'Koronavirüs salgını üç ayda zirveye çıkacak'

TTB Merkez Konsey Üyesi Halis Yerlikaya, Türkiye’de, pandemiye karşı yeterli ve etkin bir hazırlığın yapılmadığını vurguladı

'Koronavirüs salgını üç ayda zirveye çıkacak'

Koronavirüs salgınının üç ay içinde zirveye ulaşmasını beklediklerini kaydeden TTB Merkez Konsey Üyesi Halis Yerlikaya, hastalığı geçirip sağlığına kavuşanlarda kalıcı bağışıklığın gelişip gelişmediğinin tam olarak bilinmediğinden dolayı herkesin risk altında olduğunu söyledi. 
 
Türkiye'de ilk koronavirüs vakasının tespit edilmesinden bu yana yaklaşık üç hafta geçti. Bu süre boyunca Kovid-19 teşhisi konulan kişi sayısı 10 bin sınırını aştı. İktidar, virüsün yavaşlatılması için bir dizi önlem almasına karşın salgın her geçen gün yayılıyor. Virüsle en ön safta mücadele eden hekimler ve sağlık çalışanları, giderek daha zor koşullarda sağlık hizmeti sundukları bir ortamda kapasiteyi aşan hasta yoğunluğu ve yeterli kişisel koruyucu ekipmanı olmamasından dolayı sorunlar yaşıyor. Türk Tabipler Birliği (TTB) Merkez Konsey Üyesi Halis Yerlikaya, salgın ile mücadelede son durumu anlattı.
 
‘EN BÜYÜK SORUN EKİPMAN EKSİKLİĞİ’
 
Lezgin Akdeniz'in Mezopotamya Ajansı'nda yer aşan haberine göre, Türkiye’de, pandemiye karşı yeterli ve etkin bir hazırlığın yapılmadığını vurgulayan Yerlikaya, “Çin’de ortaya çıkan yeni koronavirüs pandemisi salgını başlangıcından bugüne kadar dünyada 750 binin üzerinde kişiyi hastalandırmış ve 36 binin üzerinde insanın ölümüne neden olmuştur. Türkiye’de resmi verilere göre, çok sayıda yurttaş hastalanmış ve virüsün 200’e yakın kişinin ölümüne neden olduğu açıklanmıştır. Türkiye’de toplam hasta sayısının yapılan test sayısı ile orantılı biçimde giderek artması pandemiye yeterli ve etkin bir hazırlığın yapılmadığı, hastaların zamanında saptanıp izole edilemediğini, hastalık şüphesi olanların uygun koşullarda sağlıklı kişilerle temasının önlenmediğinin ve sosyal mesafe önlemlerinin etkili biçimde yaşama geçirilmediğini gösteriyor. Salgın ile en ön safta mücadele eden hekim ve sağlık emekçilerinin hastalanma riskinin en yüksek olduğunu dünyadaki deneyimler bize gösterdi. Sağlık çalışanlarının çalışma koşularının uygun olması ve yeterli kişisel koruyucu ekipmanlarının bulunması hastalığa yakalanmamaları açısından kritik öneme sahiptir. TTB tarafından yapılan ve 1820 sağlık çalışanının katıldığı bir anket çalışmasında, 23 Mart itibariyle, sağlık çalışanlarının yüzde 60’ının tıbbi maske, yüzde 71’inin tek kullanımlık önlük, yüzde 74’ünün siperlik ya da koruyucu gözlük bulmadığı ortaya çıktı. Tüm Türkiye genelinde kişisel koruyucu malzemelerin temininde son zamanlarda bir artış sağlansa da pandeminin yayılma hızı ve artan hasta sayısı göz önünde bulundurulduğunda bu konuda Sağlık Bakanlığının çok daha fazla çaba göstermesine ve kaynak ayırmasına gereksinim vardır” şeklinde konuştu.   
 
