Afganistan'a gitmeye karar verdiğimde geziyi düzenleyen Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı yöneticilerinden bir talepte bulundum. Afganistan Dışişleri Bakanı Dr.Rangin Dadfar Spanta'yı görebilirdim. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi yıllarından okul arkadaşım, Maoculuk arkadaşım Rangin'le buluşmak, eski günlere yolculuk yapmak hoş olabilirdi.
Kabil havaalanında bizi karşılayan Afganistan Kültür Bakanlığı danışmanlarından Siraci Bey beni görünce, " Oral bey siz bay Spanta'nın arkadaşıymışsınız, sizin geleceğinizi kendisine söylediğimizde çok sevindi. Bütün görüşmelerini iptal ederek zamanını size göre ayarladı. Onunla görüşeceksiniz." Ben onu Dışişleri Bakanı olarak biliyordum, ama arkadaşım Rangin, Cumhurbaşkanı Karzai'nin Güvenlik İşlerinden Sorumlu Danışmanı olmuştu.
Rangin, Siyasaldayken esmer ince bir gençti. 12 Eylül öncesi çıkarılan bir öğrenci affıyla Siyasal Bilgilere yeniden döndüğümde onu tanımıştım. Biz Türkiye Maocusuyduk, o da Afgan Maocusu. 1979 yılında Sovyet yanlısı Babrak Karmal darbesinin arkasından Afganistan'ı terk etmiş ve Türkiye'de okumaya gelmişti.
Afganistan'ın kuzey bölgesinde Taciklerin yaşadığı Herat kentindendi. Bölgede güçlü olan Spanta aşiretine mensuptu. Babası o yıllarda aşiretin reisiydi ve Sovyet müdahalesi sonrası tutuklanmıştı. Kardeşleri dağa çıkmışlardı.
Ankara’dan Almanya’ya
12 Eylül askeri darbesinden sonra onunla bağımız koptu. Ondan yıllar sonra bir e-mail aldım. 1990'lı yıllardı. Almanya'ya gitmişti. Aachen kentinde öğretim üyeliği yapıyordu. Türkiye'yi dikkatle izlediğini söylüyordu. Eski arkadaşlarımızı soruyordu. 1982 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdikten sonra Almanya'ya taşınmıştı. Taliban yıkılıncaya kadar Almanya'da öğretim üyeliği yapmıştı.(“Avrupamerkezci” olmamakla birlikte göze çarpan derecede Avrupalı ve postmodern sayılabilecek bir terminolojiye sahipti.) Bu arada Alman Yeşiller Partisine üye olmuştu. Taliban yıkılınca ülkesine dönmüş, Afganistan devlet başkanı Hamid Karzai'nin dışişleri danışmanı olmuş, ardından 2006 yılında Dıişleri Bakanlığına getirilmişti. Geçen yıl ise bakanlıktan ayrılmış ve Karzai'nin güvenlik danışmanlığını üstlenmişti.
Gazetelerden onun bakanlığa getirildiğini öğrendiğimde heyecanlanmıştım. Ömrünün uzun yıllarını dışarıda geçiren arkadaşımın sonunda ülkesine en üst düzeyde hizmet etmek olanağına sahip olmasına sevinmiştim.
Halil Berktay ne alemde?
Dünkü yazımda da anlattığım gibi, zahmetli aramaların ardından Maocu arkadaşım Rangin'le Afganistan Cumhurbaşkanlığı sarayının yanındaki tarihi binada buluştuk. Bizim heyet iki gündür bu buluşmanın nasıl olacağını merak ediyordu. İki Maocu acaba aralarında ne konuşacaklardı?
U şeklindeki uzun masanın etrafındaki koltuklara oturduk. En başa da ben. Yanıma da Reşat'ı aldım. Bekliyoruz. Rangin kapıdan girdi. Hemen tanıdım. Tabii kara kaşlı, kara saçlı zayıf genç gitmiş yerine, ak saçlı ak kaşlı babacan hafif kilo almış,“olgun ve ortayaşlı ortadoğu entelektüeli” ışığı saçan bir Rangin gelmişti.
Özlemle kucaklaştık. Birbirimizi şöyle bir boydan boya gözden geçirdik. Sonra kısa kısa sorularla, birbirimize durumu aktarmaya çalıştık. Reşat'la tanıştırdım, onunla da sarıldılar.
