Bir yaşına daha girersin, oradan çıkarsın, ayaklar baş mı olmuş dersin, sonra bir Uzun Yürüyüş, bir Kültür Devrimi çekersin; elinde Kırmızı Kitap, bir “Kapitalist komünist”in “Süper kapitalist, emperyalist”e verdiği nasihate bakarsın.
Bugünleri de mi görecektik:
Çin, krizle cebelleşen ABD’ye resmen diyor ki, “İmkanların kadar yaşa”.
Yani, “Ayağını yorganına göre uzat.”
Yani, ürettiğinden fazla tüketiyorsun; gelirinden çok harcıyorsun; vatandaş olarak da devlet olarak da aşırı borçlanıyorsun.
***
Bugünleri görseydi, Kapital’e bir cilt daha ilave ederdi Marx.
Çünkü hesapta bu yoktu:
“Sosyalist”in “emperyalist”e “kapitalizm” öğretmesi o zaman ufukta yoktu.
Ama tarih böyle aktı.
Marx’ın Kapital’i, Artık Değer Teorileri haksız çıkmadı; eksik kaldı belki.
Haklı çıkmaya devam ediyor; çünkü kapitalizmin krizleri bitmiyor. Aşırı üretim krizi, finans krizi, istihdam krizi, işsiz ordusu, yıkıcı rekabet ve tekelleşme eğilimi, spekülasyon, rant, sömürü ve de “bunalım” (renkten renge girerek) berdevam.
Ama hale bakın:
En süper kapitalistin çarklarını, “sosyalist” diye bilinen, ama sert bir devlet kapitalizmi, aşırı emek sömürüsü uygulayan Çin döndürüyor.
ABD ahalisinin ucuz ve bol mal iştahını Çin halkı ve malları doyuruyor; ABD devleti ve milletinin ayağını yorganından fazla uzatma kültürünü, o mallardan aldığı dolarları tekrar ABD’ye yatıran Çin besliyor.
ABD’yi yaşatan borcun (yazıyla) “bin milyar dolar”ı Çin parası.
Ve “tersine sömürgesi ABD” krize girince, bir IMF, bir Sam Amca edasıyla “Çin mahallesi” uyarıyor:
Kendine gel! Haddini bil! Gücünden fazla harcama! İmkanların ötesinde bir hayat yaşama! Öyle borçlanarak yaşadığın tatlı hayat bitti!
Ve özellikle, “Silahlanma harcamalarını azalt!”
***
Yüz milyonlarca doları yine helikopterlere yatırmakta olan Türkiye üstünden de geçiyor mu o laf, bilmiyorum ama, tam da Uzakdoğu’nun atom bombasıyla yanışının, Hiroşima yıldönümünde ABD’nin suratına çarpıyor.
Kapitalizmin geliştirici, yenilikçi bir yüzünün öte yanındaki; bunalımlı, yakıcı, yıkıcı, katledici vahşi yüzünün aynalarından Hiroşima’nın.
Hiroşima’da anında 145 bin, Nagazaki’de 75 bin insanı çoluk çocuk öldüren, yakan, nesiller boyu bedenleri, tabiatı, ruhları zehirleyen, nükleer felaketi ilk ve tek kullanan bir tıyneti “Özgürlük dünyası” zannedersen…
Gün gelir “ekonomi” dersini de “sosyalist” sandığın birinden alırsın!
Çöplük!
Habertürk doğru ve önemli bir şey yaparak “Yalova’ya kakalanmak istenen kimyasal atık merkezi”ne tavır aldı. (Tabii orada yapılmak istenen bu ise!)
“Zehirli fıçılar”dan beri, kendine çöplük muamelesi yapmak isteyen “yabancılar ve yerli işbirlikçiler”ine karşı, bu ülkede gazetecilik zaman zaman önemli uyarılar yapıyor.
Fakat şu da var:
Misal, Karadenizlilerin bir bölümü de HES’lerin doğayı katlettiğini, bu katliamın su, insan, diğer canlılar, bitkiler için felaket olduğunu düşünüyor, tavır alıyor ve bazıları tutuklanıyor!
Nükleer santrallerin de, temiz enerji veya tüpgaz zannedilirken, gelecek adına felaket ipotek olduğunu düşünenler de var. Düşünmesinler isteniyor.
Kuşadası limanının (Oferler’e) adeta peşkeş çekildiğine dair burada epey yazdım; orada da hukuk bir adım atıyor, idare iki adım daha atıp kemiriyor halkı, hakkı ve doğayı.
O yüzden, doğa katliamının, kuşak kuşak tehlikenin sadece “emperyalizm”i olmaz; piyasa, ekonomi, enerji, kar, kıyak adına “milli ihanetler, arsızlıklar, histeriler” de çıkar.
Duyarlılığımız, hepsine karşı tutarlıysa, kıymetli bir doğal varlığımızdır!