Geçtiğimiz günlerde, İstanbul’un orta yerinde, Ataşehir’de Yenisahra, Örnekmahallesi ve Küçükbakkalköy’de bir kıyım yaşandı. Yıkım haberi tam ‘bir gün’ önce verilmişti barakalarda yaşayanlara! Anlaşılan arsayı satın alan ve ‘ben inşaat yapana kadar burada kalabilirsiniz’ diyen mal sahibinin sözüne inanmışlardı ve kıpırdamamışlardı yerlerinden. Ya da buna zamanları bile olmadı!
Kıyım bununla da kalmadı. Haber, Birgün Gazetesi’nde çıktı. Gazetenin muhabirlerinden ve bu haberi kotaran Sevgim Denizaltı bu insanların dramını anlatırken sözcükleri seçmekte zorlandığını yazmış bana. Sevgim benim gurur duyduğum eski öğrencilerimdendir. ‘İnsanlar sokakta kaldılar’ diyor. ‘Kiraya çıkacak durumları yok, zaten kiraya çıkmak isteseler de kimse onlara Roman diye ev vermek istemiyor. Aralarında tüplere bağlı yaşayan çok hasta bir insan ve onlarca çocuk var.’ Sevgim bu olayı önceden basına duyurmaya çalışmış. Ardından buna pişman olmuş. Çünkü basında çıkan haberler ‘işgalcilerin kaçak barakaları yıkıldı, yıkım olaysız tamamlandı’ şeklindeymiş.
Yıkımdan önce kendisiyle görüşülen insanlar ‘Biz şimdi ne yapacağız?’ diye sormuşlar. Ve demişler ki: ‘Hani Başbakan bize ev sözü vermişti? Bu mu Roman açılımı? Biz ona inandık, oy verdik. Biz bu ülkenin vatandaşı değil miyiz? Durumumuz yok diye biz insan değil miyiz? Bize bir ev versinler...’ Hatırlatmakta fayda var. Bu yaşadıkları ilk yıkım değil. 2006’da da orada bir yıkım olmuş. Tuhaf değil mi bu insanlar Ataşehir Ataşehir değilken, yani modernizmin ufukları gökleri delmemişken de oradaymış, kısacası sonradan oraya gelmemişler. Yani yerli halk onlar! 60-70 yaşında insanlar ‘Ben burada doğdum büyüdüm, şimdi nereye giderim’ derken onlara verebileceğimiz doğru dürüst vicdanlı bir cevabımız var mı?
Peki ya sizin sayın yetkilililer, asıl sizin böyle bir cevabınız var mı?