İfade özgürlüğü! Alçak sürün!

Abone Ol

Şu gün belki “bedelli askerlik” bekleyenlerdendiniz…

Belki bekleyene küfredenlerden.

Yahut burası Türkiye ya; belki “düşünce ve ifade özgürlüğü” üstüne dertlenen veya hiddetlenenlerdendiniz.

Belki o yüzde 50’den, belki berikindendiniz.

Ben size bir “askerlik” hikayesi anlatayım.

Bir “bedel” hikayesi.

Bir “ifade özgürlüğü” hikayesi.

Bir “cumhuriyet” ve “demokrasi” hikayesi.

Alttakilerin üstündeki büyük mutabakata dair bir hikaye.

Bence ibretlik!

 

***

 

Başbakanlık ala ile vala ile duyurmuştu:

BİMER’e buyurun! Başbakanlık İletişim Merkezi ile her tür sıkıntınızı direkt Başbakan’a bildirebilirsiniz. Değerlendirilip gereği yapılır. Size de bilgi verilir.”

Onlar da vatandaş ya…

Hem de çok değer verildiği söylenen vatandaş!

Bazı uzman çavuşlar, hani Güneydoğu’da ölüme yolladıklarınız; misal Hava Kuvvetleri’nde evine bile yollamadıklarınız.

Başbakan’a, Başbakanlığa güvenip BİMER’e mesajlar yolluyorlar.

Öyle gizli bilgiler filan değil; hayat şartlarıyla ilgili, verilmiş sözlerin tutulmasına, insan yerine konmaya dair.

Ne oluyor biliyor musunuz?

Bu dilekçeler, başvurular, mektuplar…

Derdest edilip o askerlerin komutanlarına gönderiliyor.

Gereği yapılıyor böyle!

Bir önceki Milli Savunma Komisyonu’nda, aklı ve vicdanı olan birileri Başbakanlığın asla dikkate almayıp komisyona havale ettiği bu mektupları hiç olmazsa komutanlardan saklamaya gayret ediyormuş; şimdi aynen komutana “ihbar”!

 

***

 

İş, söze ihanetle bitse iyi!

Komutanlar bu mektupları alıyor, yazan uzman erbaşlardan savunma istiyor!

Türkiye’de daha ziyade kendini savunamayandan savunma istenir ya!

Esas kendini savunma gücü olan ve hesap vermesi gerekenler, bir de ötekilerden savunma ister ya!

Şimdi çok sayıda “şanlı” asker, komutanlara savunma veriyor, savunma hazırlıyor yahut savunması alındıktan sonra oda hapsi ile cezalandırılıyor.

Cumhuriyet, demokrasi, düşünce ve ifade özgürlüğü bu.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türkiye’yi “yargısız infazdır” diye cezaya mahkum ettiği “oda hukuku” bu!

Yetmiyor:

Kimi komutan çıkıp diyor ki, “Nasılsa sözleşmeni yenilemeyeceğiz. Kendin çek git!”

Çoluk çocuğuyla sokağa attığı adamın resmi adı “Mehmetçik”!

 

***

 

Başbakan okuyacak” diye güvenilip atılan mesaj ve mektupların birer bumerang gibi dönüp o asker vatandaşa çarpması bu ülkede alttakilere karşı en derin mutabakatın üniformalı yüzlerinden biri.

O kadar kutsanan “asker”e dahi tanınan hak ve özgürlüğü, haysiyet ve şahsiyeti görür ve bilirseniz; başınıza gelen, başlara gelen hiçbir şey sürpriz sayılmaz.

Aykırı fikir, beyan kadar; sıradan hakkını aramak, haksızlığa itiraz, artık dayanamamak, hatta iki nazik kelimeyle bir meseleye dikkat çekmeyi hayal etmek dahi suç olabilir bu kadim iklimde.

Büyükler açısından, aralarında ne kadar didişirlerse didişsinler, bu konuda mutabakat hiç zor değil.

Ama alttakiler; başlarına gelenin ortaklığını bir türlü anlayamıyor işte!

 

***

 

Hep öyle değil belki.

Bundan bir süre önce, bir uzman çavuşun kızı da Başbakan’a mesaj yazıyor:

Babam hasta olsa atılacak, hata yapsa atılacak. Çok horlanıyor. Arkadaşım, babası sayesinde havuza girebiliyor. Benim babam uzman diye beni almıyorlar.”

Sonra babaya baskılar, baskılar, baskılar.

Haberinin olmaması dahi önemli değil. Kızının çocuk samimiyetinin, üzüntüsünün, hayal kırıklığının da diyetini ödemek zorunda.

Sonra şu oluyor:

O artık asker değil!

Artık bir işyerinde sendika temsilcisi!

 

***

 

Başbakanlık, vatandaşını başvuruya teşvik edip bu insanları cezalara sürükleyen bu “demokrasi”yi bir izah etmeli…

Ki kendi gölgesini bu kadar karartan bir sistemden ne kadar aydınlık umulabileceğini de biz kendimize izah edelim!

{ "vars": { "account": "UA-51532466-3" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }