Gezi davasında yargılanan 16 sanıktan aralarında tutuklu iş insanı Osman Kavala'nın da bulunduğu 9 kişi hakkında verilen beraat kararlarının istinaf mahkemesince bozulması üzerine davanın yeniden görülmesine bugün İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. A Osman Kavala'nın tutukluluğunun devamına oy çokluğuyla karar verilirken mahkeme başkanı devam kararına muhalif kaldı.

6 Ağustos'ta yapılacak duruşmadan önce, 15 Haziran ve 12 Temmuz'da, Kavala’nın tutukluluğunun devam edip etmeyeceği dosya üzerinden incelenecek.

Duruşma 1811 gündür tutuklu bulunan Osman Kavala, savcının tutuklumanın devamı kararına ilişkin olarak, "Aleyhime hiçbir delil olmamasına rağmen, Gezi davasından beraat etmiş olmama rağmen, AİHM’nin tutuklanmamın hak ihlali olduğuna hükmetmesi ve derhal serbest bırakılmamı talep etmesine rağmen, cezaevinde tutulmam gerekli görüldü. Suçlamalar değişiyor, bayrak yarışlarında bayrağın elden ele geçmesi gibi farklı yargıçlar ve mahkemeler yere düşürmeden tutukluluğumu birbirlerine geçiriyorlar." beyanında bulundu.

DURUŞMADA NELER YAŞANDI

Mahkeme başkanı, istinaf mahkemesinin bozma kararına karşı sanıkların beyanlarını sordu.

Avukat Can Atalay, “Bozma kararı sonrasında serbestlik ilkesi esas. Siz biraz evvel bozma kararına uymak zorundayım dediniz. Uyabilirsiniz ancak bozma sonrası serbestlik ilkesi gereği beraat kararı verebilirsiniz" dedi.

Osman Kavala'nın Gezi davasında beraat etmesine Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın tepkisini hatırlatan Can Atalay, "Yargıya bu kadar açık müdahale varken biz bu memlekette yaşayamayız. Biz hakkınca beraat istiyoruz" diye konuştu.

Tayfun Kahraman, "Bu dosyada hukuka dayanan ve hukuki olarak kabul edilecek hiçbir delil bulunmadığı halde ağırlaştırılmış müebbet ile yargılanıyoruz. Gezi direnişine katılan herkes bizim nezdimizde yargılanıyor. Bu kabul edilemez. Daha önce heyetinizce verilen beraat kararında ısrarcı olmanızı ve birleştirme kararına muvafakat vermemenizi talep ediyorum." ifadesini kullandı.

Mücella Yapıcı, bozma ilamını reddettiğini belirterek beraatini talep etti.

"Asıl gerekçe farklı davaları birleştirmenin önünü açmak"

Osman Kavala beyanında şunları kaydetti:

"Bozma kararında ne beni ne diğer suçlananları suçla ilişkilendirecek bir öge bulunmuyor. Asıl gerekçe farklı davaları birleştirmenin önünü açmak. Anladığım kadarıyla bu siyasi davalarda algı yaratmak için elverişli bir yöntem. Beraat kararının bozulması davaların birleştirilmesi için atılan bir adımdır. Davaların birleştirilmesi de 8 yıl önce algı yaratmak için hazırlanmış ama mahkemelerin verdiği beraat kararıyla inandırıcılığını kaybetmiş bir senaryoyu canlandırma teşebbüsü olacaktır."

Ali Hakan Altınay'ın avukatı Tora Pekin: Sanıkların yararına delil toplanmaması istinafı asla ve asla rahatsız etmiyor. Ama şimdi "hükme esas alınmayan savcılık delillerinin değerlendirilmemesini" istiyor. Bu aşamada delil toplamak için süre talebimiz var.

Yapıcı, Kahraman ve Atalay'ın avukatı Fikret İlkiz: Beraat kararına karşı bozma kararına direnme hakkınızı vermeyen bir hukuk içinde üçüncü ceza dairesi bu hakkın önüne geçmek için karar verdi.   Gerekseydi, istinaf ceza dairesi duruşma açar, o dosyayı açar, Yargıtay'a gitmeden ya da yerel mahkemeye göndermeden önce değerlendirirdi. Siz ne hakla ilk derece mahkemenizde tartışın diyorsunuz? Size direnme hakkı vermeyen bir hukuk sistemi içinde biz ceza dairesi hakkında ne dersek diyelim. Size diyorlarki "bütün dosyaları birleştirin." Biz durduğumuz yerde duruyoruz, Osman Kavala da. Mücella Yapıcı hakkında beraat kararı kesinleşti, buna itiraz etmediler. Ama öncesinde mahkeme iki kez iddianameyi iade etti. Üçüncü kez aynı isnatlarla bir sanığı yargılamış olacaksınız.

