Güney'in mektupları

Abone Ol

Adana Erkek Lisesi’nde birinci sınıfı birlikte okuduğu arkadaşı, emekli coğrafya öğretmeni, 75 yaşında ki Yavuz Pağda’ya cezaevindeyken yazdığı mektuplarda güncel konulara değinmeyi ihmal etmemiş Yılmaz Güney…

Yaşama bakışına ilişkin o yüce duygularını yazmış Çirkin Kral.

Şüphesiz bir özlem adamıydı o.

Bir duygu adamı.

Ama inadına bir dava adamı, bir direniş abidesiydi…

O, başarısı ve sinema sanatına kazandırdıklarıyla hep büyük kalmaya devam edecek. Çünkü bu böyle olmalı…

Hani bizde adettir; İnsana yaşarken değil, yitip gittikten sonra değer verilir.

Yaptığı güzel işler yitip gittikten sonra fark edilir.

Yaşarken değil de, öldükten sonra gelir isimler akıllara…

Ne olursa olsun Güney’in ardından yıllar sonra bu tür çalışmaların yapılması güzel.

Hemen sadede geliyorum…

Mektupları müzede sergilenecek

Yılmaz Güney’in Selimiye Cezaevi’nden birinci sınıf arkadaşı, bugün 75 yaşında olan Yavuz Pağda’ya yazdığı mektuplar Adana Sinema Müzesi’ne bağışlandı.

Güney, yazdığı mektuplarda, Türk Sinema’sından filmlerine, Adana Demirspor’dan siyasi gelişmelere bir çok konuya değinmiş.

Yavuz Pağda mektupları müzeye bağışlarken, çok özel mektupları vermediğini, sadece yaşama bakış açısını anlatan, özlemini anlatan ve Yılmaz Güney’i cinayet zanlısı olarak göstermek isteyenlerin yanıldığını gösteren mektupları verdiğini belirtiyor.

Çok yerinde ve güzel bir davranış. Bravo…

Eserleri Tiyatro Sahnesi’nde

Dün bir okurum gönderdiği mailde, Adana Devlet Tiyatro’sunun, Yılmaz Güney’in “Boynu Bükük Öldüler” kitabını oyunlaştırarak sanatseverlerin izlenimine sunacağını yazmış. Biraz araştırdım. Yılmaz Güney’in eşi Fatoş Güney’in de desteklediği bir çalışmaymış bu.

Adana Devlet Tiyatrosu Müdürü Fırat Demirdağ, Güney’in hayattayken filmleştiremediği, ancak yazılı en önemli eserleri arasında gösterilen “Boynu Bükük Öldüler” adlı ödüllü romanının oyunlaştırılacağını açıklamış.

Gerçek sanatı, gerçek sanatçıyı, yitip gittikten sonra değil, yaşarken göklere çıkarmayı bilmek çok mu zor acaba…

Güney’in, biri 5 Ekim 1972, diğeri 15 Mart 1973 tarihli iki mektubunu paylaşıyorum ve susuyorum.

MEMLEKET ÖZLEMİ

5 Ekim 1972

Kışın ilk belirtileri başladı. Üşüyoruz artık. Bir zamanlar mahpushane edebiyatının malı saydığımız yün çoraplara, uzun donlara vs. ihtiyacımız olacağa benzer.

Adana şu günlerde ne güzeldir, ne yoğundur kim bilir. Pamuk tarlaları, kamyonlar, traktörler, fabrika önleri, köylüler ve senin yazlık sinema bahçeleri…. Orada da serinlik tatlı bir ürperti olmaya başlamıştır geceleri. Şimdi Adana’yı özlüyorum… Toprağa, denizi, tuzu, faytonları (kero safari)… Hatırlıyorum da o saat kulesinin sabaha karşı vuruşları nasıl da hüzünlü bir yankı yaratırdı içinde.. Sonra kumrular… Ne zaman bir kumru gelse aklıma, lise çağlarımın çocuksu, özlem dolu pırıltılarını düşünürüm. Ne çok isterdim Adana’ya geldiğim zaman yalnız dolaşmayı. Okulumu görmek, sokaklarında tek başıma, bilinmeden gezinmek, kabak çekirdeği, kaynamış mısır yemek, otobüse binmek, kanalda yüzmek vs. Bütün bunlar benim için kaçırılmış bir trendir Yavuzcuğum. Mektuplarını zevkle izliyorum. Sık sık yazmadığım için gücenme. Selam, öperim.

HAPİSHANEDEKİ İŞİM

15 Mart 1973

Uzun, yorucu, düşündürücü günler geçti. Okudukça yeni bir eksik, yeni bir bilinmeyenle karşılaşıyor insan. Dünya, insan, toplum çok bilinmeyenli denklemler gibi… Okumak, düşünmek ve çözmek.. İşte hapishanedeki işim…

Sana ’yabancılaşma’ ve ’sanatın kökenini’ sormuştum bir mektubumda. Aldın mı bilmiyorum… Çalışmalarını merak ediyorum. Bulursan ’sanatın gerekliliği’ kitabını mutlaka oku. Sana faydalı olacaktır. 7. Sanatı okumadım henüz. Gördükten sonra fikrimi yazarım. Bir takım arkadaşlarımızın bizi eleştirmesini, hatta kötüleşmesini normal karşılamak gerekir. Son durumdan sonra bize öldü gözüyle bakanlar var. ’Yılmaz Güney efsanesi artık bitti’ diyorlarmış… Oysa daha yeni başladığının farkında değiller. Bacım ve babam üzülmüş olmalılar.. Onlara söyle; zaman akıyor, aylar geçiyor…. İyi olduğumu anlat. Bir gün babamla yine halay çekeceğiz, yine beraber olacağız…

Mart, nisan Adana’nın coşkun, güzellik günleridir. O coşkunluğu içimde olanca etkisiyle duyuyorum. Her gün binlerce çiçek açıyor içimde, renk renk, türlü türlü.. Selam, öperim.

{ "vars": { "account": "UA-51532466-3" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }