2. Dünya Savaşı sırasında faşizmin getirdiği felakete karşı iki büyük düşman ABD ve Sovyetler Birliği birlikte hareket etmişti. Yahudi soykırımına ve milyonlarca insanın katledilmesine, birçok ülkenin işgal edilmesine yol açan faşizm belasından dünya ancak böyle kurtulabilmişti. Hayat Churchill, Roosevelt ve Stalin’i birlikte hareket etmeye zorlamıştı.

Bugün, IŞİD, El Kaide, El Nusra, Taliban, Boko Haram gibi örgütler de farklı inanç ve düşüncelerden olduğu, sırf Şii inancından olduğu için insanları vahşice katlettikleri için islamo-faşisttir. Bu tehlikeye karşı da sağcı-solcu, devrimci-milliyetçi, liberal-muhafazakar demeden tüm fikirden insanlar birleşmek zorunda.

ABD, Rusya, Çin, Türkiye, İran, AB ülkeleri ve Birleşmiş Milletler islamo-faşizme karşı birlikte mücadele etmeli.

Birbirine rakip, birbirine düşman, birbiriyle çatışan güçler dahi hep birlikte öncelikle islamo-faşizme karşı aynı cephede yer almalı.

Bu islama, Müslümanlara karşı bir mücadele değildir. Bu bir insanlık mücadelesidir. Bu mücadelenin başını da Müslümanlar ve Müslüman ülkeler çekmeli. Özellikle Sünni-hanefi mezhebinden olanlar kendilerini bu insanlık dışı vahşi akımdan ayrıştırmalı ve tavizsiz bir mücadeleye girmeli.

Bugüne kadar gerek Sünni devletler, gerek batılı devletler Şiiler’e yöneldiği, özellikle kendi hasımları olan İran ve Suriye’yi hedef aldıkları için bu tür Sünni-Selefi islamo-faşist örgütlere müsamaha gösterdiler. Yer yer dolaylı yollardan destekledikleri, yönlendirdikleri yönünde güçlü iddialar da basına yansıdı.

Ancak, Sünni-Selefi islamo-faşizm biraz güçlenince ilk olarak bu Sünni ülkelerin başına bela olacak. Çünkü toplumsal tabanları orada. Kimse yeni hedefin Japonya, Arjantin gibi ülkeler olacağını sanmasın. Sünni-Selefi islamo-faşizmin yeni hedefleri başta Suudi Arabistan ve körfez ülkeleri, sonra Türkiye ve diğer islam ülkeleri olacak.

IŞİD'E MEŞRUİYET SAĞLAYAN YAZARLAR

Hürriyet yazarı Akif Beki'ye göre Irak’ta olanlar Sünni devrimiymiş. Bunu hem köşesinde yazdı, hem de CNN Türk’te bu yönde yayın yaptı.

Onun gibi bazı yazarlar yıllardır Şii camilerine, Şii hacılara, Şii kutsal mekanlarına, Şii mahallerine yönelik bombalı katliamlar yapan katilleri ‘sünni aktivistler’ gibi göstermeye çalışıyor.

Maalesef Türkiye’nin televizyon kanallarında, köşe yazılarında hükümetin mezhepçi politikalarının izleri çok açık görülüyor. Sırf Sünni-Hanefi oldukları için IŞİD’in islamo-faşizmine empati yapılıyor, sempati besleniyor.

Türkiye'den giden cihadçılara Şiileri katlettikleri için göz yuman, destek veren Türkiye bir gün onlar buraya da geldiklerinde dizlerini dövecek.

Hatırlarsanız, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Fethullah Gülen Cemaati'ne yüklenirken, "Bunların 3 tane önemli hasleti var, takiye var, yalan var, iftira var, üçünün neticesi fitne var, fesat var. Şia'yı falan geçmiş vaziyette bunlar. Şia bunların eline su dökemez. O denli ileri.” sözlerini kullanmıştı. Çoğunluğu Sünni-Hanefi olan Türkiye'de normal vatandaşlarda Şiiler ve Şiiliğe karşı böyle bir algı, bilgi ve nefret yoktur. Ancak çok fanatik, bağnaz, mezhepçi bazı kişiler bu tür fikirlere sahiptir. Ülkenin Başbakan'ın da Şia hakkındaki bilgi, algı ve yorumunun aşırı mezhepçi bir çizgide olduğu bu sözlerinden anlaşılıyor. İmam cemaat ilişkisiyle, Başbakan'ı böyle olanın aydını, basını da haliyle rahatlıkla mezhepçi düşünceleri savunabiliyor.

Bunun yanında, Kürt hareketi Rojava’da tüm halklarla ortak bir gelecek kurmayı hedeflerken, bazı Kürtler ise insanlar Suriye’de, Irak’ta sırf Şii diye katledilirken kendileri için imkan doğuyor diye sevinç ifadeleri kullanmaktan çekinmiyor. Bazısı Lazkiye’den denize açılmayı hayal ederken bazısı Musul’dan gelebilecek petrolün hesabını yapıyor. Bir yanımız yaprak dökerken bir yanımız bahar bahçe.

