Halkının Sesi: Feyzullah Çınar

Bırakın insanların Alevi olduğunu söylemeyi kendi köylerinde bile Cem’lerini rahatlıkla yapamadıkları bir dönem. Köyden kasabaya uzanan yolun belli başlı kısımlarına nöbetçiler yerleştirerek olası Jandarma baskınına karşı önlem almaya çalışırmış Aleviler. Bırakın sonradan göçtükleri büyük şehirlerde “Aleviyim” demeyi kendi köylerinde bile rahatlıkla kendi inançlarını yaşayamadıkları bir dönem. Köyden kente göçlerin artmasıyla birlikte bu baskılar biçim değiştirip farklı boyutlar almış! İşyerinde, yolda, çarşıda, pazarda, mahallelerde hissedilir olmuş bu baskılar.
 
feyzullah çınar1980’li yılların ortaları. 12 Eylül faşist baskısıyla birlikte Tuzluçayır Natoyolunda bulunan gecekondularımızın bahçelerine gömüp kömürlüklerine sakladığımız torbaların yavaş yavaş gün yüzüne çıktığı günler! Neler yok ki o torbalarda. 12 Eylül neleri yasaklamamış ki? Yaşar Kemal’ler, Aziz Nesin’ler, Nazım Hikmet’ler, Emekçiler, Ali Nurşaniler, Ali Askerler, Şivan Perverler kimler kimler. Kitaplara iyice göz gezdirdikten sonra sıra kasetlere geliyor. İçlerinden bir tanesi oldukça ilgimi çekiyor! Feyzullah Çınar’ın bir kaseti. Az çok tanıyorum kendisini. İsmini duymuşluğum var. Tuzluçayırda oturuyordu kendisi. Yakın arkadaşlarımın, abi yada ablalarımın da ya dayısı ya amcası.
 
Küçük bir teybimiz var o zaman. Zaman zaman boş kasetlere türküler söyleyip sesimizi aldığımız. Feyzullah Çınar’ın o kasetini koyuyorum teybe. Ve o unutulmaz sesiyle dökülüyor nameler:
 
“Nurcu nişanını takan, Kızılbaş mı karabaş mı, Memlekete nifak sokan, Kızılbaş mı karabaş mı”
 
İnsanların “Ben Aleviyim” diyemediği, ya da denilmesine bir türlü izin verilmediği bir dönem. Sadece solcu ve Alevi olduğu için yargılanan, içerde yatan, işinden gücünden olan insanlar var. Fakat bu korkusuz Ozan çıkmış sazın bile suç olduğu günlerde Aşık Yener’in bu eserini seslendirmiş:
 
“Madem günah imiş sazlar, Çalsın sizin davulbazlar, Çember sakallı yobazlar, Kızılbaş mı karabaş mı”
 
Dinledikçe ergenlik çağıma bir güven geliyor. Kendimi buluyorum Ozan’ın sesinde. En az 100 kez dinlediğim türküyü ezberlemeye çalışıyorum:
 
 “Ölme Pir Sultan'ım yaşa, Yandı Sivas baştan başa, Eli kanlı Hızır Paşa,
Kızılbaş mı karabaş mı”
 
Bugün televizyon kanallarında yapılan şarkı yarışmalarında Neşat Ertaş’ın tırnağı, Ahmet Kaya’nın öksürüğü, Ahmet Aslan’ın hapşuruğu bile olamayanlar neden birinci oluyor biliyor musunuz? Söylenen eserlerden. Hangi yaşta olursanız olun, hangi kuşağa ait olursanız olun, söylenen bu eserlerdir bizi geçmişten bugüne, bugünden geleceğe taşıyan. Ve türkülerden kendinizi ne kadar saklarsanız saklayın ne kadar korkarsanız korkun ne kadar görmezden gelirseniz gelin o türküler günün birinde gelir sizi bulur.
 
“Bir acayip derde düştüm herkes gider karına, bugün buldum bugün yerim hak kerimdir yarına, zerrece tamahım yoktur şu dünyanın varına, rızkımı veren huda dır kula minnet eylemem”
 
“Karşıdan görünen ne güzel yayla, Gelin canlar bir olalım, Ötme bülbül ötme, Siyah saçlarından hatem yüzlerin, Bu yıl bu dağların karı erimez, Geldim şu âlemi ıslah edeyim, Çamşıhına vardım haraba olmuş”
 
Halk türkülerini türkülere gönül vermiş, ömrünü bu geleneğe adamış, türkülerle dağlanıp türkülerle beslenmiş, türkülerle ağlayıp türkülerle gülmüş, kimi zaman kınasını yakmış kimi zaman ağıtlar yakıp acısını yüreğine gömmüş kime yukarıda ki türkülerden herhangi birini usulca mırıldanıp "Bu türküler size kimi anımsattı" diye sorsanız kuşkusuz Feyzullah Çınar diyecektir.
 
Feyzullah Çınar bu toprağın gür ve korkusuz sesi. Alevi Ozanların içerisinde köyden kente göçüp de geleneksel kültüründen hiçbir şey kaybetmeyen korkusuz ve ender kişilerden birisidir. Feyzullah Çınar yaşadığı süre boyunca halkının sorunlarına duyarsız kalmamış, sazın suç aleti sayıldığı bir dönemde bile her türlü baskı ve zorbalıklara rağmen türkülerini söylemekte ısrar etmiş, sazıyla ve sözüyle ezilen yoksul halkların eli ayağı dili damağı olmuştur.
 
Feyzullah Çınar 1960'lı ve 70'li yılların o zor günlerinde Türkiye'yi bir uçtan diğer uca dolaşmış, halkına umut olmuş, onları yüreklendirmiştir. 1950 yılında türkü söylemeye başlayan Feyzullah Çınar ilk plağını 1966 yılında çıkarmıştır. Hayati boyunca Alevi deyişleri ve devrimci türküler söylediği için birçok kez tutuklanıp hapse atılan Feyzullah Çınar, Pir Sultan Abdal türkülerini en iyi seslendiren ve o türkülere adeta hayat veren kişi olarak da belleklere kazınmıştır.
 
1937'de Sivas'ın Divriği ilçesinin Gürpınar (Çamağa) köyünde dünyaya gelen Halk Ozanı Feyzullah Çınar, 1969 yılında Fransa'ya giderek, Alevi-Bektaşi kültürü ve müziği üzerine Irene Melikoff'la birlikte konferanslara katılıp konserler vermiştir. Bu arada Fransa Radyo Televizyonu ve Unesco tarafından iki adet uzunçaları (long-play) yayınlanmıştır.
 
23 Ekim 1983 tarihinde işe gitmek üzere yola çıkan Feyzullah Çınar Kurtuluş Parkı'ndan geçtiği sırada rahatsızlandı ve kalbine yenik düştü. Feyzullah Çınar 25 Ekim 1983 günü Karşıyaka mezarlığında sonsuzluğa uğurlandı. Her türlü baskı ve yasaklara rağmen 80 tane 45'lik plak, 4 adet Long Play, 20'ye yakın kaset çıkaran, geride 200'e yakın eser bırakıp, sayısız halk konseri veren Feyzullah Çınar'a Tuzluçayır'da adını taşıyan bir park yapıldı ve içine de heykeli dikildi.

 
YORUM EKLE

Demokrat Haber’e Patreon'dan bağış yapabilirsiniz > > > > >