Çiğdem Mater’in avukatı Hürrem Sönmez, müvekkilinin çekmediği bir film nedeniyle yargılandığını hatırlattı. Sönmez, Mater'in beraatinden sonra film çekmek için yurtdışına çıktığını ancak pandemi koşulları nedeniyle dönemediğini belirtti.

Mine Özerden’in avukatı Tuğçe Duygu Köksal, müvekkilinin Covid-19 aşısı olduğu için duruşmaya katılamadığını belirtti. Köksal, mahkeme heyetinden "Çarşı davası" dosyasının Gezi davasıyla birleştirilmesi yönünde muvafakat vermemesini talep etti.

Yiğit Aksakoğlu’nun avukatı Serdar Laçin, "Çarşı davası" ile birleştirme yapılmasının hukuka aykırı olduğunu belirterek mahkemeden muvafakat vermemesini talep etti. Aksakoğlu’nun avukatlarından Aslı Kazan da meslektaşlarının beyanlarına katıldığını söyledi.

Yiğit Ali Ekmekçi’nin avukatı Emel Ataktürk, müvekkilinin ağır bir operasyon geçirdiğini ve duruşmaya bu nedenle katılamadığını söyledi. Ataktürk, birleştirme hususunda meslektaşlarının beyanlarına katıldığını belirtti.

Mahkeme heyeti duruşmaya 20 dakika ara verdi. Osman Kavala, iddia makamının sözlerinden sonra tutukluluğuyla ile ilgili söz almak istediğini söyledi. Avukatlar savunmalarına devam ediyor. Avukat beyanları tamamlandı savcı ara mütalaasını açıkladı. Osman Kavala'nın tutukluluk halinin devamı talep edildi.

"GEZİ İDDİANESİ SENARYOSU TELİFİ FETÖ ÜYELİĞİNDEN YARGILNAN EMNİYET VE YARGI MENSUPLARIN AİT' 

Osman Kavala savcının mütaalasına dair beyanda bulunuyor:

"Davaların birleştirilmesiyle, Gezi olaylarının hükümeti devirmeye yönelik bir komplo olduğu senaryosu temelinde 3,5 yıl önce başlayan yargı süreci yeni bir aşamaya girecek.

Daha önce hatırlattığım gibi Gezi iddianamesi senaryosunun telifi FETÖ üyeliğinden yargılanan emniyet ve yargı mensuplarına ait. İddianamenin ekinde bulunan 14 ve 15 Haziran 2013 tarihli yazılardan görüleceği gibi, Gezi olaylarının benim baş aktörlerinden olduğum bir komplo olduğu kurgusu Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı’nda üretilmiş. Adalet dışı gerekçelerle gerçekleştirilen ve adaleti yanıltmak amacıyla kullanılan hukuksuz dinlemeleri yapanlar da aynı ekip. Gezi protestolarının bir komplo olduğu kurgusu iktidarca benimsendiği ve siyaseten kullanıldığı için, bu anlatıya ters düşen beraat kararlarının bozulması benim için şaşırtıcı olmadı.

Gene bu anlatı gereği, bir komplo olarak Gezi protestolarını planladığım, yönettiğim ve finanse ettiğim algısının canlı tutulması için; aleyhime hiçbir delil olmamasına rağmen, Gezi davasından beraat etmiş olmama rağmen, AİHM’nin tutuklanmamın hak ihlali olduğuna hükmetmesi ve derhal serbest bırakılmamı talep etmesine rağmen, cezaevinde tutulmam gerekli görüldü. Suçlamalar değişiyor, bayrak yarışlarında bayrağın elden ele geçmesi gibi farklı yargıçlar ve mahkemeler yere düşürmeden tutukluluğumu birbirlerine geçiriyorlar.

AİHM kararının etrafından dolanmak için icat edilmiş olduğu aleni hale gelmiş olan casusluk suçlamasıyla ilgili hiçbir bulgu olmadığını iddianameyi hazırlayan savcı da biliyor, hatta itiraf ediyor. Bir taraftan bu durumu, casusluk faaliyetlerinin çok gizli yürütülmüş olmasıyla açıklıyor. Arthur Miller’ın McCarthy döneminde kaleme aldığı “Cadı Kazanı” adlı oyunda, savcının doğası gereği görülemeyecek bir faaliyet olduğundan cadılık suçlaması için delil ve tanık aranmasına gerek olmadığını söylemesi gibi.

Diğer taraftan da, sivil toplum kuruluşlarının casusluk için kullanıldığına dair demokrasi karşıtı bir komplo teorisine başvurarak, sözlük anlamından farklı bir casusluk suçu kavramı geliştiriyor. İddianamedeki casusluk tanımı, yasalarımızdakinden oldukça farklı. Muğlaklığı ve keyfi uygulamalara müsait olması bakımından Almanya’da Nazi döneminde casusluk suçlamaları için kullanılan “Landesverrat”, yani devlete ihanet kavramını hatırlatıyor. O dönem Almanya’sında halkın vicdanına uygun biçimde hareket etmediği için cezalandırılması düşünülen kişinin eylemi yasalardaki suç tanımına girmiyor ise yargıcın görevi en kullanışlı yasayı seçerek o kişiyi cezalandırmaktı. Siyaset yargı sürecinin her aşamasında etkiliydi, halkın vicdanının ne olması gerektiğini belirlemekte, hatalı bulduğu mahkeme kararlarını düzeltmekteydi. Örneğin Nazi rejimini eleştiren rahip Martin Niemöller’in beraat kararı siyaset tarafından sakıncalı bulunduğundan, kendisi savaş bitene kadar toplama kampında tutulmuştu.

1947 yılında yürütülmüş olan Nazi dönemi yargıç ve savcılarının yargılandığı Adalet Davası’nda “suikastçının hançeri, yargı görevlisinin cübbesi altında gizlenmişti” değerlendirilmesi yapılmıştı.

AİHM’nin tespit ettiği gibi yetkiyi kötüye kullanarak kişiyi özgürlüğünden mahrum bırakmak ve bu davranışı devam ettirebilmek için yasaların dışına çıkarak adaleti yanıltmak da, yukarıdaki değerlendirmeyi düşündürmektedir. "Mahkemenizin bu eyleme son vereceğini ümit ediyorum."

'BU BASKI NE KADAR SÜRECEK?'

Av. Köksal Bayraktar: AİHM, kararında  Osman Kavala'nın tutukluluğu için "uzatılmış" ifadesini kullanıyor ve siyasi olduğunu söylüyor. Müvekkilim hakkındaki dosyalarda fiil aynıdır, dolayısıyla bir kimse bir fiilden ancak bir kez yargılanır kuralı burada ihlâl ediliyor. Bir insanın 21. yüzyılda 3 yıl 7 ay gibi uzun bir süre cezaevinde tek başına bırakılması, bu tahakküm, bu baskı ne kadar sürecek? Müvekkilim tam 43 ay üç gündür yani tam 1811 gündür tutuklu. Bu tutukluluğu içinde cezaevinde söylenen ya da söylenmeyen pandemi salgınları, hastalık salgınları vardır. Müvekkilim sadece fiziken değil ruhen de yıpranmış durumdadır. Tahliye kararının bekletilmeksizin verilmesini talep ediyorum.

'BU BİRLEŞTİRMELERLE OSMAN KAVALA İÇERİDE TUTULMAYA ÇALIŞILIYOR'

Osman Kavala’nın avukatlarından Deniz Tolga Aytöre söz aldı: "Bu kitlesel yargılamalar ve dava yığınları ile Kavala’nın tutukluluğunun devamı sağlanmaya çalışılıyor. Çünkü "casusluk" suçlaması tutuklamayı taşıyamıyor artık. Bu birleştirmelerle Osman Kavala içeride tutulmaya çalışılıyor. Biz Kavala’nın tutuklu kalması için yargının hukuka karşı verdiği mücadeleye şaşırıyoruz. Henri Barkey ile Osman Kavala arasında iletişim tespit tutanağı ve tanık olduğu iddia ediliyor iddianamede. Ama ne iletişim tespit tutanağı var ne tanık beyanları. İddianamede deliller değil ithamlar söz konusu .Kamu yetkisi kullanılarak anayasal hakları ellerinden alınan Osman Kavala’dır. Unsurları oluşmamış atılı suçtan bihakkın tahliyesini talep ediyoruz."

Kaynak: T24