"Eski arkadaşlar ne yapıyor?" diye söze başladı. Taraf gazetesinde Halil Berktay'ın, Radikal'de benim yazılarımı okuduğunu söyledi. Türkiye'yi dikkatle takip ettiği belliydi. Halil'in telefonunu istedi. Tabii ki veremedim, çünkü cep telefonlarımızı kapıda almışlardı.
Doğu Perinçek’i sordu
"Ne oldu bu Doğu Perinçek'e, niye bu kadar değişti?" diye sordu. Ergenekon davasını izliyordu. "Hikmet(Çetin) abiyle burada iki Mülkiyeli(SBF)'ydik. Sonra yeni gelen Büyükelçi de Mülkiyeli olunca sayımız üçe çıktı. Biliyorsun bizim sloganımız önce Mülkiye sonra Türkiye'ydi..." Gülüştük.
Bizim heyetteki arkadaşlara dönüp beni göstererek, "Benim öğretmenimdi Oral" dedi. Öğretmenlikten kastı Maocu Aydınlık örgütündeki ilişkimizdi. Hafif tebessüm ederek şöyle devam etti: "Ben hayatım boyunca emperyalizm karşıtı oldum. Kadere bakın ki şimdi burada Afganistan'ı yeniden ayağa kaldırmak için ABD ile işbirliği yapıyoruz. Afganistan, Taliban yönetimi döneminde Pakistan'ın egemenliği altındaydı ve bölge ülkelerinin hepsinin üzerimizde hegemonyası vardı. Batının müdahalesinden bu yana yeni bir bağımsız Afganistan yaratmaya çalışıyoruz. Acı ama gerçek, bu amaçla ABD'nin desteğini alıyoruz."
Taliban döneminde kadın sıfırlanmıştı
Taliban yönetiminin yıkılmasından bu yana ülkede gerçekleşen değişimi rakamlarla anlattı. "İktidara geldiğimizde adam başına yıllık gelir 185 dolardı, bugün 540 dolar. Tabii ki bu da bir şey değil ama bir ilerleme. Ordumuz, polisimiz, yargı organlarımız yoktu. Hepsini yeniden örgütledik.Biz geldiğimizde toplam 4 bin üniversite öğrencisi vardı ve hepsi erkekti. Şimdi 100 bin üniversite öğrencisi var ve bunların yüzde 38'i kadın. Taliban döneminde çalışan bir kadın bile yokken bugün ülkedeki öğretmenlerin yüzde 75'i kadın.”
Kadınların hala sokakta pek görünmedikleri, büyük bir bölümünün de burka ile dolaştığı yönündeki gözlemimizi aktardık. "Eskiden sokağa çıkamazlardı. Örtünme resmi olarak kanunlarda yok. Bizim de yönetim olarak böyle bir politikamız yok. Ancak kadınların özgürlüğü konusundaki değişim kolay değil. Zamana ihtiyaç bulunuyor. Benim kızım Almanya'da öğretim üyesi, o bile buraya geldiğinde sokağa çıkarken başına bir örtü alıyor."
Sarayın bahçesinde
Modernleşmenin kentlerde etkisini artırdığına dikkat çeken Rangin Dadfar Spanta görüşmemizin sonunda bizi sarayın bahçesine çıkardı. Etraftaki bütün binaların Taliban tarafından yıkıldığını, harabe haline getirildiğini anlattı. Hepsini aslına uygun olarak yeniden yapmışlardı. Başkanlık Sarayının etrafın surlarla çevriliydi. İçiçe bir çok surdan oluşan sarayın tepesinde de Zeplinler duruyordu. 3 Zeplin'in koruma amaçlı olarak orada olduğunu, radar görevi yerine getirdiğini söylediler.
Rangin'le surların dışına kadar birlikte yürüdük. "Türkiye'ye ilk geldiğimde sen hapisteydin. Daha sonra aradım bulamadım. Almanya'da yaşayan ailemle buluşmak için İstanbul'a geliyorum. Bu kez geldiğimde mutlaka seni bulacağım. Bir Maocu arkadaşlar buluşması yapalım" dedi.
Özlemle sarıldık birbirimize. Ateş altında yaşayan bir ülkede, eski bir arkadaşım ağır sorumluluklar altında yaşamını sürdürüyordu. Arkamı dönüp yürürken ona el salladım. Kalbimin bir kısmı Kabil'de kaldı...
35 yıl sonra iki okul arkadaşı Afganistan Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda bir araya geldik.
YARIN: Reşat Çalışlar’ın gözüyle Kâbil sokaklarının gizemli enerjisi