'Yeni bir dönemin kapıları açılıyor'

Bahçeşehir Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Canan Sokullu şu vurguyu yapıyor: Mevcut kaynakları daha etkin kullanmamız gereken bir döneme geçiş. Kaynakların sürdürülebilirliği, temel hak, imkânların herkese adil ve eşit şekilde ulaşılabilir olması

'Yeni bir dönemin kapıları açılıyor'

Küresel çapta onbinlerce can kaybına yol açan, insanları evlere hapseden, alışılmış, alıştırılmış “günlük normal hayatı” alt üst eden yeni tip koronavirüs (Covid-19) salgınının ekonomik etkileri kadar siyasi, toplumsal yansımaları kaçınılmaz gözüküyor. Mine Esen'in Cumhuriyet'te yer alan haberinde,uluslararası sistemin örgütlenme yapıları sorgulanıyor. Bunların başında ise Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği (AB) geliyor. Bahçeşehir Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ebru Canan Sokullu, “Küresel bir köy olduğunu düşündüğümüz dünya aslında Ortaçağ feodal yapısına geri dönmüş durumda” diyor. Salgınla birlikte demokrasilerin de zorlu bir sınavla karşıya olduğuna işaret ederken “Bundan çıkış sadece ulusal düzlemde güçlü demokrasilerle değil aynı zamanda küresel olarak da demokratik, hesap verebilir, ortak norm ve ortak iyi ile güdülenen uluslararası yönetişimle olacaktır” diyor. 

- Salgınla birlikte batılı gelişmiş ülkelerin sağlık alt yapılarının yetersizliğine, kapitalist sisteme yönelik sorgulamalar arttı. AB’nin de krizlere yanıt verebilme kapasitesi eleştirilerin merkezinde... Sizce gerçekten yeni bir dönemin kapıları açıldı mı?

Covid-19 ülkesi ve devleti olmayan küresel ulus-üstü ve sınır ötesi bir tehdit. Tehdidin yöneltildiği hedef sadece küresel toplum sağlığı değil. Uluslararası siyasi, sosyal ve ekonomik sistem açısından da önemli bir paradigma dönüşümüne yol açacak bir hızla yayılıyor. Bunun karşısında eş zamanlı yürütülmesi gereken yerel, ulusal ve küresel düzeyde alınması ve uygulanması gereken mücadele mekanizmaları var. Her ne kadar salgın hastalıkların öldürücülüğü bilimsel gelişmeler sayesinde giderek azalan bir ivmede seyretse de Covid-19 karşısında mevcut düzen, salgının yayılma hızı karşısında karar ve uygulama mekanizmalarındaki yetersizlikler sayesinde yavaş bir sınav vermekte. Küresel bir köy olduğunu düşündüğümüz dünya aslında Ortaçağ feodal yapısına geri dönmüş durumda. 

SANAL BİRLİKTELİK, FİZİKSEL YALNIZLAŞMA...

Her ne kadar nasıl bir modelin doğmakta olduğunu öngörmek için çok erkense de salgın bir paradigma dönüşümüne de işaret etmekte. Örneğin, yaşamın daha fazla teknolojiye entegre olacağı, toplumsal bir arada yaşamanın, tüketim ve üretim pratiklerinin, çalışma ve üretim için zaman ve mekanının, insanın doğayla ilişkisinin, aile sınıf gibi kavramların yeniden tanımlanacağı ve sosyo-ekonomik sistemin sorgulanacağı bir dönüşüm. Örneğin, zorunlu sokağa çıkma yasağının getirilememesi ekonomik bir tercihtir. 

Korona salgını kapitalizmle birlikte demokrasileri de zorlu bir sınava tabii tutmuştur. Hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasını ya da askıya alınmasını bireysel inisiyatife bırakarak bir kez daha demokrasilerin temel problematiğini hatırladık: Birey ne kadar ilgili ve bilgili ki doğru tercih yapabilsin? Bu noktada maalesef popülist ya da otoriter liderler kendilerine yeni bir siyasi söylem ve etki alanı kazanmaya çabalıyorlar. Korona sonrası dönemde tüm bu konular masaya yatırılacak. 