‘TEDAVİ YOK, BİREYSEL ÖNLEM ALIN’
 
Hastalığın tedavisinin olmadığını, bundan dolayı bireysel korunma uyarısında bulunan Yerlikaya, “Hastalık etkeni, solunum ve ağız yoluyla bulaşan bir virüs. Hasta kişilerin öksürmesi ve solunumu sırasında havaya yayılan küçük damlacıklarla, bunların düştüğü yüzeylere ve hasta elleriyle temas eden ellerin yüze, ağıza götürülmesiyle virüs bulaşıyor. Bulaşmadan sonraki 2-14 gün içinde ateş, öksürük ve solunum sıkıntısı gibi belirtilerle hastalık ortaya çıkıyor. Hastalanan 100 kişiden 30’u belirti vermeden hastalığı geçirirken, yaklaşık 55’si hafif bulgularla ve herhangi bir sağlık kuruluşuna başvuru gereği duymaksızın hastalığı geçiriyor. Geriye kalan 15’i tıbbi bakım ve tedaviye gereksinim duymakla birlikte, yalnızca 4-7’sinin solunum desteği ve yoğun bakım tedavisi gerektiren bir tablo oluşturduğu biliniyor. Bununla birlikte, hemen tüm virüs hastalıklarında olduğu gibi, Covid-19’a özgün olan bir ilaç ve tedavi henüz mevcut değil. Tüm dünyada ilaç ve aşı çalışmaları tüm hızıyla devam ediliyor. 12-18 ay içerisinde hastalığa karşı koruyucu bir aşının geliştirilebileceği ön görülüyor. Hastalığın mevcut özellikleri nedeniyle hastalıktan korunma başka bir ifadeyle, sağlıklı kişilerin hastalanmasının önlenmesi öncelik ve büyük önem taşıyor. Covid-19 pandemisine karşı temel yaklaşım, insanların birbirleriyle temas oranlarını azaltarak virüsün hasta kişiden sağlıklı kişiye bulaşmasını azaltmak olmalıdır” diye belirtti. 
 
‘ÖNLEM ALINMADAN KRİTİK EŞİK AŞILDI’
 
Yerlikaya, Türkiye’nin salgının en hızlı yayıldığı ülkelerin başında gelmesinin nedenlerini şöyle anlattı:   “Salgının dünyaya ilan edilmesinden sonra Türkiye’de; İran’da salgının olduğu öğrenilmesine karşın, sınır kapıları tedricen kapatıldı, gelenlere etkin karantina uygulanmadı. Salgının var olduğu bilinen Avrupa ülkelerinden gelen 300 bini aşkın kişiye ateş taraması dışında herhangi bir kısıtlayıcı uygulama yapılmadı. Göçmenler, sığınmacılar, mülteciler araçlarla, kitlesel olarak Yunanistan sınırında olan illere taşındı. Yaklaşık bir hafta sonrasında yeniden, yine kitlesel olarak araçlarla eski ikametlerine taşındı. Böylece, yetkililer sorumluluklarının tam tersi bir uygulama ile etkenin yayılma riskini arttırmış oldu. Suudi Arabistan’da da salgın olduğu ve Umre’de çok farklı ülke yurttaşlarıyla temas olacağı biliniyor olmasına karşın, Umre’den dönen milletvekilleri, bürokratlar başta olmak üzere, yirmi binin üzerindeki kişinin önemli bir bölümüne karantina uygulanmadı. Bu kişiler, ülkemizin hemen bütün illerinde bulunan evlerine gittiler. Olağan dönemlerde olduğu gibi akrabalarının, komşularının kutlamalarını yakın temaslarla kabul ettiler. Okullar ve üniversiteler tatil edilmesine karşın, eş zamanlı olarak askere alımlar, terhisler ile toplu ibadetler engellenmedi.”
 
‘ÜÇ AY İÇİNDE ZİRVEYE ULAŞACAK’
 
Salgının ülkenin her tarafından yaygınlaştığına dikkat çeken Yerlikaya, “Sağlık Bakanı tarafından yapılan açıklamaya göre, 30 Mart 2020 tarihi itibariyle test yapılan olgu sayısının ancak 76 bine ulaştı. Hastalık belirtisi olanların büyük bölümüne, temaslılara, sağlık kurumlarında hasta ve olası COVID-19’lularla teması olan sağlık emekçilerine sistemli olarak test yapılmadı. Bu nedenlerle, bilinen tanısı ve kesinleşmiş hasta sayısı 30 Mart itibariyle yalnızca 10 bin 827 kişi olarak açıklandı. Oysa etkenin bilinen özellikleri ve olası hastalar veya temaslılarla ilgili uygulamalar göz önüne alındığında, sayılarını söyleme olanağımız olmasa da hastalığın ülkenin hemen her yerinde ve yaygın olduğunu ifade edebiliriz. Tüm bu nedenlerden dolayı hastalık Türkiye’de diğer dünya ülkelerinden de hızlı sayılabilecek bir oranda artış göstermektedir. Henüz, hastalığı geçirip sağlığına kavuşanlarda kalıcı bağışıklığın gelişip gelişmediğinin tam olarak bilinmemesi bir yana, hastalığı geçirmemiş herkesin risk altında olduğu bir dönemdeyiz. Hastalığın benzerlerine göre bulaşıcılığı oldukça yüksek, epidemiyolojik verilerle hazırlanan senaryolara göre herhangi bir kontrol yönteminin uygulanmaması halinde toplumun yarısından fazlasının enfekte olması, hastalığın üç ay içerisinde zirveye ulaşması ve çok sayıda ölümün gerçekleşmesi olasılık dahilindedir. Hastalığın önlenmesinde kişisel hijyen kuralarına uymak ve sosyal izolasyon bilinen en etkili yöntemlerdir” dedi.  
 
SAĞLIK EMEKÇİLERİDE ENDİŞELİ
 
Sağlık emekçilerinin zor bir süreçten geçtiğini, bundan dolayı işlerinin kolaylaştırılması gerektiğini belirten Yerlikaya, “Tüm toplumsal kesimleri ilgilendiren zor bir dönemden geçmekteyiz. Ancak tüm dünyayı etkileyen pandemi ile en ön safta hekimler ve sağlık çalışanları mücadele etmektedir. Yeterli koruyucu ekipmanın bulunmadığı zor çalışma ortamlarında sağlık emekçileri hem kendilerinin hem de yakınlarının hastalanması endişesini yaşarken, aynı zamanda mesleklerini uygulayıp, hastalığın yayılmasını engellemeye ve hastaları iyileştirmeye çabalamaktadır. Salgın ve olağandışı durumlarda çok sayıda kişinin başvurma olasılığı sağlık emekçilerinde yetersizlik hissi oluşturabilmektedir. Sürecin şeffaf yönetilememesi ve belirsizliği, kaygı ve endişeyi artırmaktadır. Tüm bu nedenlerden dolayı bu zor dönemde ruhsal açıdan hekim ve sağlık çalışanlarını olumsuz etkilemesi beklenebilir. Çaresizlik, öfke, tahammülsüzlük gibi etkiler ortaya çıkabilir. Buna karşı sağlık çalışanları yeterli ve doğru bilgilendirilmesi,  aşırı çalıştırılmaktan kaçınılması, çalışma koşullarının düzenlenmesi, yeterli ve dengeli beslenmeleri, yeterli uyku uyumaları, bu süreçte hastalığın bulaş riski nedeniyle eve gitmek istemeyenlere otel, yurt ve misafirhanelerde kalabilme olanakları sağlanması gibi yaşam koşullarının düzeltilmesi ruh sağlıklarının korunmasına katkı sağlayacaktır.”
 
‘ŞEFFAF OLUNMALI’
 
Salgın ile mücadelede şeffaf olunması gerektiğinin altını çizen Yerlikaya, bölge odaları (Van-Hakkâri Tabip Odası ve Mardin Tabip Odası) başkanlarının basına yaptıkları açıklamalarla haklarında soruşturma açılmasının mevcut iktidarın salgınla mücadele etme anlayışını yansıttığını söyledi. 

Demokrat Haber’e Patreon'dan bağış yapabilirsiniz > > > > >

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER