'Türkiye hegemonik demokrasiye dönüşmekte'

Siyaset bilimci Hüseyin Çiçek, AKP'nin Türkiye'deki demokratik kültür ve kurumları yok etmeye çalıştığını söyledi

'Türkiye hegemonik demokrasiye dönüşmekte'

Siyaset bilimci Hüseyin Çiçek, Türkiye'nin "hegemonik demokrasiye" dönüştüğünü söyledi.

Çiçek’e göre, kamuoyunda popülaritesi giderek azalan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, iktidarını devam ettirebilmek için Türkiye'yi "hegemonik demokrasiye" dönüştürürken "popülist" ve "yayılmacı" hamleleriyle seçmen desteğini artırmaya çalışıyor.

"Neden AKP bir krizle karşı karşıya?" başlıklı makalesinde dikkat çekici tespitlerde bulunan Çiçek, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kendi inşa ettiği cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle aslında kendi iktidarını muhafaza etmeyi de zora soktuğuna işaret ediyor.

AKP iktidarının otoriter ve popülist politikalarla, iç ve dış politika ile ekonomideki başarısızlıklarının üstünü örtmeye çalıştığını, dikkatleri başka yönlere çekmeyi amaçlayan hamleler yaptığını söyleyen Çiçek, iktidarın ayrıca bir "anayasal çıkmaz" ile karşı karşıya bulunduğu görüşünde.

Türkiye siyasetine ilişkin tespitleri hakkında sorularını yanıtlayan Çiçek, AKP iktidarının herhangi bir eleştiriyi, adeta kişisel bir hakaret veya ulusal birliğin yıkımı olarak yansıtmaya çalıştığını, bu anlayışın ve izlenen politikaların "Türkiye'de demokratik kültür ve kurumları yok etmekte olduğunu" dile getiriyor.

Viyana Üniversitesi ile Friedrich-Alexander Erlangen-Nürnberg Üniversitesi bünyesindeki Avrupa'da İslam ve Hukuk Merkezi'nde (EZIRE) çalışmalarını sürdüren Hüseyin Çiçek, DW Türkçe'den Değer Akalın sorularını yanıtladı.

Kaleme aldığınız makalenizde Türk demokrasisinin artan oranda "hegemonik demokrasiye" dönüşmekte olduğuna işaret ediyorsunuz. Hegemonik demokrasi nedir? Türkiye ile ilgili olarak bu bağlamdaki gözlemlerinizi, değerlendirmenizi aktarabilir misiniz?

Çoğu durumda, hegemonik demokrasi görünüşte liberal bir demokrasi gibi çalışır, burada da seçimler yapılır, iktidarlar seçimle iş başına gelir. Hukuk devleti ilkeleri ve azınlıktakilerin hakları dikkate alınır. Ancak hegemonik demokrasilerde iktidarlar, anayasal kurumları kısıtlayarak, muhalefet üzerinde baskı kurarak, tutuklamalar yaparak, iktidarlarını tam olarak sürdürmeye devam ederler. Demokratik özgürlükler sınırlandırılır. Sürekli, belirli aralıklarla yapılan seçimler ise, liberal demokrasi görüntüsünü desteklemek içindir, bu amaçla yapılır.

Makalenizde, seçmen desteği gerileyen Erdoğan'ın bizzat kendisinin inşa ettiği anayasal sistem bakımından bir açmazda, bir kriz ile karşı karşıya olduğuna dikkat çekiyorsunuz. Nedir bu açmaz?

Kısaca şöyle özetmeleye çalışayım: Demokratik sistemler, ancak demokratik bir kültür ile demokratik kurumlar sayesinde yaşarlar. Hukuk devletini korumak ve anayasaya uymak da buna dahildir. AKP ise tam olarak bu demokratik kültürü ve kurumları yok etmeye çalışıyor. İktidar politikalarına herhangi bir eleştiri, adeta kişisel bir hakaret veya ulusal birliğin yıkımı olarak yansıtılmaya çalışılıyor.

"Güçlü lider, güçlü halk" sloganı ile Erdoğan'ın ülkenin yönetiminde, tek meşruiyet kaynağı haline gelmesi, devletin devlet olmaktan çıktığı yorumlarına yol açıyor. Sizce Türkiye bugün ne şekilde yönetiliyor? Bu sürecin beraberinde getirebileceği tehlikeler neler?