 Pandemiler tarihine bakıldığında Covid-19 sebep olduğu ölümler bağlamında küçücük bir nokta. Fakat yayılma hızı kıyaslanamayacak kadar hızlı. Bununla mücadelede ise sistemde önemli kara delikler var. Toplumlar, ekonomiler, siyasal sistemler giderek küçülüyor. Toplumlar eve kapanıyor, aile bireyleri odalarına çekiliyor, üretim yavaşlatılıyor ya da duruyor, sınırlar kapanıyor, askerler sokağa çıkıyor, İtalya’da yeni başlayan şekliyle “Piacenza modeli” - hastaneler dolduğu için doktorların kapı kapı dolaşarak hastalara ev-karantinalarında Covid-19 tedavisi uygulama- olarak tanımlanan sağlık hizmetleri, dolup taşan hastanelerin yetersizliği karşısında hane halkının beceri ve inisiyatifine terk edilmeye başlanıyor. Küresel güneyde ise salgın henüz başlamakta. Müesses nizam - siyasi, ekonomik ve toplumsal, tamamen çaresiz bir sanal birliktelik ama fiziksel yalnızlaşma modeline yerini bırakıyor. Toplumsal ve siyasi hayat sosyal mesafelendirmeyle yeniden düzenlenmekte olsa da ekonomik sistem buna elverişli değil.

POPÜLİST SÖYLEMLER...

- AB’nin geleceğini nasıl görüyorsunuz... Salgının ağır vurduğu İtalya’da birliğe yönelik, destekte eksik kaldığı suçlamaları yüksek sesle dile getiriliyor. Macaristan’da salgın önlemleri adı altında yasalarla birlikte otokratik eğilim daha da baskınlaşıyor, kimi üye ülkelerde popülist söylemler artıyor...

AB entegrasyonu iki temel itki ile doğdu: Bir daha I. ve II. Dünya Savaşları gibi yıkıcı savaşlar yaşamamak ve Sovyet tehdidi karşısında bir Avrupa kalesi oluşturabilmek. Yani temelinde tarihsel Franko-Germanik mücadeleye son verebilmek ve sosyalist yayılmacılığı durdurabilmek. Arkasında ise yadsınamaz bir ABD gücü vardı sürecin. Her ne kadar 1970’lerde kale Avrupası olarak eleştirilse de yetmiş yılda dünyada eşi benzeri olmayan, iç sınırları bulunmayan başarılı, çok katmanlı bir yönetişim modeli oluşturuldu. Fakat bu cazip barış, refah ve özgürlük modeli bir mıknatıs gibi çok önemli bir sorunu kendine çekti: Kaçınılmaz kaçışlar ve göç. AB ekonomileri, hükümetleri ve toplumları göç ve mülteci sorunuyla baş etmekte zorlandıkça özellikle AB karşıtı popülistler birliği değersizleştirme gayretine girdi. 

Öte yandan bir başka sorunlu gelişme de demokrasi-otoriteryen rejim tartışmalarıdır ki pandemiler özellikle sorunlu demokrasi kültürü ve zayıf demokratik yapısı olan ülkelerde “açık kapı, açık sınır” politikalarını daimi olarak eleştiren, her türlü sorunun kaynağını “öteki” olarak tanımlayan popülist parti ve liderlerin gücünü, etkisini artırabilir. AB, ulusal eğilimler, demokrasi kültürü, ekonomik dayanıklılık konusunda çok fazla çeşitliliğe sahip. Macaristan, Birlik içerisinde otokratik ilk üye. Orban’ın salgın ile mücadele paketi altında parlamentodan süresiz kanun hükmünde kararname yetkisi alması Birlik tarafından demokrasiye “korona darbesi” olarak eleştirildi.

AB SINANIYOR...

Öte yandan Avusturya’daki kamuya açık alanlarda toplanılma özgürlüğüne getirilen yasak, Fransa’da Macron’un “savaş” dönemi uygulamalarına geçilmesi gerektiği çıkışı, İspanya’da “temel gelir” modeline geçilmesi önerisi AB’nin temel değerleri ve prensiplerini askıya alma tehdidinden ziyade korona ile mücadelede acil eylem planı kapsamında incelenmeli. Zira, İtalya’da Salvini’nin “önce koronadan sonra AB’den kurtulma” propagandasının ne derece başarılı olacağı birliğin salgın süresince sergileyeceği mücadele başarısına da bağlı. 

AB, yakın tarihte önce 2008 ekonomik krizi, 2015 mülteci krizi ve 2016 sonrası Brexit krizi ile mücadele etti. Her yeni kriz AB şüphecilerini daha da kuvvetlendirdi. “Korona krizi” ise çok daha zorlu, zira bu krizde Schengen ve Avro sınırları daha da daraltılmak isteniyor. Korona sonrası dönem için AB’nin sürdürülebilirliğini belirleyecek olan birliğin lojistikten finansal desteğe krizi aşma kapasitesi olacak. AB için bu kara delikten çıkışın en önemli göstergesi eğriyi daha yükseltmeden düzleştirebilmek için AB-üye devlet işbirliğinin güçlendirilmesi, hükümetlerarası ve ulusüstü yapının işbirliği ile proaktif süreç yönetimi gerekli. 

2M FORMÜLÜ...

- Fransa’da Macron cephesinin savunma konuları dahil daha güçlü, safları sıkılaşmış bir AB hedefinin uygulanma şansı var mı... Birliğin lokomotifleri Berlin-Paris ittifakı nasıl yol alır?..

AB’nin iki önemli itici gücü Almanya ve Fransa. Merkel ve Macron’un koronayı çevreleme yaklaşımları - Merkel’in toplumsal dayanışma ve sosyal mesafelendirme vurgusuna karşın Macron’un “savaştayız ama kazanacağız” mesajındaki ton, farklı olsa da iki liderin de etkin mücadele uygulamaları ve kriz sürecini yürütmede kararlılıkları oldukça benzer. Birliğin darboğazın aşılması potansiyeli Paris-Berlin hattında gösterilecek etkin liderlik uygulamalarına bağlı. Merkel-Macron odaklı “2M modeli”, Avrupa Merkez Bankası Başkanı Lagarde-Komisyon Başkanı Von der Leyen (2L Modeli) modelinden daha belirleyici olabilir birliğin geleceği için. İki modelin uzlaşı içinde süreci yönetebilmesi şart. 

- Yeni dönem siyasetinde yeşil, çevreci, sanal dünya-teknoloji alt yapı finansörlü bir sisteme geçiş yorumları dikkat çekiyor...

Önemli bir paradigma dönüşümünün eşiğindeyiz. Mevcut kaynakları (maddi, doğal, ve beşeri) daha etkin kullanmamız gereken bir döneme geçiş. Etkinlikten kasıt, tahrip etme ve yok etme pahasına kaynakların tüketimi değil kaynakların sürdürülebilir olması, sınıf ve gelişmişlik farkı gözetmeksizin temel hak ve imkanların herkesin erişimine adil ve eşit şekilde açık ve ulaşılabilir olması.

KÜRESEL ‘ORTAK İYİ’DE BULUŞMAK GEREK

- Salgına karşı küresel çapta ortak mücadelenin başarılı olması için ne gerekiyor?

Korona ile mücadeleyi üç analiz düzeyinde uluslararası ittifaklar, ulus-üstü yapı, ulus-devlet olarak incelemek ve gelecek projeksiyonlarını da -imkansızı başarmak gibi görünse de- buna göre yapmak gerekiyor. Uluslararası ittifaklar açısından bakarsak, bunların etkin işbirliği içerisinde işleyebilmelerinin önündeki engeller üyelik yapıları, etkin karar alma mekanizmaları, ve her bir üye devletin örgüt finansman kaynaklarından kendileri lehine pay alma mücadeleleridir. Realpolitik kaygıların terk edilmesi ve “küresel ortak iyi” adına ivedi bir şekilde uluslararası kurumların efektif mekanizmalarını devreye sokmaları ve bununla ilgili küresel bir acil eylem planı hazırlanması gerekmekte. 

Pandemiyle mücadelede lokomotif görevi ve sorumluluğu olan birkaç uluslararası örgüt var. Bunların başında Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) geliyor. Nasıl uluslararası güvenlik ve barışı korumada - her ne kadar tartışmalı olsa da BM Güvenlik Konseyi yetkili ise, küresel sağlık güvenliği için DSÖ’de Sağlık Asemblesi ya da İcra Kurulu’nun yanı sıra Güvenlik Konseyi benzeri bir zorlayıcı ve bağlayıcı karar alabilecek bir Sağlık Güvenliği Konseyi mekanizmasının yapılandırılması gerekli. İcra Kurulu’nun yetkileri ve uygulamaları gözetme mekanizmaları yeniden çerçevelendirilebilir. Zira DSÖ Anayasası organları, işlevleri ve yetkileri bağlamında aslında oldukça kapsamlı olsa da kararların uygulaması konusunda üye devlet inisiyatifleri ile sınırlandırılmakta. Bu da pandemilerin yarattığı küresel sağlık güvenliği tehditleri ile mücadeleyi etkisizleştirmekte. BM küresel düzeyde en geniş katılımlı uluslararası örgüt olmasına rağmen alınan kararların uygulamaya konulabilirliği açısından zafiyet içinde. 

FİNANSAL DESTEK ŞART

Hiçbir küresel mücadele finansal kaynak olmadan başarıya ulaşamaz. Dünya Bankası ve IMF, Covid-19 ile mücadeleye sadece bir sağlık meselesi olarak bakamaz. Covid-19 ekonomik ve finansal ittifaklar açısından da daha önce benzeri olmamış bir dayanışma modeli gerektirmekte. Ulus-üstü yapı açısında bakarsak, uluslararası sistemde mevcut tek ulus-üstü model AB’dir. Ulus-üstü yapının salgınla mücadelesinin önündeki en büyük engel üye devlet insiyatifleri. Avrupa Komisyonu üyelerden sağlık politikalarını koordine etmelerini isteyebilir, tavsiye bildirebilir. Konsey üye devletleri koordineli davranmaya davet edebilir. 

SAĞLIK SİSTEMİ SINIFTA KALDI

Ulus-devletler sınırlarını kapatarak sınırları içerisindeki egemenlik sınırlarını hızla genişletmekte. Serbest piyasa ekonomisinin son dönemlerde büründüğü aşırı rekabetçi ve hat safhada tüketimi teşvik eden yapılanmasının sağlık sistemini kapsamamış olduğu ortaya çıktı. Pandeminin en hızlı seyrettiği G7 ekonomilerinin sağlık harcamaları konusunda yatırım yapmamış olduğu ve dolayısıyla pandemiye cevap vermede yeterince hazırlıklı olmadığı görüldü. “Ulus-devlet-uluslararası sistem” eksenli tartışmalar yeni bir Westfalya-sonrası döneme işaret etse de hiçbir devletin tek başına bir sınıraşan tehditle mücadelesi, uluslararası dayanışma ruhu, bu ruhu ayakta tutacak etkin mekanizmalar ve kaynaklar olmadan başarılı olamaz. 

Güncelleme Tarihi: 05 Mayıs 2020, 14:31
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER