Seçimlerin son dönemecine girildiğinde tansiyon da artmakta. Tansiyonu arttıran konuların başında ise Kürt sorunu geliyor. Başbakan bir zamandan beri diline doladığı gibi BDP’nin CHP ve MHP ile bir ittifak içinde olduğunu söylüyor. BDP’liler ise AKP’yi neredeyse “baş düşman” ilan etmiş durumda.
Bu gerginliğin doruğa tırmandığı olay ise kuşkusuz Başbakan Erdoğan’ın Diyarbakır mitingi olacak. Siyasi gözlemcilerin ve medyanın odaklandığı bu miting bugün (çarşamba) Diyarbakır’da. Yazıya biraz geç oturup mitingi de seyredeyim dedim ama ne mümkün. 14:30 diye ilan edilen miting neredeyse iki saate yakın gecikmeyle başladı. Erdoğan’ın konuşmasının başını dinledikten sonra da sürem azaldığından bu satırları yazmaya başladım.
Doğrusu Başbakan Erdoğan’ın Diyarbakır’daki konuşmasının yeni bir şeyler içereceği ile ilgili kuşkularım vardı. Çünkü bugün Kürt sorununun geldiği yer AKP’nin atabileceği adımların sınırını çoktan aştı. Neredeyse “özerklik” ilan etmek üzere olan bir Kürt siyaseti karşısında, demokratikleşmenin sınırını da aşacak bir “Kürtlerin statülerini” tanıma talebi karşısında AKP’nin yeni olarak söyleyebileceği çok bir şey yok. Daha doğrusu Kürtleri tatmin edecek anlamında çok bir şey yok.
Erdoğan’ın söylemi eskiden de olduğu gibi ise “din kardeşliği” üzerinden bir söylemdi. Sehabe’lerden, Selahattin Eyyubi’den sözederek kendisini dinlemeye gelmiş Kürtleri dinî duyguları üzerinden bir “birlikte oluşa” davet etti. BDP’yi samimiyetsiz, CHP’yi ise sorunu yaratan parti olarak gördüğünün altını çizdi.
Peki, böyle bir siyaset Kürt sorunun çözülmesine bir katkı sağlar mı?
Doğrusu tabii ki bütün Kürtlerin değil ama Kürt kimliğini dert edinmiş Kürtlerin böyle bir söylemin ima ettiği bir politika yaklaşımıyla tatmin olması bence mümkün değil.
Eğer bu konuşma mevcut seçim öncesi dengeleri bozmamak adına yapılmış bir konuşmaysa ve Erdoğan’ın beklediği yüzde 50’ye yakın oyu aldığında devam ettirmeyeceği bir konuşmaysa neyse. Ama öyle görünüyor ki Başbakan Erdoğan’ın tavrı bu konuşmadaki pozisyonuyla sınırlı. Yani hepimiz kardeşiz, tek millet, tek bayrak vs.
Ben bu tavrı Kürtlere karşı yapılmış büyük bir haksızlık olarak görüyorum. Bu, bazı Kürtlerin “ayrılıkçılık” ima eden yaklaşımlarını doğru bulduğumdan dolayı değil. Ama Kürtlerin bir halk olarak kendi kültürlerini, kendi dillerini ve yoğun olarak yaşadıkları yerlerde de kendilerini yönetmelerini doğru ve sağlıklı bir birlikte yaşama formülü olarak gördüğümden dolayı bu durumu bir haksızlık olarak görüyorum.
Bugün değilse bile yarın bu “hepimiz kardeşiz” söylemiyle yeni bir anayasa yapamayacağımıza göre, bir diğer değişle Kürtlerin taleplerini “haklar” çerçevesinde konuşmadan yeni bir anayasa yapamayacağımıza göre gerçekleri daha henüz konuşmaya başlamadığımızı düşünüyorum. Başbakan Erdoğan’ın Diyarbakır konuşmasını da bir tür “peşrev” niteliğinde bir konuşma olduğunu.
Yaşadığımız hayatı “eşit” yaşamıyorsak birilerinin “eşit olduğumuzdan” bahsetmesi nasıl “eşitsizliğe” hizmet eden bir tavırsa, aynı şekilde “kardeşçe” yaşamadığımız bir hayatla ilgili birileri “kardeş olduğumuzdan” söz ediyorsa bu aslında “kardeşliğe” değil “çatışmaya” ve “kopmaya” hizmet eden bir tavır olur. Çünkü gerçek “kardeşlik” kardeşlerin ne istediğini ve birlikte yaşamakla ilgili taleplerinin neler olduğunu konuşmayı ve tartışmayı gerekli kılar. Gerisinin ise “laf-ı güzaf” olacağı ortada.