İshak Alaton'u incitmek...
Radikal bu söyleşiyi sunarken bu bilgilerin ‘ilk kez’ yayımlandığı notunu düştü... Bu not, tartışmanın anlamsız bir noktaya sürüklenmesi için bahane olarak kullanıldı.
Alaton’la 13 yıl önce bir söyleşi yapmıştım. Yeni yayımlanan ‘Portreler’ kitabımda (Everest Yayınları) da yer alan bu söyleşide Alaton’un kardeşinin Türkiye’yi terk öyküsü de yer alıyor. Ezgi’nin yaptığı söyleşide anlatılanlarla benim kitabımda yer alan bilgiler arasında (aradan 13 yıl geçmiş olması da dikkate alınırsa) kayda değer bir fark yok. Kardeş Bonjur, nadiren gelmiş olsa bile Türkiye’yi terk etmişti. Yıllar sonra geldiğinde de, şanssız bir kaza, onun bu ülkeden iyice uzaklaşması yönünde olumsuz bir etkide bulunmuştu.
Ne hikmettir ki bazı küçük detaylar üzerinden yürütülen yayınlar nedeniyle çok önemli bir tarihsel olgu ikinci planda kaldı.
Alaton değerli bir aydın
İshak Alaton başarılı bir işadamı olmanın yanı sıra ülkemizin cesur ve değerli aydınlarındandır. Onu ‘zor zamanlarda, tabu konularda konuşmaktan çekinmeyen bir isim’ olarak değerlendirebiliriz. Son günlerde de ‘Ermeni soykırımı’ tartışmalarına yönelik bir çağrıda bulundu:
“Sevgili Dostlarım, 2015’e üç var... 24 Nisan 2015’e doğru yol alırken alışılagelmiş inkâr politikamıza devam edip kaçacak delik aramaktansa farklı davranalım... Geçmişi ile yüzleşmekten korkan, büyümemiş, güdük kalmış çocuklar gibi davranmaktan ben yoruldum... Ülkemize ve toplumumuza saygınlık kazandırmak, gelecek kuşaklara karşı borcumuzdur. Doksan yıl boyunca sayısız günahlar işledik. İskeletleri dolaplara yığıp kapılarını kilitledik... (…) Ben artık nefes alamıyorum. Ya sizler?... Bizlere yakışır defin törenleri sonrası bir dakikalık saygı duruşu ile günahlarımızdan arınalım. Böylece, geçmişimizle barışalım, kurbanların ruhlarını şad edelim. İsteyenler mezarlarına birer karanfil bıraksınlar... Ben artık saygınlık arıyorum.”
Alaton’un bu çıkışlarına, “Yahudi...” diye başlayan tepkiler gösteren milliyetçi, ırkçı çevreler, Ezgi Başaran’ın yakın tarihimize dair ciddi ipuçları sunan söyleşisini de asıl anlamından saptırarak kampanyaların konusu haline getirdiler.
İshak Alaton, 13 yıl önce bana anlattıklarını Ezgi’ye de anlattı. Varlık Vergisi’yle babasının nasıl yoksullaştırılıp ölüme doğru yol aldığına ve 6-7 Eylül saldırılarına dikkat çekerek resmi tarihe karşı gerçek tarihi öne çıkardı.
Bonjur Alaton, 1978 yılında annesinin çağrısı nedeniyle geldiği İstanbul’dan, yazlıktaki bir çatı uçması yüzünden çıkan gerginlik nedeniyle erken geri dönmüştü. Ezgi’yle olan söyleşide de aynı noktalara dikkat çekiyordu. Benim söyleşimde “Kapak uçtu ve onun çocuklarından birine isabet etti” diye yazılmıştı. Halbuki kapak uçmuş ama kimseye isabet etmemişti. Bu kadar.
Bütün bu tartışmanın arka planındaki asıl mesele, Alaton’un bazı tarihsel gerçekleri ortaya koyma cesaretini gösteriyor olması. Yahudilerin, Ermenilerin genelde yaşanmış gerçekleri açık şekilde anlatamadıkları, kendilerini cesur bir şekilde ifade edemedikleri, sadece belli bir tonda konuşmaları istenen bir ülkedir burası. Bunun temelinde de ‘yakın tarih’ vardır...
Bırakalım Yahudileri, Ermenileri, Rumları... Dersim bu ülkenin tarihi değil mi? Kahramanmaraş, Çorum, Sivas katliamları bu ülkede yaşanmadı mı? “Bu ülkede Yahudilere, Ermenilere, Kürtlere, Alevilere, Rumlara hep çok iyi, hatta gereğinden de fazla iyi davranılmıştır. Tarihimiz bu açılardan üzücü olaylar içermez” şeklindeki ezberle yolumuza daha ne kadar devam edebiliriz?
Sonuç olarak; Alaton, birçok insanın söylemeye cesaret edemediği şeyleri dile getiriyor. Türkiye’nin demokrasi yolunda ilerlemesini, geçmişiyle yüzleşebilen bir ülke olarak gelişmesini isteyenler bunlardan rahatsız olmamalı... Geçmişimizle daha net ve cesaretli bir ilişki kurabilirsek geçmişimiz bize ışık tutabilir, enerji sağlayabilir, zihnimizi berraklaştırabilir.
T.S. Eliot’ın bir sözüyle yazımı noktalıyorum: “Geçmişinden kaçan, kazanma şansı olmayan bir koşunun içindedir...”