Son günlerde bazı işittiklerimiz, IŞİD’in ele geçirdiği 2 bin 500 Irak askerinden Şii olan 1700’ünü öldürdüğü haberinden daha çok dehşete düşürüyor bizleri.

Herkesin titreyip kendine gelmesi gereken günlerden geçiyoruz.

FAŞİZM BELASI BİRLEŞEREK DEFEDİLDİ

2. Dünya Savaşı’nda, Birleşik Krallık (İngiltere), Sovyetler Birliği, ABD ve Fransa; Müttefik Devletler olarak, Mihver Devletler Almanya, İtalya ve Japonya’ya karşı savaşmış dünya faşizm belasını ancak birlikte hareket ederek defedebilmişti.

Türkiye o zaman da bütün dünya faşizme karşı birleşmişken yanlış bir dış politika izleyerek faşizme karşı savaşa katılmamıştı. Yıllarca da resmi ideoloji Türkiye’nin bu hatalı dış politikasını büyük bir diplomasi başarısı olarak anlattı. Milli Şef İnönü Türkiye’yi savaştan uzak tutmayı başarmıştı.

Türkiye o dönem savaşa girmese de Almanya yanlısı bir çizgi izledi. Zamanın Cumhuriyet Gazetesi’nde bu konuda utanç verici manşetlerle Alman faşizmine destek verildi.

Almanya zaten Osmanlı’dan beri Türkiye’nin müttefikiydi ve Türkiye’nin günahlarında da pay sahibi idi. Türkiye faşizmin dünyayı yıkıma götürdüğü bir dönemde bile örtülü olarak Almanya’nın yanında durdu.

Mihver Devletler Almanya, İtalya ve Japonya’nın yenilgisi ufukta görününce Türkiye 23 Şubat 1945’te Almanya ve Japonya’ya formalite icabı savaş ilan etti.

Halbuki özellikle İngiltere ve ABD’nin ısrarlarına rağmen Türkiye faşizme savaş açmamış ve oyalama taktiği uygulamıştı. Ancak savaş sonunda galip devletler arasında yer alarak Birleşmiş Milletler'de söz sahibi olmak için tam savaş biterken savaş ilan etmişti. Ancak bir itibarı kalmadığı için bu kararın fazla etkisi de olmadı.

Türkiye daha önce faşizme karşı savaşa girse belki savaş daha erken bitecek, daha az insan ölecekti.

Türkiye 2. Dünya savaşındaki bu yanlış politikasının ezikliği ile sonraki yıllarda hızla NATO üyesi oldu ve görece bağımsız dış politikasını terk etti. Ardından aynı eziklikle Kore savaşına asker gönderdi. ABD çıkarları için 741 Türkiye askeri ölürken, 2 binden fazla asker yaralandı. Bu defa direksiyonda Adnan Menderes vardı, rota ABD ve NATO’dan yana çizilecekti.

Böylece taraf olması gereken haklı bir savaştan kaçarak yanlış yapan Türkiye, haksız bir savaşın askeri oluvermişti.

DIŞ POLİTİKA DEĞİŞMELİ

Türkiye artık bu hatalı dış politika geleneğine bir son vermeli.

Suriye ve Irak’ta binlerce sivilin canına mal olan, mezhep savaşını kızıştıran tutumunu da sonlandırmalı.

Yoksa bu gidişatın sonunda bir süre sonra Eyüp Sultan Türbesi de bombalanırsa kimse şaşırmasın.

Çünkü IŞİD türbelere, anıt ve mozolelere karşı.

Çünkü IŞİD içinde Türkiyeliler hızla artıyor. Çünkü IŞİD Sünni-Hanefi temelli bir Selefi hareket ve Türkiye onlar için potansiyel tabana sahip oldukları bir yer.

Ve IŞİD girdiği her yere sadece ölüm götürüyor.

TARİHİ TEKERRÜR

Tarih yine kötü tekerrür ediyor.

ABD ve Batı sırf Sovyetler’e karşı savaşıyorlar diye Taliban’a yol vermişti, şimdi en büyük belalarından biri Taliban oldu.

ABD ve Batı şimdi yine İran ve Suriye’ye karşı savaşıyorlar diye radikal İslamcılara ve IŞİD’e göz yumdu, şimdi sıra onlara gelecek.

Oysa sıra kimseye gelmeden, herkes islamo-faşizme karşı birleşmeli.

Madem tarih sürekli tekerrür etmekten hoşlanıyor, bu defa iyi örnekler tekrarlansın.

Tıpkı 2. Dünya Savaşı’nda faşizme karşı olduğu gibi şimdi de islamo faşizme karşı birleşik cepheler kurulsun.

Türkiye de bu defa safını doğru seçsin ama...

YORUM EKLE