Eski Genelkurmay Başkanı’nın “ortaya düşürülen” sesi içinde, en çarpıcılardan biri de “gazetecilik” üstüne düşünceleri.
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti bu sözleri eleştirdi (yasa dışı dinlemeyi eleştirmeyi unutarak) ama, ben tam öyle düşünmüyorum.
***
Emekli Org. Koşaner diyor ki:
“Hiçbir basın mensubu bize düşman olmaz ama dost da olmaz. Basın demek, basın mensubunun görevi demek, haber olabilecek bir şey yakalarsa, çok af edersiniz, anasını bile satar, onu oraya haber diye koyar.
Hiç kimsenin gözünün yaşına bakmaz. Çünkü onun için en önemli şey haber bulmak, gazeteye koymak. Para alıyor çünkü.
Gazetecilerle temastan uzak durunuz. Nezaketinizle bilmem neyinizle uzaklaşınız.
Basına ne söylenecekse biz söylüyoruz. Kimine şifahen, kiminle temas ederek, kimisinle telefonla mücadele ediyoruz.
Basın bize de hakaret ediyor. Herhalde gücünüze de gidiyordur ama maalesef Genelkurmay Başkanlığı’nın tüzel kişiliği yok. Genelkurmay Başkanlığı’na veya TSK’ya bir hakareti dava açamıyoruz. Şahıs olarak açabiliriz. Hakaret edene topladığımız paralarla dava açıyoruz. 280 bin 300 bin TL’ye geldi. Avukatınız hazır, siz sadece bu herif bana hakaret etti, diyeceksiniz.”
***
Bakın bu, TSK’da kendi çapında bir devrim.
Gazeteciyi güçlü zanneden naiflik…
Gazetecilerin tümünü bağımsız sanan…
Hepsini (kaba ifadelerle de olsa) haber için her şeyi göze alan, sadece gazetecilik düşünen kişiler zanneden bu saflık, bir devrim.
Gazetecileri kullanan…
Onları katipleştiren, birer yazıcı seviyesine sokabilen…
Tehdit eden, işinden ettiren, haklarında düzmece belgeler dizen…
Dost ve düşman kuvvetler diye ayırıp kara listeler yapan, darbede ilk imha edilecek gazetecileri sıralayan, harbiden dava açtıran, hakimlere brifing veren, hedef gösteren gelenekten sonra, bu “Aman uzak dur… Dava aç” emir komutası tam devrim.
“Anasını da satar” amiyaneliği dışında…
Koşaner, maalesef bugünkü medyanın ilerisine geçmiş, haberi her şeyin önüne koyan, bağımsız, dik başlı, boyun eğmeyen bir gazetecilik tarifi vermiş!
Bugün, nice samimi gazeteci medya için şu cümleyi zor kurar:
“Basının görevi haber yakalamak. Gazeteci kimsenin gözünün yaşına bakmaz. Çünkü onun için en önemli şey haber bulmak, gazeteye koymak.”
***
TGC bildiriyle Koşaner’i eleştireceğine, “saygı duruşu”nda bulunmalı, biz gazetecilere dönüp “Güneş ufuktan şimdi doğar… Utanalım arkadaşlar” diyebilmeliydi.
Öyle kimsenin gözünün yaşına bakmamak…
Öyle en önemli şey haber bulmak…
Öyle her haberi gazeteye koymak…
Koyduysan bul Hocam!
***
Tarihte bir Genelkurmay Başkanı, kendince, nihayet “bağımsız gazeteci” tarifi yapmış…
Neredeyse ordudan, iktidardan, medya şirketlerinden, piyasadan, reklam verenden, muhabire (kimi yazara) tahakküm eden oto sansür, sansür, telkin, tavsiye ve tasfiye çarkından daha güçlü bir gazeteci hayal etmiş.
Ben olsam…
Ettiği iki laf için değil…
Bu hayalciliği yüzünden eleştirirdim.
Darbelerde, ara rejimlerde, para rejimlerde, her daim hazır olda istenmiş, nice şöhretli ismi Genelkurmay yazıcısı yapılmış, nicesi iktidarlara, güçlülere yamanmış bir mesleği, bu kadar hayalci tasvir ediyor diye!
Koskoca Genelkurmay Başkanı olmuş…
Sansürden, otosansürden, manipülasyondan, yanaşma ve yalakalardan, şirket menfaatlerinden, “anasını bile satıp” hakikati gizleyenlerden;
Mesleğe, vicdanlara, kendine dahi ihanet edenlerden, nefret körükleyenlerden, yıllarca yalanlarla toplumu kroke edenlerden, mesleki evrimi maymundan gelip üç maymuna gidenlerden bihaber diye!