Tehlikelerin elle tutulur hal aldığını söyleyebiliriz. Boğaziçi Üniversitesi'ndeki olaylara bir göz atalım. Türkiye'nin geleceğinde rol oynayabilecek gençler, Türkiye'nin geleceği açısından kritik bir nesil, kasıtlı olarak susturulmaya çalışılıyor. AKP çizgisinde olmayanların dışlandığına tanıklık ediyoruz. Ülkede demokratik ortam ortadan kalkıyor. Seçimler "biz" ve "diğerleri" arasında bir tercihe zorlamak, "diğerlerini" elemek için sadece bir araç haline geliyor.

AKP iktidarı ve destekçilerinin, Erdoğan'ın, İçişleri Bakanı Soylu'nun, MHP lideri Bahçeli'nin CHP ve HDP başta olmak üzere siyasi muhalifleri hedef alması, demokrasilerde gayet normal olan, politika ve kararlara yöneltilen eleştirileri, protestoları "terör" ile ilişkilendiren çıkışları sizce neyi hedefliyor olabilir?

Türkiye'de uzun yıllara dayanan bir siyasi kınama kültürü var. İktidarlar, muhalefet partilerini demokratik yollarla zayıflatamadıklarında, bu tür adımlara başvuruyorlar. Yani refah devleti uygulamalarıyla, örneğin emekli maaşı zamları, genel sağlık sigortası gibi adımlarla, seçmenin desteğini kazanıp muhalefeti zayıflatamadıklarında, bu tür siyasi yaklaşımların başladığına tanıklık ediyoruz.

Eski Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak'ın "görevinden affedilmesi" süreci ve aradan aylar geçmesine rağmen sağlık durumu ve nerede olduğu hakkında doğrudan kendisinden haber alınamaması, uluslararası kamuoyunda büyük bir şaşkınlıkla takip ediliyor. Muhalefetin, "Merkez Bankası'nın 128 milyar doları kayıp ama sorumlusu 'damat' firarda" kampanyası Albayrak'ı yeniden Türkiye gündemine taşıdı. Hatta AKP konuyla ilgili suskunluğunu bozdu, Erdoğan da "Berat Albayrak üzerinden beni ve ailemi hedef alıyorlar" açıklamasını yaptı. Ama bu arada Albayrak'ın kendisi hâlâ ortada yok. Bütün bunlar normal mi sizce?

AKP'nin burada "zararı en aza indirme" çabasında olduğu anlaşılabiliyor. Hasar sınırlandırılmaya çalışılıyor. Muhalefet partileri ise bu konunun dikkatlerden kaçırılmasına izin vermemekle gayet akıllı bir politika izliyor. Bu tür olayların, kamuoyu nezdinde AKP'nin itibarını ve popülaritesini ciddi şekilde zedeleyebileceğini düşünüyorum.

Siz aynı zamanda siyasal İslam, din-siyaset ilişkileri konularında araştırmalar yürütüyorsunuz. AKP, ilk yıllarındaki muhafazakar demokrat söylemiyle, ABD ve Avrupa'da "ılımlı İslamcılar" ya da "Müslüman demokratlar" olarak görülmüş, hatta destek görmüştü. Bugün gelinen noktada ise Erdoğan'ın kendi eliyle siyasal İslam'ın sonunu getirdiği yorumları yapılıyor. Batı'da yeniden laikliğin önemsenir hale geldiği kaydediliyor. Sizin değerlendirmeniz nedir?

"Siyasal İslam'ın sonu" veya "laikliğe yeniden dönüş" gibi ifadelere, tespitlere, temkinli yaklaşmak gerektiğini düşünüyorum. Türkiye'de iktidara gelen partiler bugüne kadar, Türk İslamına hep çeşitli şekillerde özel bir paye verdiler, bunu unutmamak gerek. Benim görüşüm, Almanya'da olduğu gibi, dinsel olarak açık bir sekülaritenin gerçekleştirilmesinin daha önemli olacağı yönündedir.

Bir siyaset bilimci olarak, Türkiye siyasetinde yakın gelecekte ne gibi gelişmeler bekliyorsunuz? Demokrasinin daha da güçlenmesi konusunda umudunuz var mı?

Bu tamamen AKP'nin demokratik seçimlere hazır olup olmadığına, seçimleri kaybederse de demokratik olarak iktidardan vazgeçmeye hazır olup olmadığına bağlı. Şu andaki gelişmeler öyle görünmüyor. Daha ziyade, içerde otoriterlik ve dışarıda genişleme yoluyla, seçmen tabanında popülaritesini artırmaya çalışıyor.

Kaynak: Deutsche Welle Türkçe


YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER