Döviz ve altın işlemlerinde vergi oranının artırılması ne anlama geliyor?

Kambiyo vergisi yüzde 0.2'den yüzde 1'e çıkarıldı

Döviz ve altın işlemlerinde vergi oranının artırılması ne anlama geliyor?

Bayramın ilk gününde açıklanan değişiklik ile kambiyo vergisi yüzde 0.2'den yüzde 1'e çıkarıldı. Bu şekilde, bireysel yatırımcıların döviz ve altını bir tasarruf aracı olarak kullanmaları zorlaştırılarak tasarrufların TL cinsi varlıklarda değerlendirilmesi teşvik edilmek isteniyor.

Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selva Demiralp, bu tür bir uygulamaya neden ihtiyaç duyulduğunu BBC Türkçe'ye değerlendirdi.

Getirilen uygulama TL'deki değer kaybını dizginlemeyi amaçlıyor. TL'nin Dolar (ve diğer yabancı paralar) karşısında değer kaybetmesinin sebebi, bir taraftan döviz arzının azalması, diğer taraftan döviz talebinin artması ile ilgili.

DOLAR ARZI NEDEN AZALIYOR?

Kriz dönemlerinde tüm gelişmekte olan ülkeler gibi Türkiye'den de para çıkışı oluyor. Çünkü belirsizliklerin arttığı zamanlarda yabancı sermayedarlar risk almak istemiyorlar ve tasarruflarını döviz cinsi varlıklarda tutmayı tercih ediyorlar. Yılbaşından beri yurtdışında yerleşik kişilerin 6.6 milyar dolar değerinde bono, 3.5 milyar dolar değerinde hisse senedi sattıklarını görüyoruz.

DÖVİZ TALEBİ NEDEN ARTIYOR?

Arzı azalan bir ürünün fiyatı artar. Çünkü piyasada daha ender bulunur hale gelir. Normal şartlarda arzı azalıp fiyatı artan bir ürüne olan talebin de azalması beklenir. Ancak eğer ileriki tarihlerde ürünün fiyatının daha da artacağına inanılırsa o zaman fiyat arttıkça talep de artabilir.

Sene başından beri yurtiçi yerleşiklerin döviz mevduatlarını incelediğimizde, Mart başından Nisan sonuna kadar geçen dönemde kurdaki artışa paralel olarak döviz tevdiat hesaplarında (DTH) bir azalma gözlemliyoruz. Nisan ortalarından itibaren ise bu azalış trendinin yavaşlayıp Mayıs başında tekrar yükselişe geçtiğini görüyoruz.

Nisan ayı içindeki haber akışını hatırlayacak olursak, önce Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCBM) döviz rezervlerinin ciddi olarak azaldığı, swap hariç net rezervlerin negatif seviyelere indiği konuşuldu. Arkasından TCMB başkanı Murat Uysal'ın G20 ülkeleri ile swap anlaşmaları konusunda görüşme yaptıkları açıklamaları geldi. Bu süreçte piyasalar bir anlaşma ile döviz girişi olması durumunda TL'nin değer kazanacağı beklentisi içine girdiler.

Döviz tevdiat hesaplarındaki azalış bu beklenti ile tutarlı. Ancak Mayıs ayına girip Katar dışında bir swap anlaşması açıklanmayınca bu sefer döviz alımlarının tekrar başladığını gözlemliyoruz.

İŞE YARAR MI?

24 Mayıs'ta gelen vergi artışı, sistemdeki DTH seviyesini mevcut seviyelerde tutup bundan sonraki dönemde vatandaşın tasarruflarını TL cinsi varlıklarda tutmasını teşvik etmek istiyor. Peki işe yarar mı?

COVID-19 krizi boyunca TCMB'nin devam eden faiz indirimleri ile politika faizi yüzde 8.25'e düşmüş durumda. 15 Mayıs haftasında, bir aya kadar ortalama mevduat faizi yüzde 7.25 seviyesinde idi. TCMB'nin son faiz indirimi ile mevduat faizleri daha da inecektir.

Böylesine büyük bir kriz döneminde TCMB'nin neden faiz indirdiğini anlamak zor değil. Ancak kriz öncesi dönemde düzeltilmeyen makroekonomik dengesizlikler bugün başımızı ağrıtıyor. Keza enflasyonun yüzde 11, on iki ay sonrasına ait enflasyon beklentilerinin ise yüzde 10'lar civarında olduğu bir ortamda TL mevduata ödenen reel faiz negatif seviyelere düşüyor. Yani TL mevduatta tutulan parayı enflasyona karşı koruyacak bir nominal faiz verilmediğinden paranın alım gücü düşüyor.

Bu şartlar altında döviz işlemlerine gelen kambiyo vergisinin ne kadar işe yarayabileceği tartışılır. Ancak daha da önemlisi, swap haberi beklerken gelen bu tür bir haber endişeleri artırıp TL'nin cazibesini daha da azaltabilir.

SERMAYE KONTROLLERİ NEDİR?

Sermaye kontrolleri, olağanüstü zamanlarda yabancı sermayenin serbest piyasadaki işlemlerine gelen vergi, tarife, miktar şeklinde gelen kısıtlamalardır. Amaç finansal istikrarı tekrar temin edebilmektir.

Ancak bu tür kontroller uygulandıklarında "daha kötüsü gelir mi?" endişesi piyasalarda daha fazla oynaklık yaratabilir. O nedenle iletişiminin net yapılması ve piyasa güveninin sarsılmaması önemlidir.

Sermaye kontrollerinde bir seviye yukarısı sermaye çıkışlarına gelebilecek sınırlamalardır. Hükümet tarafından bu tür bir uygulama olmayacağı geçmişte çok kez tekrarlandı.

Gelinen noktada bu mesajın tekrar vurgulanması isabetli olacaktır. Çünkü bu tür bir uygulama, COVID-19 sonrası toparlanama döneminde çok ihtiyacımız olan yabancı sermayeyi ürküterek hiç arzu edilmeyen sonuçlar doğurabilir.

Yapmış olduğumuz araştırmada yer verdiğimiz benzetmeden hareket edecek olursak; atları ahırda tutmak için kapıya kilit vurmak istenebilir. Ancak bunu yaparken atları ürkütmek, kilidi kaldırdığınız anda daha büyük bir kaçış yaratabilir. Türkiye böyle bir kilit vurmayacağını dile getiriyor. Ancak bu gergin ortamda söz konusu mesajın tekrarında zarar olmayacaktır.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER