Türkiye pandemide normalleşmeye hazır mı?

Vaka sayısı bakımından dünyanın ilk 9 ülkesi içerisinde yer alıyor

Türkiye pandemide normalleşmeye hazır mı?

Evrensel yazarı Bülent Falakoğlu, Türkiye’nin koronavirüs (Covid-19) salgını ile mücadelesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

‘Başarı’ değerlendirmesi yapılırken nüfusun genç ve yaşlı oranlarına dikkat çekilmesi gerektiğini ifade eden Falakoğlu, kıyaslamanın ise ABD ve Avrupa’da ziyade gelişmekte olan ülkelerle yapılması gerektiğini söyledi.

Falakoğlu, “Avrupa’daki yaşlı nüfus ortalaması yüzde 20.Türkiye’de yaşlı nüfus oranı ise yüzde 8.8. Avrupa ortalamasının çok altında. Türkiye bu oran ile 41 Avrupa ülkesi içerisinde 40’ıncı sırada yer alıyor. Ölümlerin fazla olduğu İtalya’da bu oran yüzde 22 ile ortalamanın üzerinde. Nüfus üzerinden bir kıyaslama yaptığımızda karşımıza hiç de başarılı bir tablo çıkmıyor. O tabloya geçmeden önce vurgulayalım ki; Türkiye salgının en fazla yayıldığı ülkelerden birisi. Vaka sayısı bakımından dünyanın ilk 9 ülkesi içerisinde yer alıyor. 9 Mayıs üzerinden değerlendirileceği üzere Türkiye’nin test sayısı İspanya ve İtalya’nın yarısı, Rusya’nın ise dörtte biri düzeyinde. Türkiye’nin virüsün en fazla yayıldığı ülkeler sıralamasındaki dokuzunculuğu yapılan test sayıları artmış olsa değişebilirdi” ifadelerini kullandı.

Türkiye’de sağlık sisteminin AKP’nin liberalleşmeyi tam anlamıyla başaramadığı için ayakta kaldığını ifade eden Falakoğlu, ““Fakat asıl faktör geçmiş sosyal devlet deneyiminden baki kalan bazı kurum ve alışkanlıkların varlığıydı. Yani neoliberalizmin vazettiği devlet anlayışına olan göreceli mesafeydi! Bu Türkiye için de geçerli. Yani AKP’nin sağlıkta liberalleşmeyi tümüyle başaramamasının getirdiği bir başarı yaşıyoruz! Tıp fakültesi hastanelerinin, iktidarın üvey evlat muamelesine rağmen ayakta kalmış olmasına borçlu olduğumuz bir başarı hikayesi. İktidarın üniversite hastanelerini etkisizleştirmek için yaptıklarına, Cerrahpaşa’yı bölmesine rağmen direnen üniversitenin başarısına tanık oluyoruz” dedi.

Bülent Falakoğlu’nun Evrensel’de, “Türkiye pandemide normalleşmeye hazır mı? Tabloya bak riski gör” başlıklı yazısının bir bölümü şu şekilde:

Koronavirüsle mücadele kapsamındaki 4 aşamalı ‘normalleşme planı’nda birinci aşama bugün başlıyor.

Öncesinde sürecin iyi yönetildiği, başarılı bir dönem geçirildiği kanısı yaygın. Muhalefete, “Çıksınlar yiğidin hakkını teslim etsinler. Başarıyı takdir etsinler” çağrısı yapan da.

Oysa...

Bir yerinden bakınca başarı...

Bir yerinden bakınca çöküntü...

Baktığın yere göre değişebilecek bir tablo ile karşı karşıyayız.

Öyleyse ne peşinen ‘takdirname’ vermek doğru ne de ‘kırıklarla’ dolu bir karne verip kenara çekilmek.

Sağlık Bakanı’nın “Performansı beğenilen” liderler dizilişinde ilk sıraya yerleşmiş olmasına aldanıp rahatça hareket edebilecek durumda değiliz zira!

‘Normalleşme’ döneminde riski en aza indirmenin ilk adımlarından biri şu olmalı: Bundan önceki sürece gerçekçi ve bütünlüklü bakıp ders çıkarmak.

BAŞARI KISTASI: YAYILMASINI DURDURAMADIK AMA AZ ÖLDÜK

Türkiye’de yaklaşık 3 bin 800 kişi virüs nedeniyle hayatını kaybetti.

Binlerce çocuk yetim kalmış, binlerce ailenin canı yanmış, binlerce ailenin canı gitmiş!

Neye göre az?

İtalya, İspanya, İngiltere ve ABD’ye göre...

Bu ülkelerde ölüm sayıları on binlerle ifade edilirken Türkiye’de bu oranın binlerle ifade ediliyor olması iyi görülüyor.

Herhangi bir ülkede ölümlerin az olması şu üç koşula bağlanıyor: Etkili önlem, sağlık sisteminin iyi işlemesi ve nüfusun genç olması.

Üçüncü madde (genç nüfus) ister istemez şu soruyu gündeme getiriyor: ‘Başarıdan’ söz edebilmek için nüfusları çok yaşlı ülkelerle değil de, Türkiye’yi demografik açıdan kendisine benzeyen ülkelerle kıyaslamak gerekmez mi?

Avrupa Birliği İstatistik Ofisinin verilerine göre...

Avrupa’daki yaşlı nüfus ortalaması yüzde 20.

Türkiye’de yaşlı nüfus oranı ise yüzde 8.8. Avrupa ortalamasının çok altında. Türkiye bu oran ile 41 Avrupa ülkesi içerisinde 40’ıncı sırada yer alıyor.

Ölümlerin fazla olduğu İtalya’da bu oran yüzde 22 ile ortalamanın üzerinde.

Nüfus üzerinden bir kıyaslama yaptığımızda karşımıza hiç de başarılı bir tablo çıkmıyor. O tabloya geçmeden önce vurgulayalım ki; Türkiye salgının en fazla yayıldığı ülkelerden birisi. Vaka sayısı bakımından dünyanın ilk 9 ülkesi içerisinde yer alıyor.

ÜLKE            VAKA SAYISI              TEST SAYISI

ABD               1.330.564                     8.735.297      

İspanya:         262.783                        2.467.761

İtalya              218. 268                      2.514.234

Britanya          215.260                       1728.443

Rusya             198.676                       5.221.964

Fransa             176.079                       1.384.633

Almanya        170.998                        2.755.770

Brezilya          147.261                        339.552

Türkiye          137.115                        1.334.411

9 Mayıs tarihli bu tablodan da görüleceği üzere...

Türkiye’nin test sayısı İspanya ve İtalya’nın yarısı, Rusya’nın ise dörtte biri düzeyinde. Türkiye’nin virüsün en fazla yayıldığı ülkeler sıralamasındaki dokuzunculuğu yapılan test sayıları artmış olsa değişebilirdi.

Dr. Serdar Savaş test ve vaka arasındaki ilişkiyi birkaç maddede şöyle özetliyor:

Bir; Türkiye’de hastalığın kümelendiği yaş aralığı 20 ve 40 yaş arası. Bu yaş grubu salgını hafif ve belirtisiz geçiriyor. Bu şekilde geçirenlere test yapılsaydı vaka sayısı artacaktı.

İki; Test yapılsa bile kişinin testte virüsü negatif verme oranı oldukça yüksek. (Türk Tabipleri Birliği Covid-19 İzleme Grubu Üyesi Prof. Kayıhan Pala şu bilgiyi veriyor: Kovid-19 klinik tablosu olduğu halde testi pozitif gelmeyenlerin oranı, pozitiflerle kıyaslandığında üç-dört kat daha fazla. Sağlık Bakanlığı kayıtlarında da ön tanıya girmiş vaka sayısının 600 binin üzerinde olduğuna ilişkin bilgilerimiz var)3. Bunlar eklenseydi sayı değişecekti.

Üç; test kuvvetli şikayeti olanlara yapıldı. Pozitif çıkan ve hastaneye başvuranların sayısı toplam vakaların yüzde 15 yüzde 20’si civarındadır. Genel tarama yapılsaydı sayı artacaktı.

TÜRKİYE GENÇ ÖLÜMLERDE EN KÖTÜLERDEN

Gelişmiş yaşlı ülke ekonomileri bir kenara bırakıldığında...

Türkiye gelişmekte olan ülkeler içinde ölüm sıralamasında en kötü ülke çıkıyor.

Tespit edilen vaka sayısı Türkiye’den 70 bin fazla olan Rusya’da ölümler Türkiye’nin yarısı; 1827.

