" ... Politik olmak insana özgüdür. Politik olmaktan maksat; bireyi, içerisinde yaşadığı toplumun yazgısına bağlayan görüş, eğilim ve ilgidir. Tabii bu bağlılık, insanın irade, bilgi, bilinç ve seçiminin göstergesi sayılıyor. Hem sosyal, hem de doğal konumunu hisseden sadece insandır. İnsan, doğada ve toplumda karşılığını bulduğu "üs" noktasında bilinç sahibidir. Toplumuna veya doğaya müdahalede bulunabilen insandır. Bu müdahale, itiraz veya destek şeklinde olabilir. Sonuçta insan, doğanın ve toplumun yapısının değişmesine karışmış oluyor. Dolayısıyla siyasi olmayan bir insan, kendine özgü en yüce yetenek tecellisini boşa çıkaran insandır. Ne yazık ki toplumların yazgısına musallat olan güçler, sürekli halkların siyasi olmasından ürkmüşlerdir. Halkın depolitize edilmesi; sömürgecilerin, baskı güçlerinin, halk karşıtı ve insanlık dışı güçlerin siyasi otoriteyi kendi tekellerine almak için bugün keşfettikleri bir yol değildir." Ali Şeriati-Kendini Devrimci Yetiştirmek
Yüksek Seçim Kurulu'nun görev ve yetkileri; 5545 sayılı Kanunun 123. maddesi ile 298 sayılı Kanunun 14. maddesinde ayrıntılarıyla belirtilmiştir. Buna göre YSK, kabaca seçme-seçilme hakkını düzenleyen bir kurumdur, yani bir anlamda YSK siyaset yapabilme hakkını düzenleyen kurumdur. Bir ülkede YSK var ise siyaset yapabilme hakkının da var olduğuna kanıt olması gerekir… Peki, öyle mi?
Türkiye Cumhuriyetinin en elzem konusu olan Kürt sorunu mevcutken (Türk sorunu da denebilir) YSK ilk olarak 12 Haziran Genel Seçimleri öncesi BDP’nin Bağımsız Milletvekili adaylarından 12’sinin adaylığını, eski mahkûmiyetlerini gerekçe göstererek veto etti. Yani Kürtlerin bir kısmını temsil edenlerin, siyaset yapma haklarını ellerinden almaya çalıştı. Molotoflar patladı, insanlar sokağa döküldü, Türkiye kısmen karıştı. Tam bu krizi atlattık demişken, YSK bir kez daha seçme-seçilme hakkına yani siyaset yapma hakkına, “darbe” yaparak BDP’nin Bağımsız Milletvekili Hatip Dicle’nin adaylığını düşürdü. Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Başkanvekili Turan Karakaya, “hakkında "terör örgütü propagandası" yapmaktan hapis cezası kesinleşen, Diyarbakır'dan bağımsız milletvekili seçilen, KCK davası tutuklusu Hatip Dicle'nin milletvekilliğinin oy birliğiyle düşürülmesine karar verildiğini” açıkladı ve Dicle’nin vekilliği düşürüldü.
Dicle'nin avukatı Levent Kanat ise, “Kararda hukuksal yanlışlıklar var. YSK, milletvekili aday listelerini kesinleştirdikten sonra, müvekkilim hakkındaki hapis cezası seçime 3 gün kala kesinleşmiştir. Dolayısıyla, milletvekili aday listeleri kesinleştikten sonra yasal düzenlemelere göre YSK’nın bu listeleye müdahale imkânı yok. Bazı istisnalar var ve onlar da ölüm, istifa veya aday listeleri kesinleşmeden önce verilen kesinleşmiş bir hükmün farkına varılması. Ancak Hatip Dicle’nin hapis cezası, adaylığının kesinleşmesinden sonra verildi. Bu açıdan YSK’nın kararı hukuka uygun değil.” (NTV) açıklamasında bulundu yani hukuksal olarak itiraz hakkı mevcut.
Tüm bunlar birkaç saat içerisinde oldu ve an ile Diyarbakır’dan şiddet içerikli eylemlerin başladığına dair haberler gelmeye başladı.
Takip edenler bilir, Kürt Hakları söz konusu olduğunda resmi otoriteden yana değil insani haklardan yana olmaya gayret ederim, etmek zorundayız. Sorumluluğa inanırım, inanmak zorundayız. Üstad Şeriati’nin alıntıladığım paragrafının özeti olan “içinde bulunulan hayata müdahil olma ve insan olmanın gereği olarak sorumluluk sahibi olma gereğine de” inanırım. Bu anlamda “ ama onlar da molotof atıyor… Kürtler 8’er 8’er doğuruyor… BDP eşittir PKK… Bunlar ülkeyi bölmek istiyorlar…” diyenlerden ayrılırım. Zira bu meselenin çözümünde ne gaz bombasına sarılan polis, ne seçme-seçilme hakkına “darbe” yapan YSK, ne eline molotof almış şiddete hazır insanlar ile bir yere varılamayacağını düşünüyorum. Mesele taraf olma meselesi değil, şiddete karşı olma meselesidir. Bu anlamda ben BDP’nin siyasi ideolojisine katılmasam dahi PKK’dan ayrı olarak şiddet siyaseti değil -taşkınlıklar olsa dahi- sivil siyaset yapma talebinde olduğunu düşünüyor ve siyaset yapma haklarını sonuna kadar destekliyorum. Peki ya BDP’ye siyaset yapma hakkı veriliyor mu?
Bir sonuç olan PKK, hangi nedenlerle var olduğuna bakılmaksızın, eline silah aldığı için küllühüm lanetliyor, peki eline silah almayan, sivil siyaset yapma hakkı talep eden BDP neden engelleniyor? Kürtlerin siyaset yapma hakkı (yaşadığı topluma, halkına yönelik siyaset yapma hakkı) engellendiği için PKK palazlanmadı mı? PKK’nın şiddet siyasetine elbet karşı olunabilir ancak BDP’nin sivil siyasetine karşı olmak da ne oluyor?
Bu kez olmaz, olmamalı… Hatip Dicle sivil siyaset yapan ve halkının oyuyla Meclis’e girmeye hak kazanmış bir vekil olarak Meclis dışı bırakılamaz. Kürt Meselesi, “PKK teröristtir, BDP ve PKK aynıdır” diyenlerle çözülemez.
Hatip Dicle’nin vekilliğinin düşürülmesine tepki vermek sadece BDP’nin ve kendisine oy verenlerin ödevi değildir. Bu nedenle, Türkler ve Kürtler birlikte YSK “darbesine” tepki vermelidir. Elbet en sivil dil ile…
YSK’nın Dicle’nin vekilliğini düşürmesi gerçeğinden sonra olası şiddet olaylarını engellemek de sadece kolluk kuvvetlerinin ödevi olmamalıdır. BDP’nin YSK kararı sonrası seçmenine sivil itaatsizlik eylemleriyle tepki verme konusunda telkinde bulunmasına da ihtiyaç vardır.
“Halkın depolitize edilmesi; sömürgecilerin, baskı güçlerinin, halk karşıtı ve insanlık dışı güçlerin siyasi otoriteyi kendi tekellerine almak için bugün keşfettikleri bir yol değildir” ancak “insani” adımlar atarsak yarına taşıyamayacakları bir yol olacaktır. O insani adımlar, şiddetsiz ama tepkisel olmalıdır.