İnsan Onuru Ve İnsanın Nesne, Kul Olmaması İçin Hayır!

16 Nisan hepimizin ve gelecek nesillerin yaşamı için çok önemli ve kritik bir tarih. Ya özgürlükler yolunda yeni bir sayfa açılacak ya da hayli uzun süreceğe benzer zifiri karanlık bir istibdat devri kalıcılaşacak.

Tuzak anayasa veya istismarcı anayasa değişikliği, yönetilenleri nesneleştirmeyi, kul haline getirmeyi hedefliyor. Yapılmak istenen değişikliğin başkanlık sistemiyle de, yarı başkanlık sistemiyle de, hele hele parlamenter sistemle de bir ilgisi olmadığı üzerine çok şeyler yazdık, söyledik. Bu yazıda özet olarak yapılmak istenen değişikliği biraz da birey-iktidar ilişkisi açısından, insan hakları felsefesi yönüyle irdeleyerek vurgu yapmaya çalışacağız.

Köleci dönemden bu yana insanlık iktidarlara karşı hakları için mücadele etmiştir. Onurlu bir yaşam için çileler çekilmiştir. Tarih boyunca insan haklarının kaynağı da felsefi olarak hep tartışılmıştır. Uzun yıllar insan haklarının kaynağı beşer üstü; 'tanrısal, ilahi' güçte aranmıştır. Daha sonra doğal haklar ekolü uzun süre geçerli olmuştur. Doğal haklar yaklaşımı dönemi itibariyle bir ilerlemedir. Hakların kaynağı bu ekolle tanrıdan alınarak yeryüzüne indirilmiştir. Ne var ki bu ekol de insanın rolünü odağına almayan, fatalist (kaderci) bir ekoldür. Bu ekole göre insanın ebedi doğası vardır. Temel haklar doğuştandır. İnsan olmaktan kaynaklanan bölünmez, dokunulmaz hakları vardır. Doğal hukuka göre insan hakları tarih dışı, toplum dışıdır.

Filozof Kant'a göre ise insan haklarının kaynağı akıldır. Hegel ise insan haklarının kaynağı ve teminatı olarak devleti işaret eder. Karl Marx haklı olarak Hegel'in bu düşüncesine; "Her türlü devletin özgürlüklerin inkarı olduğunu" belirterek karşı çıkar. Özgürlükçü felsefe açısından; insan hakları ne beşer altı (doğal-zoolojik) ne de beşer üstüdür. (İlahi veya levithanesk)

Beşeri toplumsal gerçeklik insanın özne, öznenin de insan olduğu varlık alanıdır. İnsan hakları insanın özneliği önündeki engellere karşı bir kalkandır. Dolayısıyla insan haklarının kaynağı insanın özne olarak yaptığı işlerdir. İnsanın nesne yanını gerileten yani dıştan belirlenmişliği olan; bio-anatomik ve etnokültürel yanını gerileten her iş beşeri gerçekliği oluşturacaktır. Yani insanın özne olması nesne yanını geriletmesine oranla gerçekleşecektir. Yani insanın özneleşmesi önündeki engelleri kaldıran, insanın özne olarak bilinçli eylemi hakkın kaynağıdır. Dolayısıyla Habermas'ın dediği gibi insan hakları Janus gibi iki yüze sahip olup biri hukuka diğeri hukuk ötesine dönüktür. (Siyasal, moral) İnsan hakları hukuk üstü etik değerlerdir. Tarih dışı ve toplum dışı değildir.

Tüm yabancılaşma kurumları insanın özneliğine engel üretirler. En başta devlet, en berbatı da faşist devletler ve diktatörlükler, şeflikler, reislikler. İnsanın özneleşmesinin Habeas Corpus ilkesiyle de yakından bağlantısı vardır. Hukukta kanunilik olarak anlaşılsa da felsefi olarak esas alınanı 'bedenim benimdir', 'bedenin senindir' anlamına gelir. Onun için üretim araçlarının özel mülkiyeti kutsal bir hak değildir.

Yasama, Yargı ve Yürütme yetkisi ve erklerinin bir tek kişide toplanması da bedenlerimizin; beyinsel ve vücutsal bütünlüğünün, tinsel ve tensel bütünlüğünün bir tek diktatörün iradesine teslim edilmesi anlamına gelir. Bizim adımıza yasama alanında, yargı alanında, yürütme alanında tek başına belirleyici olacak ve biz beş yıl seyirci kalacağız. Belki de on yıl, meclisi de feshederse o takdirde on beş yıl.

Doğrudan, yarı doğrudan demokrasiyi bırakın; temsili demokrasiyi de rafa kaldıracak bu değişiklik her birimizi nesne olmaya, toplumu da kolektif nesne haline getirmeye sürükleyecektir. Meclis göstermelik hale geliyor. Güven oyuyla denetleme yetkisi olmayan, gensoru veremeyen, bütçe yapamayan; yasama yetkisi, şefe verilecek kararname yetkisiyle gasp edilen bir meclis. Yargı tüm ayakları reis tarafından belirlenecek adli emir eri katipler kuruluna dönüşecek. Savaş, barış konularında toplumsal kaderimizle ilgili her konuda reis tek başına belirleyici olacak. Canı istediğinde altı ay OHAL ilan edecek. Daha sonra da uzatabilecek. Bakın OHAL ilanından bu yana savaşta bile dokunulmaz kabul edilen; hangi temel haklarımızı özgürce kullanabiliyoruz? Bedenlerimiz şefin polislerinin toma ve biber gazı saldırısı altında. Beyinlerimiz tek yanlı saray medyasının kuşatması altında.

İçinde bulunduğumuz zifiri karanlığın daha da beter kalıcı hale gelmemesi için HAYIR fırtınası estirmeliyiz. Her zamankinden daha çok HABEAS CORPUS.

YORUM EKLE

Demokrat Haber’e Patreon'dan bağış yapabilirsiniz > > > > >