Hapishaneler yine hapishaneler

Hapishanelerimizin tarihi biraz da Türkiye’nin tarihi olarak da okunabilir. İçinde hapishane geçmeyen çok az hikâyesi vardır ülkemizin. Bu anlamda hapishaneler hepimizin hayatına çok yakın yerlerdir. Sadece bu coğrafyanın tarihsel/kültürel değerlerinden birisi haline geldiği için değil, “orada bir köy var uzakta” diyerek gitmeden görmeden kendimiz kıldığımız yerler olduğu için de değil. Daha ağır, daha derinlerde, daha üzerinde düşünülesi bir yeri var hapishanelerin hayatımızda.

 

Diğer taraftan, mübalağa sayılmayacaksa eğer, hapishanelerin hepimizin yolunu kesen tehditkâr bir devlet parmağı gibi durduğunu da söyleyebiliriz. Duvarlarının uzayan gölgesi durmadan hayatlarımızın, düşlerimizin, geleceğimizin, dostlarımızın ve sevdiklerimizin üzerine düşüyor. Giderek daha zalim, daha korkunç ve bizi insanlığımızla sınayan yerler haline gelmiş olmalarına bakarak hepimizin durup hapishaneler üzerine tekrar düşünmesi gerekiyor.

 

Zalimlik El Değiştiriyor

 

İslamcı ve muhafazakâr medyanın “teröristleri affediyor” manşetleriyle saldırdığı Ahmet Necdet Sezer döneminde kısmen de olsa işletilen ve ölümcül hastalığı olan bazı mahpusların dışarıya çıkmasına yol açan yasal mekanizma, dindar, müşfik ve uzlaşmacı olmasıyla bilinen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül döneminde yok sayılıyor, görmezden geliniyor, insanların demir parmaklıklar ardında, büyük acılar içinde can çekişerek ölmelerine seyirci kalınıyor. Üstelik tıp merkezleri, insan hakları örgütleri ve konuyla ilgili kişi ve kurumların bütün bilgi, belge, rapor ve açıklamalarına, ailelerin ısrarlı başvurularına rağmen insanlar dolaylı bir tür idama mahkûm ediliyor.

 

Bütün iktidar yapılarıyla birlikte devletin geleneksel zalimliğini de devralan yeni Türkiye’nin muktedirleri mahpusların da insan olduğunu anlayamıyor sanki, anlamak istemiyor. Orada göz göre göre ölüyor insanlar. Bu yaklaşımın, Başbakan’ın Kürt siyasi hareketini sık sık Zerdüştlükle, yani İslami anlayışa göre kâfirlikle suçlamasına yol açan bakışla bir ilişkisi var mıdır bilinmez, ama bildiğimiz şu an hapishanelerde ölmeyi bekleyen 102 mahpusun merhametten, affedicilikten ve insani yaklaşımdan mahrum bir şekilde, “devletin şefkatli kollarında” ölüme gün saydığıdır.

 

Devlet dışarıda öldüremediğini içeride sağlıksız ve kötü şartlarda ölüme terk ederken, İslamcı medyanın hapishane duyarlılığının Deniz Feneri sanıklarına anca yettiği de görüldü. Giderek zalimleşen, Cioran’ın “en büyük zalimler, kafası kesilmemiş mazlumların arasından çıkar” sözünü her gün birkaç kez doğrulayan eskinin mazlumlarından şu an ölümle boğuşan 102 mahpus için insaniyet ve merhamet beklemek fazlasıyla naif bir davranış mı olur, bilemeyiz. Ama hal ve durum böyleyken hangi sebeple içeride olursa olsun, mahpushanelerdeki insanların sorunlarına dikkati çekmek bizim insanlık vazifemizdir.

 

Hapishanede Ölmek Zor

 

Yolu hapishaneye bunca düşen bir toplumun içeride ölümle pençeleşen mahpuslarına karşı bu duyarsızlığı anlaşılır gibi değil. Özellikle iktidardaki hükümetin Başbakanı da Medrese-i Yusuf’tan geçmiş bir politikacıdır ve zaman zaman mapushaneden söz etmekten hoşlanır. O’nun başında bulunduğu bir hükümetin yönettiği Türkiye’nin hapishanelerinde geçen hafta yaşamını yitiren Latif Badur’un Adana Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi'nin hazırladığı ve Adalet Bakanlığı’na gönderilen ön raporda neler yazıldığına bakalım:

"Hasta yüzde 90 yaşam fonksiyonlarını kaybetmiştir. Hastanın hastalığın son evresi olan su toplama aşamasına geldiği bu koşullar altında cezaevi koşullarında yaşamını sürdürmesi mümkün olmamakla birlikte bir an önce tahliye edilmesi gerekmektedir. Hasta bu şartlarda ve koşullarda yaşamını sürdüremez."

