Güven
Wulff, Aşağı Saksonya eyaleti başbakanlığı sırasında bir işadamının eşinden düşük faizli kredi almakla suçlanıyordu.
500 bin euro’luk kredi kolaylığının ardındaki “ticari ilişkiyi” reddeden Almanya Cumhurbaşkanı, Bild’in “skandal”ı patlatması üzerine gazetenin yayın yönetmenini tehdit etmişti.
Medya Wulff’un peşini bırakmadı.
Savcılığın açtığı soruşturma dokunulmazlığın kaldırılması aşamasına geldiği anda Almanya Cumhurbaşkanı görevinden çekildi.
Eski bir öyküdür:
Meclis’te “çekil” baskıları üzerine kürsüdeki politikacı şu yanıtı verir:
“Çekildim, 85 kiloyum!”
Pişkin siyasetçi kelime oyunu yaparak çekilmeyi “tartılma” olarak anlamıştır!
28 Şubat’taki “Postmodern darbe”nin 15. yılının yaklaştığı günlerde ekranlara Anayol ve Refahyol koalisyonlarının kuruluş öyküleri geliyor.
Hatırlanacaktır: O dönemde hükümetler, “yolsuzluk dosyaları”nın geri çekilmesi, liderlerin Yüce Divan’a gitmeden “aklanması” pazarlıkları üzerinden kurulurdu.
“Örtülü ödenek”ten 500 milyar liranın kaybolduğu iddiasıyla başlayan süreç, Tansu Çiller’in Erbakan ve Rafah karşısında neredeyse “rehin” alınmasına yol açmıştı.
Uzağa gitmeyelim.
Almanya’daki Deniz Feneri yolsuzluğunun Türkiye ayağında fatura soruşturmayı yürüten savcılara kesilmedi mi?
Türkiye’de dosyalar aylarca yıllarca sürüncemede bırakılıyor.
Davalar uzadıkça, roller değişiyor.
Yapanın yanına kâr kalıyor.
Siyasal etik ve salt hukuk sonuca gitmekte yeterli olmuyor.
Almanya Cumhurbaşkanı Wulff’un istifasında “kamu vicdanı” öncelikli rol oynuyor. Arkasındaki siyasi desteğe karşın Wulff, iş çevreleriyle ilişkilerini, ev, tatil gibi imkânları “etik” yönden savunamıyor.
Toplum bu konuda öylesine duyarlı ki daha önce de Alman Yeşillerin önde gelen isimlerinden genç bir siyasetçi “uçak milleriyle sevgilisine bilet aldı” diye Avrupa Parlamentosu üyeliğinden istifa etmek zorunda kalmıştı.
Ortada bir yolsuzluk yoktu. Ancak kendisine ait bir hakkı başkasına kullandırdığı için güç durumda kalmıştı o üye. Söz konusu olan biletin değeri ise birkaç yüz euro’yu geçmiyordu!
Wulff’un koltuğunu bırakmasının Almanya’dan daha çok Türkiye’de yankılanmasını siyasal etik kadar, siyasetin “dokunulmaz” kıldığı güç ilişkilerine “tepki”ye de bağlayabiliriz.
Son MİT tartışması bile yeni bir “dokunulmazlık” alanı yarattı.
Şike davası ise daha şimdiden zanlıları kahramanlaştıran bir sürece dönüştü.
Wulff’un istifası iyi olmadı!