Kürt kadınları: Anadilimizi konuşmaktan hiç vazgeçmedik

Ankara’ya geldikten sonra Türkçe öğrenmek zorunda kaldığını ifade eden Kaya, ilk yıllar hastaneye yanında Türkçe bilen birileriyle gittiğini dile getirdi

Kürt kadınları: Anadilimizi konuşmaktan hiç vazgeçmedik

Dünyanın dört bir yanında diller yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalırken, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü’nün (UNESCO), dillerin üzerindeki baskılara dikkati çekmek amacıyla 21 Şubat 1999’da aldığı bir karar ile bugünü Uluslararası Anadil Günü olarak ilan etti.

Ankara’ya uzun yıllar önce göç edip aileleriyle birlikte farklı ilçelerde yaşamaya başlayan Kürt kadınları, dilleri üzerindeki baskılara dikkati çekti.

Ağrı’dan Ankara’nın Keçiören İlçesi Ovacık Mahallesi’ne 10 yıl önce ailesiyle birlikte göç eden Nebahat Akbay, Ağrı’da resmi yerler dışında hep Kürtçe konuştuklarını ifade ederek, Ankara’ya geldikten sonra da bu şekilde yaşamaya çalıştıklarını söyledi.

“Sadece çocuklar açısından biraz sıkıntılı” diyen Akbay, dört çocuğunun olduğunu belirtti.

Akbay, “Çocuklara, anadillerini unutmamaları için  evdeyken Kürtçe konuşmalarını istiyorum. Büyük oğlum 14 yaşında çok serbest Kürtçe konuşuyor. Diğer çocuklarım da biraz zorlansalar da iyi anlıyorlar” dedi.

‘ANNEANNESİYLE NASIL İLETİŞİM KURACAK?’

Ankara’ya geldikten sonra her ne kadar ev içinde anadillerini konuşsalar da dışarıda çok sıkıntı yaşadıklarına dikkati çeken Akbay, “Yıllarca Kürtçe konuştuğum için neden yargılandığımı anlayamadım. Çocuğum anadilini bilmezse anneannesi, babaannesi ile nasıl iletişim kuracak? Bu yüzden anadillerini unutmamaları için elimden ne geliyorsa yaptım” diye belirtti.

Kürtçe kaynaklara ulaşma şanslarının pek olmadığını vurgulayan Akbay, “Devletin açtığı Kürtçe kurslar olsa da çocuklarımı göndermem. Ama alternatif kurslar olsa, daha iyi öğrenmeleri için gönderirim” diye konuştu. Kimsenin anadilinden utanmaması gerektiğini dile getiren Akbay, her kesi anadiline sahip çıkmaya çağırdı.

'ANADİL KÜLTÜRDÜR’

Mardin’in Savur İlçesi’nden 29 yıl önce Ankara’nın Altındağ ilçesine göç etmek zorunda kalan Salihe Kaya, her kesin anadilini öğrenmesi ve istediği yerde kullanma özgürlüğüne sahip olması gerektiğini ifade etti.

Kaya, “Çocuklarımız anadillerini konuşabilmeli, kurslara giderek ya da başka şekilde ama mutlaka öğrenmeli. Biz Kürtler de dilimizi unutmamak için Kürtçe TV kanalları izlemeliyiz, Kürtçe gazeteleri, kaynakları her alanda artırmalıyız. Anadil aynı zamanda kültürümüzdür” dedi.

‘TÜRKÇE ÖĞRENMEK MECBURİYET OLDU’

Ankara’ya geldikten sonra Türkçe öğrenmek zorunda kaldığını ifade eden Kaya, ilk yıllar hastaneye yanında Türkçe bilen birileriyle gittiğini dile getirdi.

Kaya, bilmediği bir dilde rahatsızlığını doktorlara aktarmada yaşadığı sıkıntıyı şöyle anlattı:

“Yanımda genellikle çocuklarım geliyordu, onlara Kürtçe hastalığımı anlatıyorum onlar da çevirerek doktora iletiyor. Hastalığımı anlatmam için seçtiğimiz bu yol kimi zaman olumsuz sonuçlara da yol açıyordu. Doktora kendim anlatmadığım için başkasının net olarak hastalığımı anlatması biraz zor olabiliyordu. Türkçe öğrenmek artık bir mecburiyet oldu benim için." Anadilinde hizmet göremediği için yaşadığı sıkıntıların yanında bir de kendi dilini konuştuğundan dolayı da sıkıntılar yaşadığını aktaran Kaya, “Tepkiler dilimizi konuşmamız önünde hiçbir zaman engel olmadı. Buralara göç etmek zorunda kalmasaydık başka bir dil öğrenmemize gerek kalmazdı” şeklinde konuştu.

‘DİLİMİZDEN VAZGEÇERSEK YOK OLURUZ’

Diyarbakır’dan 11 yıl önce Keçiören İlçesi'ne yerleşen Selma Sancar, Kürtçe konuşmaktan hiçbir zaman vazgeçmediğini söyleyerek, “Dilim yoksa ben de yokum. Her kes çocuklarıyla Kürtçe konuşmalı” dedi. Ankara’da Kürtçe kaynaklara ulaşmanın zor olduğuna dikkati çeken Sancar, Kürtçe kitapları genellikle Diyarbakır’dan getirdiğini söyledi.

Kürtçenin daha çok konuşulması için Kürtçe ders veren kurumların artması gerektiğini ifade eden Sancar, şunları söyledi:

“Kürtler okulda kendi dilleriyle eğitim alsın, hastanelerde sağlık eğitimi alırken doktora derdini Kürtçe anlatsın istiyoruz. Türkçe bilmeyen insanlar hastaneye gittikleri zaman hastalıklarını dile getiremedikleri için tedavi olamıyorlar. Metropollerde Kürtçe konuştuğu için insanlar saldırıya uğruyor. Annem Kürtçe bilmiyor bazen otobüste konuşuyoruz ben Kürtçe konuştuğum zaman herkes ter ters bakmaya başlıyor, rahatsız olduklarını söylüyorlar, kulaklarını kapatanlar bile var. Ne olursa olsun dilimizden vazgeçmeyeceğiz. Dilimizden vazgeçersek yok oluruz."

‘DİLİN YASAKLANMASI İŞKENCEDİR’

20 yıl önce Adıyaman’dan (Semsûr) gelen Remziye Güçlü de bir çocuğunun olduğunu ve anadili olan Kürtçeyi çok iyi konuşabildiğini aktardı.

Ankara’ya geldikten sonra Kürtçe konuşmaktan hiç vazgeçmediklerini belirten Güçlü, şöyle devam etti:

“Ama kendi dilimizi konuşmak için çok sıkıntı yaşadık. Ev bulmakta çok zorluk çektin. 6 ay boyunca ev aradık. Kürt olduğumuz için bize ev vermiyorlardı. Arkamızdan çok konuşuyorlardı, terörist diyerek bizi ihbar ediyorlardı. Bunların hepsi dilimiz içindi.” Anadilinde kendini ifade etmenin çok anlamlı olduğuna değinen Güçlü, sözlerini şöyle tamamladı: “Dilini konuşamazsan cezaevine girmiş gibi olursun.  Dilin yasaklanması işkencedir. Biz bu durumdan çok çektik. Zorla Türkçe konuştuk. Ama artık yeter. Bundan sonra da elimizden ne gelirsen yapacağız. Anadilini öğretme noktasında biz kadınlara çok büyük rol düşüyor. Dil ile beraber kültürü de öğretiyoruz, dil yaşamdır. Kimse anadilini unutmasın.”

‘DİLİMİZİ UNUTMADIK’

Ailesiyle birlikte 1977 yılında önce Trabzon ardından Edirne ve son olarak Ankara’ya sürgün edilen Hanım Varlı da sürgün edildikleri yerlerde Kürtçe konuştukları için çok sıkıntı yaşadıklarını anlattı.

Varlı,  “Bu devletin eksikliğidir. Almanca, İngilizce gibi bu ülkede neredeyse 30 milyonun konuştuğu Kürtçe de okullarda öğretilseydi bugün çocuklarımızın hepsi Kürtçe biliyor olacaktı. Biz buna rağmen dilimizi unutmadık. Biz bugün dilimizi inkar etmez, ona sahip çıkarsak dünya bizimle baş edemez. Her şeyin başı anadildir” dedi.

Barış istediğini sözlerine ekleyen Varlı, “Adalet, barış, insan hakları olsa, her kes anadilini konuşsa eksiklik olmaz. Barış olursa anadilimiz de olur.  Ben dilimi bırakmıyorum. Dilimde eğitim göremezsem kendimi iyi ifade edemem” dedi.  Tüm annelere çağrıda bulunan Varlı, “Anadil unutulmasın. Doğada her canlının ayrı ayrı dili var. Bizler de kültürümüz ve dilimizi beraber ilerletmeliyiz” diye konuştu.

Kaynak: Mezopotamya Ajansı

Demokrat Haber’e Patreon'dan bağış yapabilirsiniz > > > > >

YORUM EKLE
YORUMLAR
ırçılık hastalığı
ırçılık hastalığı - 3 ay Önce

birileri 1800 lerden beri ırkçılığı her devlet bulaştırmış.bu bizde 1900 lerin başında itibaren var.iranda da yapmışlar birinci şah geldiğinde her yerde farsça konuşulması zorlanmış.tamam devletin tek bir resmi dili olur ama dışarda bunu zorlamak yanlış.zaten kenan evren itiraf etti yaptıkları en büyük yanlışın kürçeyi yasaklamak olduğunu söyledi.

SIRADAKİ HABER