 

Ömrünün 20 yılını hapishanelerin her geçen gün daha da yaşanılmaz hale gelen koşullarında geçiren, kalan son günlerini ailesinin ve sevdiklerinin yanında değil de soğuk ve insanlık dışı mahkûm koğuşunda tamamlayan Latif Badur’un trajik ölümü, içinde hâlâ insanlık ve vicdan adına bir şeyler kalan herkesi tedirgin etti.

 

Tedirgin etti çünkü sadece son 10 yılda ağır hastalıklarla boğuştuktan sonra yaşamını yitiren 914 mahpusun ölüm haberleri boşlukta çınlayıp durdu. Bir avuç insan hakları aktivisti, mahpus yakınları ve gazetelerdeki bir elin parmak sayısını bile bulamayan birkaç duyarlı yazar dışında kimsenin ilgi duyduğu bir mesele değil mahpus ölümleri.

 

İHD ve Tuhad-Fed'in ortak hazırladığı rapor insanın içini dağlıyor. 100’den fazla durumu ağır mahpusun içinde en kritik durumdaki mahpusların isimleri ve hastalık durumları şöyle:

 

* Abdul Samet Çelik, Sincan 2 Nolu F Tipi Cezaevi'nde tutuluyor. MDS Kan kanseri durumu ağır

 

* Mehmet Aras, Erzurum H Tipi Cezaevi'nde tutuluyor. Gırtlak kanseri çok ağır hasta

 

* Nizamettin Akar, Muş E Tipi Kapalı Cezaevi tutuluyor. Gırtlak kanseri durumu ağır

 

* İzzet Turan, Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi'nde tutuluyor. Ankilozom mide ülseri, kemik erimesi, böbrek yetmezliği, bel fıtığı hastası durumu ağır

 

* İsmet Ayaz, Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi'nde tutuluyor. 10 yıldır Çölyak hastası durumu ağır

 

* Taylan Çintay, Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi'nde tutuluyor. Mesane kanseri durumu ağır

 

* Hediye Aksoy, Bakırköy Kadın ve Çocuk Cezaevi'nde tutuluyor. Şarapnel parçası nedeniyle iki gözünü kaybetti. Ağır ameliyatlar geçirdi. Artık beslenemiyor. Durumu ağır

 

* Temino Baysal, Siirt E Tipi Kapalı Cezaevi'nde tutuluyor. Belden aşağısı felç ve yatalak durumu ağır

 

* Halil Güneş, Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi'nde tutuluyor. Kemik kanseri, Akciğerlerde tümör var, Epilepsi hastası durumu ağır

 

* İmam Çelik, Kırıkkale Hacılar F Tipi Kapalı Cezaevi'nde tutuluyor. Hafızasını yitirmiş, yardım almadan hiçbir ihtiyacını karşılayamıyor. Durumu ağır

 

* Hayati Kaytan, Kırıkkale F tipi Kapalı Cezaevi'nde tutuluyor. Donmadan kaynaklı sol ayak parmakları kökten, sağ ayak parmakları eklemden kesilmiş. Beynindeki ur nedeniyle ameliyat edildi.

 

* Şefket Öznur, Ümraniye T Tipi Kapalı Cezaevi'nde tutuluyor. Hipertansiyona bağlı felç, diyabet, kronik kalp yetmezliği, bir gözünü kaybetmiş tedavi edilmezse diğerini de kaybetmek üzere. Çok ağır hasta

 

* Naci Akyol, Sivas E Tipi Cezaevi'nde tutuluyor. Akciğer kanseri, çok ağır hasta

 

* İsmet Demir, Gaziantep E Tipi Kapalı Cezaevi'nde tutuluyor. Boğazında kitle var, çok ağır hasta

 

* Adnan Uysal, Ankara-Sincan L Tipi Kapalı Cezaevi'nde tutuluyor. Karaciğer ve Akciğer kanseri, çok ağır hasta

 

* Fahrettin Yürümez, Van F Tipi Cezaevi'nde tutuluyor. Gırtlak Kanser ve çok ağır hasta

 

* Gülay Çetin, Antalya L Tipi Kaplı Cezaevi'nde tutuluyor. Mide ve sol yumurtalık kanseri çok ağır hasta

 

* Erol Zavar, Ankara Sincan 1 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi tutuluyor. Meseni kanseri ağır hasta

 

* Beşir Arcagök, Ankara Numune Hastanesi Tutuklu Koğuşunda tutuluyor. Yakından ateş edilmesi suretiyle sağ baldır, sol karın, sol çene, yüz, dil ve sol kolundan ağır yaralı, durumu ağır.

 

YORUM EKLE

Demokrat Haber’e Patreon'dan bağış yapabilirsiniz > > > > >