"Savaşma! Konuş!" şiarıyla 8 Ekim’de Ankara’da düzenlenecek miting öncesi, Barış İnsiyatiflerinin çağrısıyla 4 Ekim Salı akşamı Taksim’de Barış Nöbeti düzenlendi.
Aslında düzenlendi demek çok da uygun düşmedi bu eylem için. Zira yine polis hepimizden önce Taksim’in tamamını kuşatmış, eylemin yapılmasının kararlaştırıldığı Gezi Parkı’nı da barikatlarla çevrelemişti. Taksim yine barışseverlere kapalıydı. Hal böyle olunca daha kapsamlı ve uzun süreli düşünülen Barış Nöbetimiz de başladığı gibi bitti demek daha doğru bir ifade olur.
İstanbul Emniyeti'nin pek de şaşırmadığımız bu yasağı ve o günün sabahında BDP’ye yönelik baskınlar ve gözaltılar, barış eylemine katılımın düşük olmasına da neden olmuştu. Katılan yüzlerce barışsever ise bu tedirginliği yaşıyordu. Barış diye haykırmak için oradaydı herkes ama hep aynı soru soruluyordu: Şimdi ne olacak?
Ayaküstü muhabbet ettiğim Vedat Yıldırım, her zamanki tebessümünü yüzünden eksik etmemeye çalışıyor idiyse de aynı soru onu da tedirgin etmişe benziyordu. “Bunun sonu nereye varacak? Bizi bekleyen neler var daha, doğrusu düşünmek kaygılandırıyor insanı” sözleriyle tedirginliğini belli ediyordu. Bir ara söz müzik çalışmalarına gelince cevabı yine kaygılıydı: “Kürtçe müzik yapacağımız bar/club bulmak çok zor. Bulsak bile o gün yeni bir çatışma olur mu, ölen asker haberleri akşamki programımızın iptal edilmesine neden olur mu kaygısını taşıyoruz”.
Vedat’la sohbetimizi noktalıyoruz. Bu arada ‘Barış Nöbetçileri’ artık yerlerini almış ve polis ablukası altında da olsa barış türkülerini seslendirmenin, ‘Barışalım yeter!’ sloganlarını yükseltmenin zamanı gelmişti.
Sezai Sarıoğlu, mikrofonu eline alıyor ve açılış minvalinde kısa bir konuşmayı, güzel dizeleriyle süsledikten sonra sahneyi Kardeş Türküler’e bırakıyor. Sezen Aksu’nun “Bize kardeşliğimizi hatırlatıyorlar” dediği grup, her barış eyleminde olduğu gibi yine tam kadro orada. Üstelik Almanya’dan henüz dönmüşler ve ayaklarının tozuyla gelmişler eyleme.
Feryal ve Vedat’tan iki güzel şarkı dinliyoruz. Barış Nöbetçileri de hep birlikte eşlik ediyorlar şarkılara. Bu sırada gözüm polis barikatının hemen arkasından bizi izleyen, komiser olduğunu düşündüğüm sivil polise takılıyor. Önce Feryal’in “Uyu deme” şarkısında yüzünde çok keyifli bir ifadeyle, başını sağa sola sallayarak melodiye eşlik ediyor. Hatta bir ara ağzını kıpırdatmasından şarkının sözlerine de eşlik ettiğini düşünüyorum. Ardından Vedat’ın “Dê Bila Bêto” isimli Kürtçe şarkısına, neredeyse vücudunun tamamıyla katılıyor.
Yüzündeki mutlu ifade hiç eksilmiyor. Ayağıyla ‘bilinmeyen dil’deki bu şarkıya tempo tutarken, başını sağa sola döndürerek melodiyle uyum içinde figürler çiziyor. Doğrusu o an acıyorum ona, ait olduğu dünyasına.
O, her zaman o barikatın arkasında kalacak. Bir yandan barikatın bu tarafında halkların kardeşliğini, türkülerin kardeşliğini savunanlar, barışseverler; bir yandan da barikatın diğer tarafında barıştan, kardeşlikten, türkülerden korkanlar… O, hep o korkanlardan olacak.
Barışseverler türkü söyleyecek, halay çekecek, dans edecek… Barıştan korkanlar ise hep o barikatın arkasından izleyecekler. O polis gibi öylece yalnız ve uzaktan... Barikatın bu tarafındakiler gibi sarılacakları, kucaklayacakları kimseleri olmayacak etraflarında hiçbir zaman.
O polis gibi hiç ummadıkları bir anda, bir türkü en çok hatırlatacak onlara yalnızlıklarını, mahkum oldukları karanlığı, barıştan, kardeşlikten, türkülerden korkmanın gereksizliğini. ‘Düşmanının’ melodisine ritim tutarken yakaladıklarında kendilerini, türkülerin düşman değil kardeş olduğunu anlayacaklar. Türküler onlara da ‘Kardeş’ olduğumuzu hatırlatacak.
Ve bizler, barışseverler, hiç susmadan, hiç usanmadan türkülerimizi söylemeye devam edeceğiz. Hakların kardeşliğini, savaşın çirkinliğini, barışın gerekliliğini haykıracağız, ara vermeden. Barikatın diğer tarafındakilerin mahkum oldukları yalnızlıklarını, içlerindeki karanlığa gömüldüklerini ve giderek azaldıklarını, yok olduklarını izleyeceğiz.
“Savaşma! Konuş!” demek için, barikatın bu tarafını daha da büyütmek için, Barış İnsiyatiflerinin çağrısına kulak verelim ve 8 Ekim’de Ankara’da olalım.
Bandista’nın dediği gibi “Haydi barikata, haydi barikata… Ekmek, adalet ve özgürlük için.”