Gelişmekte olan Avrupa ülkeleri arasında milyon kişiye düşen vaka sayısına bakalım:

Bu tablonun arka yüzünde başka bir gerçek daha var. Ülkemizde 60 yaşından önce koronavirüsten ölenlerin oranı Avrupa’dan katbekat fazla. Kimi hesaplamalara göre

Bu oran Avrupa’dan 4, dünya ortalamasından 9 kat fazla.

Demek oluyor ki...

Test sonucu öldükten sonra çıktığı için dahil edilmeyenler, hastaneye gelemeden evinde vefat edenler gibi listeye girmeyenler dahil edilse dahi...

Türkiye ölüm sayısı bakımından yaşlı merkez Avrupa ülkelerine göre oldukça iyi.

Lakin kendi kategorilerine göre oldukça kötü durumda.

SAĞLIK SİSTEMİNİN ÇÖKMEMESİ KİMİN BAŞARISI?

Türkiye’yi koronavirüs salgınını yönetmekte başarılı bulanların iki ortak noktası var. Birincisi ölümün az olması. İkincisi ise olayın sağlık sistemini çökertecek boyuta gelmemiş olması.

Dünyadaki örneklere de baktığımızda gördük ki...

Salgınla mücadelede başarılı ülkeler listesini oluşturan temel faktör devlet kapasitesi (ABD ve İngiltere’nin sorunu devlet kapasitelerinin zayıflığı olmayacağına göre) değil.

Yakın geçmişte ‘SARS’ deneyimi yaşamış olmak da tali faktör.

Elbette Singapur, Güney Kore, Tayvan’ın yakın zamanda böylesi bir salgını yaşamış olmaları personel ve ekipman olarak bu salgına fiilen daha hazırlıklı girmiş olmalarını getirdi.

Fakat asıl faktör geçmiş sosyal devlet deneyiminden baki kalan bazı kurum ve alışkanlıkların varlığıydı. Yani neoliberalizmin vazettiği devlet anlayışına olan göreceli mesafeydi!

Bu Türkiye için de geçerli.

Emekli Sağlıkçı Rabia Tuncer’in özetlediği gibi...

“Sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesine karşı yıllarca, başta SES, sağlık meslek odaları, çeşitli siyasi parti ve kitle örgütleri olarak mücadele verdik. Bugün başta Sağlık Bakanı ve yöneticiler, sağlık hizmetlerinin sunumunun ve sağlık çalışanlarının donanımının birçok ülkeye göre iyi durumda olduğunu söylüyorlar. Bahsi geçen ‘Verili durumdaki sağlık hizmetlerinin sunumu’ yıllarca verilen mücadeleler sonucunda elde kalandır”.

Yani AKP’nin sağlıkta liberalleşmeyi tümüyle başaramamasının getirdiği bir başarı yaşıyoruz!

Tıp fakültesi hastanelerinin, iktidarın üvey evlat muamelesine rağmen ayakta kalmış olmasına borçlu olduğumuz bir başarı hikayesi.

İktidarın üniversite hastanelerini etkisizleştirmek için yaptıklarına, Cerrahpaşa’yı bölmesine rağmen direnen üniversitenin başarısına tanık oluyoruz.

EN YETERSİZ EKONOMİK PAKET!

Kapatılan işyerleri, işten atmalar, ücretsiz izne göndermeler...

Derken...

İşsizler ordusuna yeni 5 milyon eklendi. İşsizlik yüzde 30’a dayandı.

Bir kısmı maalesef işe dönemeyecek. Yüzde 25’lerden pandemi sürecinde yüzde 40’lara dayanan genç işsizliğin bu yılı yüzde 30’larda kapatması bekleniyor.

Buna karşın ülkeler, ağırlıklı olarak şirket destekleri olsa da, trilyon dolarlık kurtarma paketleri açıklarken Türkiye sadece ve sadece 15 milyar dolarlık yardım paketi oluşturdu.

Çoğu faiziyle birlikte alacak ertelemesi.

Vatandaşa doğrudan verilecek destek şöyle...

Yaklaşık 4.3 milyon haneye verilen 1000’er lira…

Ücretsiz izne çıkarılanlara 1177 lira aylık.

Maaşı 1500 liranın altında olan 650 bin emeklinin maaşının 1500 liraya çıkarılması… Öğretmenlere ek ders.

Sağlık çalışanlarına performans ödemeleri…

Hepsinin toplamı 1 milyar dolar.

Yazının tamamı burada.

Güncelleme Tarihi: 11 Mayıs 2020, 17:01

Demokrat Haber’e Patreon'dan bağış yapabilirsiniz > > > > >

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER